BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Cebinde çok az parası kalmıştı...

Cebinde çok az parası kalmıştı...

Yakup boş boş dolaştıktan sonra bir kahveye girdi. Kalabalıktı içerisi. Sigaradan yoğun bir duman tabakası çökmüştü orta yere. Yirmi beş yaşlarında, kısa boylu ama son derece çevik bir genç son hızla dolaşıyordu masaların etrafında.



Yakup boş boş dolaştıktan sonra bir kahveye girdi. Kalabalıktı içerisi. Sigaradan yoğun bir duman tabakası çökmüştü orta yere. Yirmi beş yaşlarında, kısa boylu ama son derece çevik bir genç son hızla dolaşıyordu masaların etrafında. - Çaylar ağabeyler, haydi çaylar... Bütün masalarda okey oynanıyordu. Kiminde sadece dört kişi, kiminde ise seyircilerle birlikte neredeyse on kişi vardı. Köşedeki boş masalardan birine oturdu. Kısa boylu kahveci çırağı oturmasıyla birlikte başında bitiverdi: - Buyur ağabey, hoş geldin... - Bir çay getir aslanım bana... - Emrin olur ağabey... Yenisin galiba... Başını salladı "evet" anlamında. Cebinden sigarasını çıkartıp yaktı. Canı sıkkındı. Sabahtan beri belki beş yere bakmıştı iş için. Hepsinden de olumsuz cevap almıştı. Çok geçmeden çayı geldi. Bir yudum aldı şekerini karıştırıp. Tuhaf bir burukluk yayıldı ağzının içine. Yüzünü buruşturdu. - Acı bu çay be aslanım... - Ayıpsın ağabey, kaçak çay var içinde de ondan... Makbul böylesi... Sesini çıkartmadı. Yeni şeyler öğreniyordu bu şehirde. Cebinde çok az paraları kalmıştı. Allah'tan üç ay daha kira vermeyecekler, Zehra'nın kazandığıyla idare edebileceklerdi. Ama mutlaka bir yerde çalışmak zorundaydı. İçini çekti. Köydekiler eve Zehra'nın baktığını duysalar ayağa kalkarlar, bunu namus meselesi yaparlardı. Bir kadının kocası dururken çalışıp para kazanması kabul edilebilir miydi? Gözü yan tarafındaki masaya ilişti. Heyecanlı bir okey partisi dönüyordu. Biraz sonra masada oynanan oyuna kendini kaptırmış, hatta sandalyesini bile o tarafa doğru çekerek dalmış, az önce beynini kemiren düşüncelerin hepsinden sıyrılıp, kurtulmuştu. Merakla takip etti taşları. Oyunun mantığını da çabuk kavradı. Ama asıl hayret ettiği şey oyun sonunda kazanan kişinin cebine inen paraydı. Nereden baksan inşaatta çalışırken bir haftada kazandığı paranın iki misli kadarını eğlenerek indirmişti adam cebine. Oyunun galibi hayatından memnun bir şekilde masadan kalktı. Gülücükler dağıtıyordu etrafına. Diğerleri ise somurtmuştu. Yaşlı olanı Yakup'a döndü: - Gel birader, dördüncüyü sen tamamla... Adam aldı paraları gitti, baksana.. Yakup kekeledi: - Ben.. ben bilmem pek... Bilsem.. - Gel, birkaç el öylesine oynarız. Bilecek bir şey yok işte, taşları çekip dizeceksin. Gösterelim sana. Çekinerek bakındı etrafına, sanki bir yerlerden destek bekliyor gibiydi. Diğerlerinden geldi bu destek: - Haydi birader, geç şuraya yahu, kolay, bir şey değil öğrenmesi, dört beş el gösteririz nasıl olsa... Biraz vakit geçirmesi hiç de fena olmayacaktı. Tedirgin bir tebessümle oturdu oyundan kalkan adamın yerine. Önüne okey tahtası ve taşlar uzatıldı. Yanındaki adamın yardımıyla dizdi taşları. Açık oynadılar iki el. Zaten seyrederken bir şeyler kapmıştı. Kolayca öğrendi oyunu. Hatta iki el açtı bile. Çocuklar gibi mutlu oldu eli bitirince. Kendisini davet eden adam kaşlarını kaldırıp dudaklarını büzdü: - Oooo, baksana beyimize, öğrendi de kazanmaya bile başladı. Mahcup ama gururlu bir şekilde mırıldandı: - Yok yahu birader, şans işte. Taş geldi... Adam iki elini yana açtı, omuzlarını kaldırdı: - Eh, şans da seni görmeye başladığına göre, haydi bakalım, iş ciddiye binsin biraz da... Çıkın paraları, öyle bedava oynayacak değiliz akşama kadar... Yakup tedirgin bir şekilde elini cebine attı. Dört yüz lirası vardı. Dört tane yüzlük banknot. Bir tanesi çekip masaya bıraktı. DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT