BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > İçinden bir alev topu yükseldi sanki!..

İçinden bir alev topu yükseldi sanki!..

Yakup, masada yalnız kalmıştı. Kıpkırmızıydı suratı. Cebindeki dört yüz lira yoktu artık. Hepsini kaybetmişti.



Yakup, masada yalnız kalmıştı. Kıpkırmızıydı suratı. Cebindeki dört yüz lira yoktu artık. Hepsini kaybetmişti. Karısının bir hafta boyunca el kapısında hizmetçilik ederek kazandığı para kadar parayı iki saat içinde uçurup gitmişti elinden. Hırsla saçlarını sıvazladı geriye doğru. Yüzünün hatları iyice belirginleşmişti. Canı yanıyordu adeta. Birkaç lira bozuk parası kalmıştı sadece. Oysa Zehra daha evvelsi günü Tuncer'e yeni bir ayakkabı almaları gerektiğini söylemişti. Çocuğun ayakkabılarının altında iki kocaman delik vardı. Kısa boylu kahveci çırağı yanına geldi, yılışık bir tavırla: - Ne o ağabey, ütüldün mü? Bakma sen bunlara, yarın hepsini ütersin sen... Bırakacak mısın paranı bu adamlarda? Diye bağırdı gülerek. Öyle ya! Bırakacak değildi parasını böyle bedavadan. Ertesi gün şansı mutlaka dönecekti. Yavaşça kalktı masadan. Sigara paketinin içinde bir tane kalmıştı, onu da dudaklarının arasına yerleştirip paketi avucunda buruşturarak bıraktı masaya. Cebinden kibritini çıkartıp yaktı. Elini kaldırdı çırağa: - Yarın görüşürüz... diyerek çıktı dışarıya. Saat yediye geliyordu. Zehra mutlaka dönmüştü eve. Yokuşun başına kadar geldi. Etrafına bakındı. Hiç dermanı yoktu bu yokuşu tırmanmaya. Evde köyden gelirken getirdiği paranın kalan kısmı vardı. Onu alıp yarın kaybettiği parayla birlikte daha fazlasını da kazanırdı nasıl olsa. Kendisini bitkin düşürecek kadar sıkılmanın anlamı yoktu. Vurdu yokuşa kendini. Ağır adımlarla tırmandı. Kapıyı yumrukladı. Çok geçmeden Asiye göründü aralanan kapının ardında: - Açsana kız, ben geldim... İçeri girince bağırdı ortaya doğru: - Zehra, neredesin be! Bugün yaptığı şeylerin suçunu bastırmak istermiş gibi hiddetli görünmek istiyordu. Zehra ellerini kurulayarak geldi koşarak: - Buradayım Yakup, yeni geldim, yemeğe girdim. Bir şey söylemedi, ayakkabılarını çıkartıp oturma odasına daldı. Etrafa bakındı: - Tuncer nerede? - Sokakta herhalde, geldiğimde yoktu. - Yok muydu? Nereye gitti peki? Sahip olamıyor musun sen çocuklarına? Zehra şaşırmıştı. Kekeledi: - İyi de Yakup, ben evde değildim ki, işe gittim bugün... - Olsun.. İyi yetiştirsen, sen yokken de adam gibi olurlar. Asiye'ye baktı: - Git bana sigara al da gel... Sinirli bir tavırla ayağa kalktı, kapının arkasındaki şiltelerin altından sakladığı parayı çıkarttı. İçinden bozukluk çekip uzattı. Bir şişe de bira al!.. Zehra'nın gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Hayretle baktı kocasına. Tutamadı kendini: - Yakup! Sen içki içmezsin... Ne yapıyorsun? - Artık içiyorum, var mı diyeceğin?!. Karışma bana... Kızına döndü, bağırdı ardından: - Tuncer'i görürsen hemen eve gelsin. Gösteririm ben ona. Zehra'nın karşısında sanki yabancı biri var gibiydi. Genç kadın titriyordu. Sanki bütün korkuları gerçekleşiyormuş gibi geldi. İçinden bir alev topu yükselerek yaladı bütün her yerini. Canı yandı. Usulca mırıldandı çaresiz bir sesle: - Allah'ım sen bize acı! ¥ DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT