BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Cezayir’de Fransız vahşeti -2-

Cezayir’de Fransız vahşeti -2-

Fransızlar 40 bin franklık un borcunu ödemeyince iki ülke arasındaki ilk gerginlik böylece başlar



Harrata'da olanları Cati Ahmed'den dinleyelim: Önce mezarlarını kazdırdılar, sonra kurşuna dizdiler "... Tarih 9 Mayıs 1945, günlerden çarşamba... Saat 11.00'e doğru Setif'ten gelen zırhlı araçlar, şehrin 3 kilometre ötesinde belirdi. Ağır makinelilerle çevreyi ve kasabayı taradılar. Açılan ateş sonucunda yüzlerce ve yüzlerce kişiyi öldürdüler, yaraladılar. Onların ardından ordu birlikleri geldi. Kasabadan geçerek şatoya yerleştiler. Onların arkasından iki uçak kasabanın çevresini bombaladı. Güneş batarken ağır topçu ateşi açıldı. 105'lik toplarla Beni-Merai çiftliğini yerle bir ettiler. 9 Mayıs'ı 10 Mayıs'a bağlayan gece boyunca top ateşi devam etti. Halk hayvanlarını alıp dağa çıktı. Orada bir hafta kaldılar. 10 Mayıs günü Dussai firmasında çalışan yirmi ailenin oturduğu siteyi bombaladılar. Yıkıntıların arasından birçok ceset çıktı. Allik Musa, karısı, 17 yaşındaki oğlu, 5 yaşındaki oğlu ve annesinin sırtındaki bebeği, kaçarlarken makineli tüfeklerle taranıp öldürüldüler. Bir gün önce, sağlık memuru ve Fransız-Müslüman Kültür Cemiyeti Başkanı Hanouz Si Mohand-Arab, tüccar Kara Si Ali, zabıt kâtibi Boumedad Si Larbi, mübaşir Mücahit Belgacem ve eczacı Ayad Si Essaid'e haber salarak, kendilerine dokunmayacaklarını ve affedildiklerini haber vermişlerdi. Kara Si Ali, Mücahit Belgacem ve Ayad Si Essaid kasabaya geldiklerinde kurşuna dizildiler. Boumedad Si Larbi, evinin önünde vuruldu ve üzerine benzin dökülerek canlı canlı yakıldı. Hanouz Si Mohand-Arab'a gelince ona da 3 çocuğunun gözü önünde parmaklarını, el ve ayaklarını keserek işkence ettiler ve bir hendeğe attılar. Sonra sıra kasap Tahiat Si Allaoua'ya geldi. Partinin veznedarlığını yaptığı için parasını almak amacıyla öldürüldü. Sonra Bessouh, Manadi, Guendouz Muhammed, Benhininche Mansur ve birkaç aylık kızı öldürüldü ve daha birçokları... Bu arada çiftlikleri yağmaya giden ordu birlikleri, Riff'te 4-5 kişi, Taf-İfacene'de bir düzineye yakın kişiyi kurşuna dizdi. Bouandas'da seçtikleri 45 kişiyi köy dışına çıkararak, kendi mezarlarını kazdırıp vurdular. Tutuklamalar gece gündüz sürüyordu. Devriye gezen lejyonerler, köyleri yağma ediyor, kadınlara ailelerinin gözleri önünde tecavüz ediyorlardı..." Mağaraya sığınanlar cayır cayır yakıldı 16. Y.Y. başından, 1830 yılına kadar Osmanlılar tarafından huzur içinde yönetilen Cezayir, bu tarihten itibaren Fransa'nın hakimiyeti altına girer ve sömürgeci yönetiminin boyunduruğunda inim inim inler... Daha fazla dayanamayan Cezayirliler sonunda direnişe geçerler. Bu arada bir mağarada saklanan binlerce Cezayirli, Fransızlar tarafından canlı canlı yakılır... İşte vahşetin ilk başlangıcı... Fransa'nın sömürgesinde toprağa gömdüğü miras, aslında "Cezayir Destanı"nın ta kendisi... Gerçekten de "Cezayir Destanı" 1.5 milyondan fazla Müslümanın kanı ile yazılmıştı... 8 Mayıs 1945'ten bağımsızlığın kazanıldığı 1962'ye kadar Fransa'nın Cezayir'de giriştiği vahşet, yaptığı katliâm çağımızın belki de en büyük yüz karası... Fransa'nın Cezayir'de giriştiği soykırımı tam anlamıyla insanlık dışıydı... İşte soykırımdan bir kesit: İsveçli bayan gazeteci Christiana Lilliestiema, bir toplama kampında bulunan binlerce Cezayirli'den bazılarıyla görüşür. Yaptığı röportajından bir bölüm: "Şimdi de yedi yaşlarında bir erkek çocuğu ile beraberim. Vücudu yarabere içinde. Anasını, babasını ve kızkardeşini önce tartaklayan, sonra da öldüren Fransız askerleri, onu da tellerle sımsıkı bağlamışlar... Bir teğmen, görsün ve gördüğü şeyler hafızasından, benliğinden hiç silinmesin diye çocuğun gözlerini açık tutmaya çalışmış... Çocuk anasının, babasının ve kızkardeşinin ölümünü, daha doğrusu Fransız vahşetini zoraki seyretmiş..." Kapkaranlık bir dünyada büyüyen hem öksüz hem yetim bir çocukluk... Bu mu Fransız demokrasisinin bırakacağı bütün mesaj! Vahşetin tarihi eski Tarihte Fenikeliler, Kartacalılar, Romalılar, Vandallar, Bizanslılar, Araplar ve nihayet 16. Y.Y. başından, 1830 yılına kadar Osmanlılar tarafından yönetilen Cezayir, ancak bu tarihlerde Fransa'nın hakimiyeti altında inim inim inlemeye başlamıştı... Aslında Fransız zulmü, 1945'lerden önce başlar. Acı ve ıstırap veren olayların yanısıra, Fransa'nın anlayışı da sergilenir tarih boyu. Cezayir, Fransa'ya buğday satar. Ancak Fransa, 40.000 frank olan borcunu bir türlü ödeyemeyince, iki ülke arasındaki ilk soğukluk çıkar. Bu arada, son Osmanlı Beyi Hüseyin Dayı'nın Fransız elçisini yelpaze ile tokatlaması da ilgi çekici... Fransa'nın, Cezayir'le ilgilenmesi 1828'lerde başlar. Bu sıralarda da Osmanlı İmparatorluğu Cezayir'den elini eteğini çekmiş, ülke kendi yönetimi ile başbaşa kalmıştı... Fransa'nın sömürgeci emelleri gerçekleşince, Cezayir'de ilk direnmeler kabilelerden gelir. Haud Kabilesi, ilk direniş bayrağını açar. Yıllar boyu Osmanlı sulhuyle yaşayan, içişlerinde serbest, hatta son yıllarında, başka devletlerle anlaşmalar imzalayacak kadar hür olan Cezayirliler'e, Fransız egemenliği zor gelir. Her şeyden önce Hıristiyan boyunduruğu çekilmez olur. 1832 ve 1833 yılları arasında Tipaza ile Bileyda'da direnişler büyür. Ne var ki, Fransızlar'ın karşı taarruzu da şiddetlenir. Bu arada bir mağarada saklanan, daha doğrusu koyunları, inekleri ve azıklarıyla mağarada yaşamaya mecbur kalan binlerce Cezayirli, Fransızlar tarafından canlı canlı yakılır... İşte vahşetin ilk başlangıcı bu! Öte yandan, Kostantin Beyi Hacı Ahmet Bey, 17 yıl Fransızlar'a mukavemetlerde bulunur. Hacı Ahmet Bey Fransız kuvvetlerine ağır kayıplar verdirmiş... Son Türk Beyi olan Hacı Ahmet Bey'in ölüm yıldönümü her yıl Kostantin'de kutlanmakta... Kostantin'deki kadınların giydiği çarşafın rengi Cezayir'dekilerin aksine siyah. Yani, Kostantin'deki kadınlar siyah çarşafla elan, Hacı Ahmet Bey'in yasını tutmakta. Ve Emir Abdülkadir Kahramanca mukavemet, Batı Cephesi'nde de Emir Abdülkadir tarafından yürütülür... Sonraları Cezayir'in millî kahramanı haline gelecek olan Emir Abdülkadir, Şeyh Muhiddin'in oğluydu... Burada da, 17 yıl süren mukavemet, General Buci zamanında anlaşmayla sonuçlanır. Emir Abdülkadir'in egemenliğine bir eyalet tahsis edilir... Direnme, Fransızlar'ı, Cezayir'e, daha çok çeker... Sömürgecilik iştahını daha çok kabartır... Yıllarca Osmanlı İmparatorluğu'nun huzur ve güven dolu yönetiminde mutlu yaşayan Cezayirliler için gün geçtikçe Fransız yönetimi bir kâbus halini alır... "Atlantik Şartı" Günler günleri kovalayıp, birçok acıları Cezayir halkının omuzuna yüklerken, dünyada yeni bir oluşum ağırlığını hissettiriyordu. 1941'de ABD Başkanı Roosevelt ve İngiltere Başbakanı Churchill Atlas Okyanusu'nda bir savaş gemisinde buluşuyor... Burada, Almanya yenildikten sonra takip edecekleri siyasetin ilkeleri üzerinde anlaşıp, 14 Ağustos Beyannamesi yayınlanıyor... Bu beyannamede sömürgelere bağımsızlık vaad ediliyordu... "ATLANTİK ŞARTI" olarak bilinen bu anlaşmaya göre Cezayirliler'de savaştan sonra bağımsızlıklarına kavuşma ümidi beliriyordu. 1944'te yapılan Brazzaville Konferansı'nda yine sömürgelere hürriyet vaad ediliyordu... 1945'lerde savaş bitince, Cezayirliler, vaad edilen hürriyetin verilmediğini gördüler... Verilmeyen hürriyet her ne pahasına olursa olsun kazanılmalıydı. Müslüman liderler seslerini duyurmaya ve gizliden gizliye bir "Mücahitler Ordusu" kurmaya başlarlar... 8 Mayıs 1945 Hürriyet hasreti Cezayir'de dalga dalga yayılırken, ilk direnme hareketi 8 Mayıs 1945'te görülür... Kostantin, Setif, Harrata ve Guelma kentlerinde Cezayirliler hürriyet bayrağını açarlar... Gösterilerde Fransız sömürgeciliği şiddetle protesto edilir. Ancak işgalci Fransız polisi halkın üzerine ateş açar. İşte Fransız katliâmının başlangıcı.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT