BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Korkuyla baktı Yakup'un yüzüne!..

Korkuyla baktı Yakup'un yüzüne!..

Zehra yemekten sonra bulaşıkları yıkayıp odaya geldi. Tuncer hariç bütün çocuklar uyumuştu bile.



Zehra yemekten sonra bulaşıkları yıkayıp odaya geldi. Tuncer hariç bütün çocuklar uyumuştu bile. Yakup ise bir sigara yakmış, odanın tek penceresinin pervazına dirseğini dayamış, sigarasından derin nefesler çekerek dışarıya bakıyordu. Genç kadın usulca onun oturduğu sedirin kenarına ilişti: - Ne oldu Yakup? Bir şey mi var? Adam yutkundu. Başını çevirmeden mırıldandı: - İşten çıktım... Zehra irkildi. Göz bebekleri sanki korkunç bir sahneye şahit olmuş gibi büyümüştü. Üst dudağını ısırdı dişleriyle. Biçimsiz bir laf söylemekten çekinerek usulca: - İyi de neden Yakup? Diye mırıldandı... - Çıktım işte. Adam verdiği gündelikten haraç istiyor yahu... Âdet öyleymiş, inşaat çavuşu herif. Alacağım zaten ne ki... Bir de yüzde onunu ona verecekmişim... Enayi miyim ben? Zehra gözlerini yere dikmişti. Boynunu büktü garip bir tavırla: - Doğru dersin de âdet böyleyse sen de uyacaktın o adete be Yakup'um... - Uymam... Böyle adet olmaz. Biz hayvan gibi çalışıyoruz, beyefendi bir kenarda bütün gün ense yapıyor. Sonra da benim sırtımdan para kazanıyor, yağma yok... Olmaz öyle şey. - İyi ya, sen bilirsin... Ne diyeyim ki... Bu sözlerden sonra derin bir iç çekişle yine gözlerini yere çevirdi Zehra. Odanın öte tarafındaki eski kilimin üzerinde Tuncer elinde bir tahta parçası ve kör bir çakı ile bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Aslında aklı ve kulakları annesiyle babasının konuştuklarındaydı. Neler olup bittiğini anlayacak bir yaştaydı küçük çocuk. Okul işine daha el atamamışlardı. Bu yüzden akşama kadar sokakta, evde boş boş vakit geçiriyordu. Yakup sigarasından son bir nefes daha çekip kül tablasına bastırdı olanca gücüyle, sanki hıncını almak istermiş gibi. - Dövdüm herifi ben de... Zehra hafif bir çığlık atarak elleriyle ağzını kapattı. Tedirgin ve şaşkındı. Korkuyla bakıyordu Yakup'un yüzüne... - Dövdüm adamı yahu! Hak etti. Bu güne kadar çalıştığımı istedim, vermedi. Ben de bekledim paydos saatini. Kıstırıp dövdüm. Aldım parayı. Buradaki insanlar alın teri nedir bilmiyor mu yahu? İnsanın emeğine hiç mi saygı yok. Ne demiş atalarımız, işleyen demir ışıldarmış, biz işledikçe paslanacağız bu memlekette. Aptalca hareket etmeyeceğim bundan böyle. Aklımı başıma toplayıp, herkes ne yapıyorsa ben de öyle davranacağım. Burada herkes birbirinin cebinden çalıyor emeğini. Ben de öyle yapacağım. Bak şu Hüsamettin ağabeye. Sanki o kadar kırıldık, döküldük yanında teşekkür edeceğiz diye. Ama içim kan ağladı inan ki. Ne yaptı be geldiğimizden beri. Cebimde param olmasa yüzüme bakmazdı. Kiminle konuşurken ağzını açtı? Karısı desen dili bir karış uzamış, istemedi bizi be! Resmen istemedi bizi... Ağırıma gitti Zehra! Kadın derin bir nefes aldı. Bu kente ayak bastığı anda yüreğini kaplayan o tedirginlik bütün açıklığıyla sarmıştı çevresini birden. Korkuyla dolaşıyordu şaşkın göz bebekleri kocasının yüzünde. Başlarına bir şeyler geleceğinden korkuyor, onun yüreğini kaplayan sıkıntısı nefes almasını engelliyordu sanki. Konuşmak istedi, kelimeler yolunu bulup çıkamadı dudaklarından. Dili boşuna döndü ağzının içinde. Yakup onun haline hiç dikkat etmeden bir sigara daha yakmış, başı camdan dışarıya dönük konuşuyordu: - Ben de onlar gibi olacağım. Birileri kolay yoldan para kazanmasını beceriyorsa ben neden becermeyeyim de bu sıkıntıyı çekeyim. Aklım kabul etmiyor bunu. Göreceksin, gerekirse kaba kuvvet! Ama sonunda gülen ben olacağım. Zehra inledi hafifçe. Kolları yanına düşmüş, sanki taş ocağında çalışmış bir mahkum gibi bitkin ve çaresiz kalmıştı. - Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu Yakup? Diyebildi sadece güçlükle... * DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT