BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Aklınızı başınıza alın!..

Aklınızı başınıza alın!..

Ey, bugünlere kadar Türk sporunun, Türk futbolunun daima ve daima “balını, kaymağını yiyenler!.”



Ey, bugünlere kadar Türk sporunun, Türk futbolunun daima ve daima “balını, kaymağını yiyenler!.” Ey, daima ve daima “Federasyonundan, hakemlerine, medyasından, taraftarına kadar” Türk sporunun ve Türk futbolunun temel unsurlarına “Rabbena, hep bana” diyenler!. Ey, daima ve daima “Ben büyüğüm, ben haklıyım, haklı olmadığım zamanlarda bile haklı çıkarılmalıyım” diye düşenenler, olmayınca da kıyameti koparanlar!. Ey, daima ve daime “birbirlerinin gözünü oymaya devam ederlerken” iş menfaate dayanınca, “bal-kaymak daha da önemlisi hak yemeye gelince” birdenbire el ele tutuşup “Büyükler cephesi kuranlar” ve Türk futbolunu bölenler!. Ey, iz’andan da, insaftan da yoksun olanlar!.. Türkiye 2000’li yıllara girerken verdiğiniz fotoğrafa bir bakın!. Gelmişler “dördü bir araya!.” Poz veriyorlar!. Tebessüm ediyorlar!.. Yok... yok... Belki de “kurmaya çalıştıkları tuzaktan memnun” sırıtıyorlar!. Neymiş, “Maç naklen yayın ihalesinde, istedikleri payı alamazlarsa, beraber hareket edip, tanımayacaklarmış!. Mücadeleyi sonuna kadar götüreceklermiş!.” İstedikleri pay, “ihalenin yüzde 65’i!.” Yani, “dört kulübe yüzde 65, diğer 14 kulübe artı ikinci lige artı üçüncü lige yüzde 35!.” Durun bitmedi!.. “Sırıtan fotoğrafta” bir başka mesaj daha var: “Transferde kendi aramızda centilmenlik anlaşması yaptık!.” Yani? “Transferde birbirimizi ısırmayacağız!.” Yani? “Gene”, Anadolu kulüplerinin futbolcularını “ham edeceğiz!.” Bitmedi!.. “Ham ederken” de, “astronomik transfer ücretlerini önlemek için birbirimizin talip olduğu oyunculara talip olmayarak, fiyatları iyice düşereceğiz!..” Yani; tuzak ortada!.. “Kendilerinin dışındakiler” neyle ayakta duruyor ya da duracak? Maç naklen yayınlarından gelecek payla, bir!. Transferde oyuncu satarak, iki!. “Sırıtan fotoğraftaki” 4 büyük, “bu iki boğazı da tıkamaya çalışıyor”, küçüklere nefes bile aldırmayacak!. Bu ne iz’andır, bu ne insaftır, bu ne cür’ettir? “Yapmak istedikleri, düşündükleri, söyledikleri” her yönüyle suçtur!. “Rekabet Kurulu” böyle bir “tekelci anlayışı” bilmem ki nasıl karşılar? “Kerametleri kendilerinden menkûl” bazı adamlar bir araya gelerek ve “Türk sporuna, Türk futboluna sadece biz hâkim oluruz, diğerleri sürünsün” diyerek “el sıkışarak” gazete fotoğrafçılarına, TV kameramanlarına “sırıtarak poz verecek” ve benim anlı-şanlı “spor medyam” tepki göstermeyecek, hatta alkışlayacak, destek verecek!. Nerede kaldı, Anayasamızdaki “eşitlik ilkesi?” Nerede kaldı medyanın tarafsızlığı ilkesi? “Ben büyüğüm, benim sporcu sayım fazla, benim taraftar sayım fazla” gerekçesiyle ortaya çıkıp “makûlü aramak başka” “Ben yaşayayım, gerisi can çekişsin” zihniyetinin peşinde “cephe kurmak” başka!. Türk sporunun, Türk futbolunun, diğer kulüplerin sırtına binerek, “hak gaspederek, baskı yaparak” büyük olmak başka, “büyüklüğün gereğini yapmak” başka!. Ben bunca yıldır bu işin içindeyim, “hak konusunda” bu büyüklerin “büyüklük yaptığını” hiç ama hiç görmedim!. Hep “menfaatçılık yaptılar!.” Hâlâ da yapmaya devam ediyorlar!. “Yetersiz, beceriksiz” yönetimlerin, kulüpleri getirdiği bataklıktan çıkmak için, “küçük olarak gördükleri kulüplerin haklarını yemekten başka bir şey yapmama” yarışı içindeler!. “Küçük kulüp yöneticisi” 100 bin dolara aldığı oyuncuyu 5 milyon dolara hem de Real Madrid’e satıyor!. “Büyük kulüp yöneticisi” 5 milyon dolara mâl ettiği futbolcudan 100 bin dolarlık verim alamıyor!. Sonra da, “masa başında” hıncını, türlü çeşitli baskılarla, hatta düpedüz tehditlerle almaya kalkışıyor, “maç naklen yayınları ihalesine, transfere ipotek koymanın peşine düşüyor!.” Bu “çirkin bu haksız çark değişmedikçe”, Türk sporunda da, Türk futbolunda da “kalıcı bir reform yapmanın imkânı yoktur!.” Bu kafayı değiştirmek için yola çıkan federasyonlar, kulüpler, kulüp yöneticileri “medyadaki silahşörler tarafından” yerle yeksan edilir!. Ve, futbolumuzdaki “kast sistemi” sürer gider!. Yazıklar olsun!.. Marketimize hoş geldiniz!.. Bir Galatasaraylı olarak spor medyasından çok şikayetçiyim. Tam şampiyonluk dönemecinde iken transfer dedikoduları ile Galatasaraylı futbolcuların kafalarını karıştırmak istiyorlar. Öyle atıyorlar, insan sinir oluyor. Schalke 04 Hami’yi verip, Fatih’i alacakmış. Bunu haber diye koyan gazetenin sorumlularının akıllarından şüphe etmek gerek. Zira 20 yaşındaki Fatih’i vererek Galatasaray futbolun sonuna gelmiş Hami’yi alacak. Kafaya bakın. Ne yapacak Hami’yi Galatasaray? Schalke gibi üçüncü sınıf bir Alman takımında oynayamayan Hami, Galatasaray’da nasıl oynar? Galatasaray Hami’nin turşusunu mu kuracak? Hami’yi Galatasaray yıllar önce, Hami iken istedi, Trabzonspor vermedi. Şimdi Hami, Fatih’le takas edilecek kadar iyi ise, Trabzonspor alsın, işe Galatasaray’ı neden karıştırıyorlar? Cemal Üstün - İstanbul * * * Ben Beşiktaşlıyım, elbette Beşiktaş’ın şampiyon olmasını isterim. Ama bu futbola haksızlık olmaz mı? Üstelik Beşiktaş’a zarar vermez mi? Şampiyon olan takımın değiştirilmesi mümkün değil. Ancak bir-iki takviye yapılır. Peki bir-iki takviyeli Beşiktaş Şampiyonlar Ligi’nde ne yapar? Bu sezon çok sıradan bir takıma elenen, hem de en kolay bir kupada elenen Beşiktaş, Şampiyonlar Ligi’nde başarılı olmak istiyorsa, takımı büyük ölçüde değiştirmeli. Göklere çıkardığımız kaptan Mehmet, burada kolay maçlarda bile maçın sonunu getiremiyor, Şampiyonlar Ligi’nde ona top oynatırlar mı? Şampiyonluğu, bütün Beşiktaşlılar gibi ben de istiyorum ama bu futbolla gelecek bir şampiyonluğun bize fayda getirmeyeceğini de biliyorum. Mehmet Ali Çınarlı - Malatya * * * Fenerbahçe’nin en büyük problemi, Fenerbahçeli medya ve Ali Şen. Bu medya ve bu eski başkan oldukça bizim kulübe huzur gelmez. İstikrar gelmez. Bunlar gelmeyince de başarı gelmez. Ali Şen övünüyor, takımı şampiyon yaptım diye. Takımı o şampiyon yapmadı, Trabzonspor kendi sahasında Van’dan bir beraberlik bile alamayarak yaptı. Bunu herkes biliyor, Ali Şen göz boyuyor. Fenerbahçe her sezon bir-iki teknik adam değiştirerek nasıl istikrarı yakalar? Takımın iskeletini değiştirerek nasıl başarıya ulaşır? Fenerbahçeli medya bu takımın büyük bölümünü beğenmiyor, istemiyor, istenmeyen oyuncuların peşinden Avrupa’nın büyük takımları koşuyor. Bu nasıl iş anlamak mümkün değil. Her hafta başka şey söyleyen ve yazan Fenerbahçe medyası, bu tutumunu sürdürdükçe bizim kulübümüzde huzur olmayacak. Kulübe de futbolculara da, teknik adamlara da, bizlere de yazık. Fenerbahçeli futbol yorumcuları bizim sırtımızdan ticaret yapıyor, başka bir şey bildikleri yok. Cumali Keskin - Adana İşte Zalgiris!.. Bizdeki “çok bilmiş” basketbol yöneticilerinin, teknik adamlarının, menecerlerinin, basketbol yazar-çizerinin, tabii istisnaları bir tarafa ayırıyorum, “neyi ne kadar bildikleri” ortaya çıkıverdi! Zalgiris, Avrupa’nın en büyük basketbol kupasını aldı, hem de bütün rakiplerini eze eze!.. Şimdi hâlâ, Efes’lerin, Aydın Örs’lerin, Naumoski’lerin, İbrahim’li Fenerbahçe’nin, Orhun’lu Galatasaray’ın, Harun’lu Ülker’in peşinden “hayran hayran koşanların” şapkalarını önlerine koyarak düşenecekleri bir şey var: Efes, Fenerbahçe, Ülker hatta Galatasaray “kaçar milyon dolarlık”, Zalgiris ise “kaç milyon dolarlık” Elbette ki, Yunanlıların da, İtalyanların da, İspanyolların da, Fransızların da, “bizim gibi” şapkalarını önlerine koyarak düşünmeleri gerekiyor!. Zalgiris, takımını kaça kurdu, teknik adamı kaç para alıyor? Efes’inden, Olimpiyakos’una Kinder’inden, Barcelona’sına kadar “diğerleri” kaç para ile takımlar kurdular, hocalarına ne kadar ödüyorlar? Cuma günü Milliyet’te Yalçın Granit’i okudum, hem de “zevkle!.” Öyle bir Orhun anlatmış ki, sanki bir eşi NBA’de bile yok!.. Tesadüf, o sayfanın arkasında Ülker-Galatasaray maçı ve kritiği vardı, orada da hem Orhun, hem de Anderson!.. Biz senede “4-5 maç oynayan” basketbolcularımızı büyüttüğümüz sürece, daha çoook yıllar “dörtlü finallerin kapısından döner”, Zalgirisleri ve Zalgirislerin oynadığı basketbolu ağzımız açık hayranlıkla seyrederiz! Şimdi “yarım adamlar” gibi, “yarım hocalar” da moda!.. Efendim, “Orhun müthiş bir savunmacı!.” Harun ise “korkunç bir hücumcu!.” Koray Mincinozlu’nun, Aydın Örs’ün üstüne “savunmacı” hoca yok! İşte bu “yarım yarım adamlar ve yarım yarım hocalar sebebiyle”, basketbolumuzun nefesi “zirvelere yetmiyor!.” Hem de onlarca milyon dolarlar, transferde etrafa saçılmasına rağmen!. Basketbol bir keyif sporudur!. “Kız maçları skoruna aklını takmış” hocalarla nereye kadar gideriz? Üstelik bu hocaların takımları, “en kritik maçlarda” bir devrede 52 sayı birden yiyorlarsa? Yooo... Ben “basketboldan elbette ki, uzmanları kadar anlamam” ama 50 yıldır basketbol izliyorum. 50 yıldır muntazaman “vergimi ödüyorum!.” Elbette ki, her yıl milyonlarca dolarımı “transferlerde” yerli yabancı oyuncuların, hocaların ceplerine koyan takımlarımızdan da “keyifli bir basketbol ile başarı bekliyorum!.” Bu, “en tabii hakkım” değil mi? Aynanın öteki yüzü!.. Sevgili Ö.Lütfi Mete “taraftar mı, müşteri mi?” başlıklı enfes analizinde, Türk futbolunun özellikle Galatasaray’a yansıyan bir gerçeğini ortaya koyuyor ve diyor ki: “En iyi futbolu oynadığı kabul edilen Galatasaray maçlarını 15 bin kişiye oynuyor. Sonra da bu takımın taraftarı, maçlarını ortalama 50 bin kişiye oynayan Juventus’la, Manchester United’le başabaş mücadele edilmesini istiyor, bekliyor!” Ve de soruyor: “Olur mu?” Elbette olmaz sevgili Mete, elbette olmaz!. Amma.. Bir de “aynanın öteki yüzü var!.” Ben de “görevim olmasa”, Galatasaray’ın maçlarına gitmem, evimde TV’den seyrederim. Zira, ben maça “futboldan keyif almak, takımımı desteklemek için” giderim. Maç başlamadan başlayan, maç bittikten sonra bile devam eden “küfür korolarını” dinlemeye değil!. Kavga etmeye değil!. Yenilen takımların üzgün taraftarlarının, futbolcularının, yöneticilerinin “Cenaze marşlarıyla, Fincanı taştan oyarlar melodileriyle uğurlandığı” bir arenaya gitmek için “üste neden para vereyim?” Galatasaray gibi bir kulüp, “huzur, keyif içinde maç seyretmemi, küfür, ölüm, dehşet saldırganlığı içinde kaybolmamamı sağlamıyorsa”, benim “bu haldeki tribünlere gelip oturmamı, bu ekonomik bunalım döneminde milyonlarca liralık bilet parası ödememi” nasıl bekleyebilir, isteyebilir? Taraftar da olsam, müşteri de olsam, ben “bana insan gibi muamele edecek, sevgi ve saygı gösterecek yere gitmek, oturmak, keyif almak, heyecan ve zevk duymak isterim!.” Kızgınlıkla, öfkeyle, “ağzımdan köpükler saçacak” bir duruma gelmeyi getirilmeyi değil!. Bilmem, sevgili Mete haksız mıyım? Hadi haksız olsam bile, çok mu haksızım? Gülünç!.. Diyorum ya, Galatasaray yönetimi, herşeyiyle çıtayı çok aşağıya indirdi!. Hacizler, icralar, “Fincanı taştan oyarlar” ya da “Cenaze marşı müzikleri derken, şimdi de “hakkı teslim etmeyi, galibi kutlamayı bile unuttular!.” Fenerbahçe kız Basketbol Takımı, Galatasaray Kız Basketbol Takımı’nı “eze eze” yenerek, Kupa’yı da, Lig Şampiyonluğu’nu da müzesine götürdü!. Enfes maçlar seyrettik, heyecandan yerimize oturamadık, basketbola doyduk!. Böyle bir seride, “galibi de, mağlubu da kutlamamız” gerekmez mi? Hele hele, “Galatasaray’ın 10 yıl süren hegemonyasına son vererek, kız basketboluna yepyeni bir rekabet, heyecan ve keyif getiren” ve de bileğinin hakkı ile kupaları alan sarı-lacivertlileri “bir başka kutlamak” her sporseverin görevi değil mi? Amma.. “Bükemedikleri eli, öpmeyi bir yana bıraktım, sıkmayı bile beceremeyen” bir zihniyet yönetiyor, ne yazık ki Galatasaray’ı!.. “Federasyon.. Hakemler.. Galatasaray’a komplo!.” O tutmadı... Bu defa, “daha çirkin bir tavır!.” “Galatasaray B takımı kupayı aldı!. Onlar bizim eski oyuncularımız!.” Ayıptır!. Sen en iyi oyuncularını, “en büyük rakibine kaptır”, bir Arzu’yu bile muhafaza edeme ve çaresizlik içinde çırpınan Longin’e dinlenme fırsatı verecek,” onun üzerine “3-4 kişilik bir savunma bloku çöktüğünde” reboundlar dahil yardımcı olacak elindeki en büyük kozu kaçır, sonra da hakemlere, federasyona çamur at, rakibinin başarısını “B takımı” diye küçümsemeye kalk!. Hadi canım siz de!.. Biliyor musunuz; bu tavır ve sözlerinizle Galatasaray’a hiç ama hiç yakışmıyorsunuz!.. Ah Polat, ah!.. Olmayacak duaya “amin” deyip, “Atatürk’ü bile propagandalarına katıp baraja takma cüretini gösterecek kadar” gözü kararmış siyasetçilere kanarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı’na soyunmaya kalkışmak yerine, “sana çok yakışacak” Galatasaray Başkanlığı’na soyunsaydın ya!. Alp Yalman’la elele Galatasaray’ı “Avrupa’nın büyükleri kulübüne üye olma sınırına getirdikten sonra”, içinizdeki “ikili üçlü oynayanların oyununa gelip” görevden kopmanızdan bu yana kaç yıl geçti!. Galatasaray tam bir “borç batağının içine düşürüldü!.” Bütün taşlar yerinden oynadı!. “Hayali projelerle” ve “binbir dedikodu” ile genel kurullara gitti, şimdi bir yenisine gidiyor!. Dilerdim ki, Adnan Polat, “bu iş bilmezlerin, bu yönetim beceriksizlerinin, Galatasaray’ı bu hale getirenlerin, bakkalın, manavın bile hacizler, icralar peşinde koştuğu bir müflis ticarethane haline düşürenlerin” karşısına “ben varım” diye dikilsin!. Olmadı, yapmadın, belki de yapamadın!. Ve de Galatasaray’ı, “Sinemalarını kime yaptırdı, hayali projelerini kime yaptırdı” dedikodularına kadar düşürenlerin elinde bıraktın!. “Büyük bir seçime” her türlü riski göze alarak, cesaretle girdin!. Amma... Bana göre, “gireceğin seçimi yanlış seçtin!.” Sana daha çok yakışacak, üstelik kolayca kazanacağın seçimi seçseydin, şimdi sen de keyifli olurdun, Galatasaraylılar da!.. Haksız mıyım? Hastalık nerde? Veselinoviç... Hiddink... Venglos... Osieck... İviç... Parreira... Lazaroni... Gene Veselinoviç... Bariç... Löw... Bunlar 9 yılda Fenerbahçe’nin başına gelen “yabancı” hocalar!. Arada Erol Togay, Tınaz Tırpan, Rıdvan Dilmen, Cemşir Muratoğlu gibi “kısa dönem” yerli hocalar da var!.. Gazete arşivlerinde yapacağımız bir gezinti, “Bu hocalar geldiğinde neler yazılıp söylenmiş”, sonra da “kuyruklarına nasıl teneke bağlanıp gönderilmişler”, herşeyi ama herşeyi “apaçık” ortaya koyar!.. İşte, Fenerbahçe’deki “tedavi edilemeyen” en büyük ve en tehlikeli hastalık bu!. Bu hastalığın virüsü de, “belirli vücutlarda hücuma hazır” bekliyor!. Bu virüsün saklandığı vücutların sahibi, Fenerbahçe medyası!.. Fenerbahçe medyasından “bu virüs temizlenmedikçe”, sarı-lacivertlilerin her sezon nükseden ve nüksedecek olan hastalığı sürecek!. Büyük Allah bütün Fenerbahçelilere sabır ve sağlık versin!. Anlaşmalı maçlar önlenmeli!.. Hemen hemen her sezon örneklerini görüyoruz!.. Özellikle “ara transferde”, bir takımdan bir başka takıma kiralanan ya da satılan futbolcularla ya da kulüpleriyle “özel anlaşmalar” yapılıyor ve deniyor ki: “Bize karşı oynayamaz!.” Futbol Federasyonu diyor ki: “Ben bu özel anlaşmayı tanımam!.” Ama, “Federasyonun tanımaması” yetmiyor ki!.. “Hukuk” tanıyor!. Özel anlaşmaya aykırı olarak o oyuncuyu oynattığında, “anlaşmada yazılı tazminatı ödüyorsun!.” Peki, “futbol dilinde”, bir takıma karşı “falan falan oyuncuyu oynatmamak”, falan falan takıma karşı da “oynatmak” ne anlama geliyor? “Oynatmadığın takımla peşin peşin anlaşma yapıp, senin karşına daha güçsüz, eksik bir takımla çıkacağım” anlamına gelmiyor mu? Bu açık açık “anlaşmalı maç” değil mi? “Ben o anlaşmayı tanımıyorum” diyen Federasyon, “bu anlaşmalı maçları” önleyebiliyor mu?” Hayır, önleyemiyor, zira yönetmeliklerinde “boşluk var!.” Yönetmeliklere koysa ya, “Benim tanımadığım özel anlaşmaları yapan kulüplere şu şu şu cezalar verilir” diye!. Mesela “puan indirimi!.” Mesela “bu anlaşmaları yapan yöneticilere” hak mahrumiyeti! “Ben tanımıyorum” demekle iş bitmez!. Sahi bu federasyonun “Hukuk Kurulu” ne işe yarıyor?
 
 
 
 
 
 
 
Kapat
KAPAT