BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > “İşlerde fesat hasıl oldu ki...”

“İşlerde fesat hasıl oldu ki...”

Dün sıkıntıların artık hayatın bir parçası olduğunu; sabretmenin, bunlara alışmanın isyan etmemenin şart olduğunu bildirmiştik.



Dün sıkıntıların artık hayatın bir parçası olduğunu; sabretmenin, bunlara alışmanın isyan etmemenin şart olduğunu bildirmiştik. Bugün de, bunlara sabretmenin karşılığı olarak kazanacağımız mükafatın üzerinde durmak istiyorum: Bu dünya zahmet ve belâ yeridir. Bu dünyaya gelen, bazı musîbetlere mâruz kalacaktır. Kişi, çeşitli hastalıklara mâruz kalabilir, iftiraya uğrayabilir, malını mülkünü kaybedip iflâs edebilir. Bu felâketlere sabretmezse devamlı huzursuz olur, doğru dürüst ibâdet bile yapamaz hale gelir. Dünya ve âhiret hayatını kazanmak isteyenin açlığa, insanların kötülemesine ve çeşitli musîbetlere sabretmesi lâzımdır. Kim Allah’tan korkarak sabrederse sıkıntılardan kurtulur. Sabreden muradına erer. Eyyüb aleyhisselâmın sabrı, dillere destan olmuş ve Allahü teâlâ onu sabrından dolayı övmüştür. Allahü teâlâ sabredenleri sevdiğini ve ecirlerinin hesapsız ödeneceğini bildirmiştir. Sabır, erişmek istenen şeylerin anahtarıdır. Her hayra sabırla ulaşılır. Ne mutlu sabredenlere... Mukadder olan şey başa gelir, eğer sabredilirse ecri görülür. Sabredilmez, bağırılırsa, günâha girilir ve huzursuz olunur. İmam-ı Rabbânî hazretleri buyurdu ki: Hergün insanın karşılaştığı her şey Allahü teâlânın dilemesi ve yaratması ile varolmaktadır. Bunun için, irâdelerimizi O’nun irâdesine uydurmalıyız! Karşılaştığımız herşeyi aradığımız şeyler olarak görmeliyiz ve bunlara kavuştuğumuz için sevinmeliyiz! Kulluk böyle olur. Kul isek, böyle olmalıyız! Böyle olmamak kulluğu kabûl etmemek ve sâhibine karşı gelmek olur. Allahü teâlâ, hadîs-i kudsîde buyuruyor ki: “Kazâ ve kaderime râzı olmayan, beğenmiyen ve gönderdiğim belâlara sabretmiyen, benden başka Rab arasın. Yeryüzünde kulum olarak bulunmasın!” Allahü teâlâ, sevdiklerini sıkıntılara mâruz bırakır. Nitekim hadîs-i şerîfte: “Dünyada en çok musîbete mâruz kalanlar Peygamberler, âlimler, velîler, şehidlerdir.” buyuruldu. Allahü teâlânın gönderdiği belâ ve sıkıntılara sabrederek göğüs germek büyük ni’mettir. Sabredemiyen felâkete düçâr olur. Mâruz kalınan musîbetlerin ve çekilen zahmetlerin getireceği sıkıntılardan kurtulmanın tek çâresi sabretmektir. Sabırlı olmayan muvaffak olamaz. Resûlullah efendimiz buyurdu ki:” Kişinin Allah indinde öyle derecesi bulunur ki, ona ameliyle ulaşamaz. Fakat vücudu bir musîbete mâruz kalır; bununla o dereceye ulaşır.” Yüce olan Allahın, “Kim bir kötülük yaparsa onunla cezâlanır ve o, kendisine Allahtan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı bulamaz” meâlindeki kelâmı nâzil olduğu zaman, hazret-i Ebû Bekir, Peygamberimize sordu: “Yâ Resûlallah, bu âyetten sonra nasıl ferahlanılır?” Resûl aleyhisselâm ona cevaben buyurdular ki: “Yâ Ebâ Bekr. Sen hiç hasta olmuyor musun? Senin başına hiç musîbet gelmiyor mu? Sen hiç ezâlara, cefâlara mâruz kalmıyor musun? Hiç kederlenmiyor musun? İşte bütün bunlar senin kusûrların, senin hatâların için birer keffâret olur, kusûrlarının bağışlanmasını sağlar.” Abdullah bin Mübârek hazretleri buyurdu ki: “Musîbet birdir, kişi, feryat eder, ağlar, sızlarsa, iki olur. Biri musîbet, diğeri sevâbın gitmesi. Bu musîbet öncekinden daha büyüktür. Sabredenlerin karşılığı ise hesapsızdır. Yani sabredenlere verilen sevabın miktarını Allahü teâlâdan başkası bilmez.” Sıkıntılar, ayrıca kendimize dönmemiz için bir ikazdır. Çünkü ayet-i kerimede, “ İnsanların yaptıkları işlerde fesat hasıl oldu ki, Allah yaptıklarının bazısını kendilerine tattırsın; belki de (yaptıkları işlerden) dönerler ” ( 30/41) buyuruldu. Yeter ki biz, başımıza gelenlerden ders alıp kendimize dönelim. Cenâb-ı Hakkın merhameti sonsuzdur; kendisine sığınanları boş çevirmez!..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT