BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Cezayir’de Fransız vahşeti -3-

Cezayir’de Fransız vahşeti -3-

Savunmasız insanların üzerine tanklarla saldırıp topa tutan Fransızlar, bununla yetinmeyip, köylere de havadan saldırılar düzenliyordu. Yapılan katliamların ardından toplanan cesetler ise toplu halde fırınlarda yakılıyordu.



Uçaklar köyleri yerle bir ediyordu! 8Mayıs 1945'te açılan bağımsızlık bayrağı, en az 45 bin Cezayirli'nin, ilk direnişte şehit olmasına yolaçmıştı... Mavi, beyaz ve kırmızı bayraklı Fransızlar gerçekten acımasızdı... Çoluk çocuk, kadın, genç, yaşlı demiyorlardı... Kurşunlar mayınlaşmıştı sanki!.. Bir kurşun, bazen çıkardığı panikle birkaç kişinin birden ölümüne sebep oluyordu... Sömürgeci Fransız şimdi, sopaya bombayla mukabele ediyordu... Yıllarca inim inim inleyen Cezayirliler'in tek silâhı ise iman gücüydü... Şehit düşerlerken "Kahrolsun Fransa" diye avazı çıktıkları kadar haykıranlar, sadece haykıranlar vardı... Fransa, gerçekten de asrın yüzkarası eylemini sergiliyordu.. Cezayirliler, aslında Fransa'dan neler çekmemişlerdi ki?.. Nitekim 2. Dünya Savaşı'nda Fransız bayrağı altında savaşan Cezayirliler onbinlerce ölü vermişlerdi... Mücahitler diyor ki! 8 Mayıs'ta başlayıp bağımsızlığa dek süren mücadeleden sağ kurtulan bazıları, o acılı günleri şöyle anlatıyorlardı: Amran Messut: "Cezayir bayrağının nihayet dalgalandığını duymak ve görmek, ruhlarımızdan korkuyu sildi... Ben de 17 yaşında hapse atılanlardan biri oldum... Çok işkence gördüm... Dayandım ve ölmedim... Diğer arkadaşlarımdan çoğu, son nefeslerinde bile Fransa'ya lânetler yağdırarak can verdiler..." Manni Abdullah "Biz, ailelerimizle dağlarda saklanmıştık... Çünkü Fransız askerleri toplu haldeki halkın arasına dalıyor, rastgele 50-60 kişiyi alıyor ve bunları, elleri kolları bağlı olarak sıraya diziyordu. Sonra da üzerlerine gaz döküp diri diri yakıyorlardı... Bu, duyduğum değil, gözlerimle gördüğüm ve görürken bayıldığım olaylardır..." Olaylar, işkenceler, katliâm korkunçtu... Durum, Fransızlar'ı dahi tedirgin etmeye başlamıştı... Fakat Haçlı zihniyeti korktukça baskıyı artırıyordu... Kuzey Afrika'da katliâm bütün şiddetiyle sürüyordu... İşte, adını açıklamamızı istemeyen bir Cezayirli'nin acı itirafı: "Çarşamba günü kasabaya zırhlı birlikler girdi... Halk kaçıştı... Fransız subaylarının ellerinde, sözde elebaşların, âsilerin listesi vardı... Gerçekte ise rastgele adlar bulunuyordu... Halktan gözlerine kestirdiklerini gruplar halinde alıp götürüyor, biraz tenhada sorgusuz sualsiz kurşuna diziyorlardı." Fransız askerleri köylerde, kasabalarda yangın çıkartıyor, sonra da yağma hareketine girişiyorlardı. Cezayirliler'in can ve mal emniyeti artık yok olmuştu... Oysa Cezayirliler, "Fransız Müslüman" olmak istemiyorlardı... Aslında bu ne acayip, ne alçaltıcı ve ne soysuz bir yakıştırmaydı...8 Mayıs'ta başlayan ilk direniş, misli görülmemiş bir katliâma dönüşmüştü... ABD Cezayir Başkonsolosu'nun yapmış olduğu çalışmaya göre, bu ilde olaylarda 40.000 kişinin, Kurtuluş Cephesi Partisi'nin yapmış olduğu tesbite göre ise an az 45.000 kişinin öldürüldüğü ve 6.000 kişinin toplama kamplarında işkenceye tâbi tutulduğu ortaya kesinlikle çıkmıştı... Köprü vahşeti Katliâm, genellikle bir yerde toplatılan halkın, toplu yok edilmesi, yani soykırımı şeklinde olmuştu... Fransız vahşetinin en büyük örneği ise Chaabet El Akhira'da Kherata Boğazı'nda bulunan bir köprüde, 5 bin Cezayirli'nin dereye atılmasıyla görülür... Aradan uzun zaman geçmesine rağmen, Hanuz Köprüsü'nün yamaçlarında halen insan kemiklerine, daha doğrusu "Fransız mirası"na rastlanmakta... Olaylardan kurtulan, fakat şimdi yarı sakat olan bir Cezayirli'nin anlattığına göre, bazı mücahitler, Fransızlar'a göre de asiler, şehit edilmeden veya Fransızlar'a göre idam edilmeden önce sakat bırakılmış... Ayakları veya kolları kırılmış, burunları kesilmiş, dişleri sökülmüş, gözleri oyulmuş... Fransız vahşeti, sakat veya sağlam insanları köprüden atarak ölüme terketmiş. Günlerce inleyen Cezayirliler, diri diri ölümle kalım arasında kalmışlar... Kurtulan çok az olmuş... Olaylar sırasında erlerin yanısıra, sömürgeci subaylar da halkın üzerine rastgele ateş açmış, Fransız vahşetinin "apoletli" temsilcileri olmuşlardı... Bu arada Kef El Boumba, Le Petit Pont de Mellisimna'da Cezayirliler kurşuna dizildikten sonra, cesetleri ortak bir çukura atılmıştı. Uçaklarla yapılan saldırılar ise tarihin en acımasız katliâmı idi... "Acaba Nazi Almanyası'nda bile uçakla katliâm olmuş muydu?" diye Cezayirliler soruyordu... Havadan atılan bombalar köyleri yerle bir ederken, masum kadın, çoluk çocuk ve yaşlı binlerce Cezayirli yanarak can veriyordu... ... Ve Nazi Almanya'sına taş çıkartacak uygulamalar, Fransız vahşetini zirveye çıkartıyordu... Son katliâmdan 15 gün sonra yüzlerce ceset topraktan çıkartılarak, Helipolis'te bir fırında yakılıyordu... İşin ilgi çekici yanı ise daha doğrusu madalyonun ters tarafı, gerçekten de tüyler ürperticiydi... Soykırıma, Fransa'nın bağımsızlığı için savaştıktan sonra cepheden dönen Cezayirli askerlerin katledilmeleri ile devam edilmesi... İşte, Fransız vahşetinden bir örnek daha... Babamı teslim olduğu anda öldürdüler Şuş Abdurrahman anlatıyor: "Yirmi yaşlarındaydım. Olaylardan sonra Amouchas'da tutuklandım, bir süre hapis yattım. Dağda bulunan Oued-El-Bared obasındanım. Herrata saldırısına obamla birlikte katıldım. Setif olaylarını öğrendikten sonra, bu kasabaya saldırmayı kararlaştırmıştık. İçlerinde yaşlılar da olmak üzere 20 ve daha yukarı yaşlarda 2 bin kişi saldırıya katıldı. Öğleye doğru takviye birlikleri geldi. Kamyonlardaki birlikler makineli tüfeklerle ateş açtılar. Adamlarımdan biri, Lakdimi Said yaralandı. Diğer obaların kayıplarını bilmiyorum. Hepimiz obalarımıza döndük. Dört beş gün sonra askerler geldi. Biz kadınları ve hayvanlarımızı alarak dağa çıkmıştık... 105'lik toplarla obayı bombaladılar, sonra ateşe verdiler. İhden Muhammed adında 55 yaşında bir ihtiyarı öldürdüler. Hasta olduğu için bizimle gelememişti. Ağaçlarımızı söktüler, ekinlerimizi yaktılar. Üç gün sonra, obalar teslim oldu. Babam beni gönderdi. İki amcam ve bizim obadan altı kişi ile tutuklandık. Muhtarların ihbarıyla bölgede bizim gibi bin, 2 bin kişi tutuklandı. Bazıları az ötemizde öldürüldü. Babam çalılıklarda saklanmıştı. Annemi rehin aldılar. O zaman babam teslim oldu ve hemen orada öldürüldü. Burada, Amouchas'da postaneye saldırıldı. Saldırganlardan birinde tüfek vardı. Fabre isimli bir sömürgeci öldürüldü. Birkaç kilometre ötede, Amoucha-Urucia yolu üzerinde Rousseau ve Bancel adlı kişiler, Tizi N'Bechar'da da bir Avrupalı vuruldu. Çarşamba günü eylemimizden 2-3 saat sonra zırhlı araçlar ve hafif tanklar geldi. Bizimkiler hemen dağıldı. Sömürgeciler askerlerle birlikte geri döndüler. Ellerinde listeler vardı. Askerlerin yardımıyla topladıkları üçer dörder kişilik grupları kasabadan çıkarıp öldürdüler. Çoğunlukla ortada bıraktıkları cesetler sonradan halk tarafından gömüldü. Bu şekilde 30'a yakın adam öldürüldü. 100 tanesi ölüm cezasına veya ömür boyu hapse mahkûm oldu. Askerler ve milisler rastladıkları her Arap'ı öldürdüler. Elinde bastonu olan çobanları bile. 15 gün sonra kasabayı kırlık kesimde oturanlara yasakladılar." Yarın: Direnen Cezayir kadını
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 110248
    % 0.84
  • 3.8277
    % -0.93
  • 4.5278
    % -0.49
  • 5.1355
    % -0.16
  • 155.463
    % -0.28
 
 
 
 
 
KAPAT