BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Prof. Dr. Emin Bilgiç

Prof. Dr. Emin Bilgiç

Prof. Dr. Emin Bilgiç, 1996 yılının 20 Ocak'ında vefat etti. Demek ki o, 5 yıldan beri hakiki dünyada! Zaman nasıl da çabuk geçmiş Allahım.Şimdi, hangi kitapta okduğumu hatırlayamıyorum. Bir gönül sultanımız, devlet adamlarımıza şöyle bir öğütte bulunmuş: "Bir devlet adamı, âlimlerin kapısına gitmekle küçülmez.



Prof. Dr. Emin Bilgiç, 1996 yılının 20 Ocak'ında vefat etti. Demek ki o, 5 yıldan beri hakiki dünyada! Zaman nasıl da çabuk geçmiş Allahım. Şimdi, hangi kitapta okduğumu hatırlayamıyorum. Bir gönül sultanımız, devlet adamlarımıza şöyle bir öğütte bulunmuş: "Bir devlet adamı, âlimlerin kapısına gitmekle küçülmez. Asıl küçüklük âlimlerin ve din ulularının, devlet adamları kapısında beklemeleridir!" demiş. 6. Demirel Hükümeti, 12 Kasım 1979 tarihinde ilan edildi. Sivas Milletvekili Tevfik Koraltan, yeni kabinede Kültür bakanıydı. 13 veya 14 kasımda, beni makamına çağırdı. -"Seninle birlikte çalışacağız! Benim müsteşar yardımcım olacaksın. Şimdi bir de müsteşar bulmamız lazım. Emin Bilgiç hocayı tanıdığını söylediler; doğru mu?" dedi. -Doğru dedim. 1956 yılında Türk Ocakları Genel Başkanıydı. Benim Türk Ocaklarında yetiştiğimi biliyorsunuz!" -"Güzel dedi. Şimdi seninle Hocanın evine gideceğiz ve kendisine müsteşarımız olmasını teklif edeceğiz. Kalk bakalım!..." Bakanla birlikte yola çıktık. Aklında hep o gönüller sultanımızın doğru ve güzel öğüdü! Bu davranışıyla bakan gözümde büyümeye başladı. Emin Bilgiç, bizi kapıda bizzat karşıladı. O gün, bütün güzelliğiyle aklımdadır. Konuyu Tevfik Koraltan açtı: -"Aziz hocam dedi. Bakanlık Müsteşarlığı sizi bekliyor. Yani ya bize imam olacaksınız; veya bize bir imam bulacaksınız!" Emin Bilgiç, evine kadar gelen bakana; hemen cevap vermedi. "Elbette! Memnuniyetle! Şerefle! Emredersiniz..." demedi. Bir süre düşündü. Ne kadar? diye sormayın. Bize bir saat kadar uzun geldi. Sonra, kelimeleri seçmekte zorlanıyormuş gibi yavaş yavaş konuşmaya başladı: -"Sayın bakan dedi teveccühünüze de, nezaketinize de teşekkür ederim. Ben, 4. Demirel Hükümetinde, Rıfkı Danışman beyefendiyle de iki yıl kadar çalıştım. Bakanlık siyasi bir mevkidir. Sizin de siyasi bir kimliğiniz var. Ancak bildiğiniz gibi kültür bizim varlık sebebimizdir. Milletimizin şah damarıdır. Kültür siyasetimiz üzerinde, kat'iyyen parti siyaseti yapılmaz, yapılmamalı. Hatta bir milletin kültür politikası, partiler üstünde olmalı. İlim neyi emrediyorsa o yapılmalı. Ben, müsteşarlık koltuğunda ilimden ve irfandan kat'iyyen ayrılamam. Bazı milletvekillerinin olur-olmaz isteklerine "evet" diyemem. Böyle hallerde siz, siyasi baskılara göğüs geremezseniz, bakanlık, ciddiyetini kaybeder. Ben de öyle bir makamda kat'iyyen oturamam. Teklifinizi lütfen bir daha düşününüz. Yolun ortasında birbirimizi bırakmaktansa, bu işe hiç başlamamak bence daha iyi olur!" Bu cevabıyla Emin Bilgiç de gözümde bir daha büyüdü. Tevfik Koraltan ayağa kalktı: -"Bu konuyu yenibaştan düşünmeye gerek yoktur hocam. Sizin gibi düşündüğümüz için buradayız. Anlaştık işte! Yarın kararnamenizi Başbakanlığa götüreceğim! Teşekkür ederim!.. Emin Bilgiç merhumla, 12 Eylül darbesine kadar birlikte çalıştık. Cesur, bilgili, dürüst bir devlet adamıydı. Kültür mes'elelerimizi derinlemesine bilen bir müsteşardı. Ben, Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı'nda, ancak gemilerde veya sebze hallerinde sırt hamallığı yapabilecek kimseler gördüm. Ömrü boyunca bir kitap okumamış, bir makale yazmamış, kültürün ne demek olduğunu bile anlayamamış kültür müsteşarları, kültür bakanları tanıdım... Kültür Bakanlığında tanıdığım iki mükemmel müsteşardan biri Emin Bilgiç'tir, ötekisi Acar Okan! 1981 Atatürk'ün doğumunun 100. yıldönümü idi. Yurt içinde ve yurt dışında yapılacak bütün anma programlarını Kültür Bakanlığı yürütecekti. Emin Bilgiç hoca, her türlü programın düzenlenmesinde beni vazifelendirdi. 1980 yılı bütçemiz 120 milyon liraydı. O zaman bir milyon liraya bir daire almak mümkündü. Bu paranın kokusunu alan bütün gözüaçıklar, Bakanlığa koştular. Atatürk'ün resmini, büstünü, heykelini, yapanlar, anlatılmaz şarlatanlıklarla, 120 milyon lirayı kemirmeye çalıştılar. Devletin bir tek kuruşunu o düzenbazlara kaptırmadık. Benim bir değil, bin cesaret isteyen bir çılgın teklifime Emin Bilgiç, "tamam dedi. Cumhuriyetin ilanından bugüne kadar yapılmayan bir işi, bir büyük devlet ayıbını ortadan kaldıracaktık. Milli Mücadelede hizmeti geçen bütün kahramanlarımızın, komutanlarımızın eserlerine devlet olarak sahip çıkacaktık. Ali Fuat Cebesoy Paşa'nın "Moskova Hatıraları" isimli kitabı ilk defa devlet yayınları arasında o zaman çıktı. 12 Mart darbesi olmasaydı, devletimiz kırk komutanımızı daha kucaklayacaktı. 12 Eylül'den sonra önce Emin Hocayı, sonra Melin Haser'i ve beni vazifeden aldılar. Kitap çalışmalarımızı derhal durdurdular. Devlete, millete, vatana hizmet etmeyi kolay mı sanıyorsunuz? Emin Bilgiç hocamızı rahmetle, minnetle anıyorum.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT