BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Terörün arka yüzü

Terörün arka yüzü

Sistemli bir şekilde, hızla teröre sürükleniyoruz! Geçtiğimiz asrın son çeyreğini, terörle boğuşarak geçirdik. Hakkımızda yapılan hesaplar, düşük yoğunluklu bu savaşa, bu kadar uzun süre dayanamayacağımız şeklinde idi.



Sistemli bir şekilde, hızla teröre sürükleniyoruz! Geçtiğimiz asrın son çeyreğini, terörle boğuşarak geçirdik. Hakkımızda yapılan hesaplar, düşük yoğunluklu bu savaşa, bu kadar uzun süre dayanamayacağımız şeklinde idi. Çok ağır bedelle de olsa, dayandığımızı gördüklerinde, plağı tersine çevirdiler ve meş'um emellerini siyasi arenaya taşıdılar. Dünyadaki işbirlikçileri ile el ele vererek, şimdi orada tutunma gayretindeler. Dikkat edilecek olursa; Türkiye'deki terörü iki ana eksen üzerinde oturtmak gayretindeler. Bunlardan birincisini, en acımasız şekilde denediler; çok şükür tutmadı. Bunun hedefi, Türkiye'nin bir kısım toprakları üzerinde Kürt devletini kurmaktı. Önceleri; Marksist emellerle yola çıkıldı, ardından Kürt milliyetçiliği esas alınarak, ayaklanmaya kalkışıldı. Bu hal, terörün bölücü kısmını ihtiva ediyordu. İkinci ve şimdi denenmek istenen terör ise, birincisinden daha beter gayeye hizmet ediyor. Yıkıcı olarak tanımlanan bu terörle de, dini kesim, bu belanın içine çekilmek istenmektedir! Dosyaları hazırlanan, adları konan bu terör çeşitlerine müşteri aramaya sıra gelmişti. Birincisinde, Kürt asıllı vatandaşlarımızı buldular ve onları 30 bin insanımıza mal olacak şekilde kullandılar. İkincisinin adına da Hizbullah (Allah'ın partisi!) diyerek, müşteri aramaya koyuldular ve dindar kesimi, bu şablonun içine çekmeye çalıştılar. Nasıl olsa, Türkiye'nin yüzde 99'u Müslüman; bu oyuna gelecek çok sayıda insan buluruz zannettiler. Ve; dikkat ediniz! Müslümaları ve Müslümanların mukaddes bildikleri değerleri, devamlı surette kaşıdılar. El-an da kaşımaya devam ediyorlar! Gayeleri; dindar kesimleri tahrik edip, terör belasının içine çekmek! Tarih boyu buna muvaffak olamadıkları gibi, bundan sonra da muvaffak olamayacaklardır. Çünkü; Türk milletinin mayası bellidir. Devletine sadıktır. Millet, bu oyuna gelmezken; maalesef; milleti idareye yeltenen bir kısım zevat, bilerek veya bilmeyerek, bunlara çanak tutuyor! Diyarbakır'daki polis müdürünün, dört koruması ve özel kalem müdürü ile beraber şehit edilmesinin ardından, Ankara'daki çatlak sese hayret etmemek mümkün mü? Bu çatlak ses, sıradan birisine ait olsa, gülüp geçersiniz. Ama, Milli Eğitim Bakanı'na ait ise, orada durup düşünür ve bu milletin kimlerin elinde olduğunu görür, hayıflanırsınız. Diyarbakır'da meydana gelen bu menfur olay, TBMM Milli Eğitim Komisyonu'nda, görüşülüp, değerlendirilip kınandı. Çeşitli partilere mensup milletvekilleri görüşlerini açıkladılar. Bu arada, söz alan Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu, eğitimin önemini vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü: '... Eğer bu yapılmıyorsa, mutlaka bir eksiklik var demektir. Demek ki, günümüze gelene kadar, bu alanda eğitimde çok büyük yanlışlar yapılmıştır. Bunun içindir ki, bazı kimseler, bazı okulları (siyasi arka bahçemiz) diye söylemişlerdir...' Bu sözdeki kastı, kapatmış olduğu İmam-Hatip Okullarıdır. İmam-Hatip'lileri, bir siyasi parti ile özdeşleştirerek, bu menfur olayların içine çekmek istiyor. Dünyanın en vahşi terör örgütlerinden olan Hizbullah'ın, din ile, diyanet ile, dindar ile ve Allah ile ne alakası olabilir? Akıl almaz bu vahşeti, siyasi rant aracı kullanmak ve milletin bağrından çıkan ilim ve irfan müesseseleri olan İmam-Hatip Okullarını (arka bahçe) olarak tanımlamak, ancak (O KAFA)'ya yaraşır! Şehitlerimize rahmet, yöneticilerimize iz'an diliyoruz!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT