BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Geç kalsak da!..

Geç kalsak da!..

Haşmet Babaoğlu, Oğuz Sarvan'ın "TV'lerdeki hakem yorumcularını eleştirmesine ve "Hakemleri çok aşağılayıcı üslüp kullanıyorlar, onun için ben hakem yorumculuğu yapmayacağım" demesine karşılık veren Erman Toroğlu ile Ahmet Çakar'ın kullandıkları ifadeleri örnek göstererek, diyor ki: "Medyada garip bir polemik modası patladı. Sözler önü, arkası, sağı, solu hiç düşünülmeden kullanılıyor. Hep birlikte bu modaya kurban olmamak için direnme zamanı geldi galiba..."



Haşmet Babaoğlu, Oğuz Sarvan'ın "TV'lerdeki hakem yorumcularını eleştirmesine ve "Hakemleri çok aşağılayıcı üslüp kullanıyorlar, onun için ben hakem yorumculuğu yapmayacağım" demesine karşılık veren Erman Toroğlu ile Ahmet Çakar'ın kullandıkları ifadeleri örnek göstererek, diyor ki: "Medyada garip bir polemik modası patladı. Sözler önü, arkası, sağı, solu hiç düşünülmeden kullanılıyor. Hep birlikte bu modaya kurban olmamak için direnme zamanı geldi galiba..." Geldi de, çoktaaan geçti, sevgili Babaoğlu!.. Bu "seviyesiz polemik üslûbuyla" mücadelede çok geç kaldık! Aslında "rating ve tiraj uğruna", bu üslûbu "bile bile, isteye isteye ekranlara ve sayfalara spor müdürleri taşıdı! "Doğruları konuşmak, tartışmak ve bulmak yerine", seviyesiz kavgaları yeğlediler!. "Bu tarife uygun kişileri" seçtiler!. Dozu da giderek arttırdılar! Benim üzüldüğüm, "yenilmiş, hırçınlaşmış, ne yaptığını, söylediğini bilmeyecek durumda iken" koydukları tavır için futbolculara "Sen profesyonel futbolcusun, hangi şart içinde olursa olsun, bu lâfları etmeyecektin, bu tekmeyi atmayacaktın" öğütlerini veren, bunu da "Ben doktorum" diyerek destekleyen Ahmet Çakar'ın baba - oğul bir hakem ailesinin fertleri için söyledikleri, söyleyebildikleri!. "Sinsi... Genetiği bozuk!." Türk Ceza Kanunu'na giren bu üslubu "bir doktor kullanırsa" gerisini düşünün siz! Ya bunların söylenmesine, yazılmasına izin veren "gazete, sayfa, servis sorumluları?" "Bu nasıl üslûp?" diye soramayan, "bu üsluba teslim olan" yetkililer! Çakar'lardan, Toroğlu'lardan önce "müdürlerimize bakmamız" gerekmiyor mu? Hadi direnmeye başlayalım, sevgili Babaoğlu... Başlayalım... Ama önce "bu üsluba göz yuman" müdürlerden başlayarak!. Sergen değişmez!.. Hocasının "Kampa geleceksin, izin yok" demesine rağmen, dinlemeyen ve kampa geç katılan Sergen'e elbette ceza verilmesi gerekiyordu! Sadi Tekelioğlu da gözünün yaşına bakmadı ve cezayı kesti! Bu konuda Trabzonspor'un çiçeği burnundaki hocasını eleştirmek yerine alkışlamak gerek! Eyyamcılık yapmadı! Trabzonspor'daki ilk günlerinde Sergen'e "bu tavizi verse", ipin ucunu hemen kaçırır, bir daha da toparlayamazdı! Herkes bilmelidir ki ve artık anlamalıdır ki; Sergen değişmez! Herkes ona yüz çevirmişken, ağır eleştirileri göğüslemek pahasına, onu milli takımlara kadar sırtında taşıyan Mustafa Denizli için söyledikleri "hem çirkin, hem ayıp", değil mi? Aynı şeyi, geçen sezonlarda Trabzonspor'da Fatih, hocası Ahmet Suat Özyazıcı için yapmıştı! Bu defa, Nesim ve Hami Giray Bulak için yaptılar! "Beni yetiştiren hocamdır" dediği Ahmet Suat Özyazıcı'ya ağır şekilde hakaret eden Fatih'i "ilk maçında, ilk onbirde sahaya süren" Giray Bulak, bu defa kendisi Nesim ve Hami tarafından "benzer bir muameleye tabi tutuldu!" Bakalım, Sadi Tekelioğlu, Giray Bulak'ın düştüğü hataya düşüp, Hami ve Nesim'i "ilk lig ya da kupa maçında adeta ödüllendirerek, ilk onbire koyacak mı?" "İlke nedir" göreceğiz! Temenni edelim ki, değerli hocalarımız "Bugün sana, yarın bana" diyebilsinler ve "gereğini yapabilsinler!" Aynanın öteki yüzü!.. Naklen yayınlar kaosu üzerine her kafadan bir ses çıkıyor!. Kimi "kulüpler" diyor, kimi "Federasyona aklına ve ağzına geleni söylüyor", kimi "halk" diyor, "vatandaş" diyor, kimi "Havuzu dağıtarak, herşeyi üç büyüklere peşkeş çekmek istiyor", kimi "TV kanallarını korumak ve ihale tabanını düşürmek için" rakamlara taklalar attırıyor, kimi Federasyon ile Bakanlık ve Spor Teşkilâtı arasındaki kavgayı kızıştırmak için elinden geleni yapıyor, "çok küçük bir azınlık" da, "olaylara tarafsız ve soğukkanlı bakarak", nelerin yapılması gerektiği konusunda düşüncelerini söylüyor! Durum açık!.. Türkiye'de "kulüplerin bütçelerindeki gelir hanesinin yüzde 60'ını TV'deki maç naklen yayınları teşkil ettiğine göre", herşeyden ama herşeyden önce "kulüplerin menfaatinin terazinin bir kefesine" hem de dikkatle konulması gerek! Sözleşmesi iptal edilen TV kanalının "ödeyemediği taksidin bile, kulüpleri mali olarak ne kadar sarstığı ortada iken", öncelikle kulüplerin düşünülmesinden tabii ne olabilir? Ligleri "kulüplerin takımları" oynamayacak mı? Kulüpler acze düşerse, futbolcularının ertelene ertelene yılan hikâyesine dönen alacakları "hiç ödenemeyecek şekle dönüşürse", ortada "naklen verilecek ne kalacaktır?" Üstelik yıllardan beri "Federasyonun, kulüplerin federasyonu olduğunu savunup gelmiyor muyuz? Onun için bir çoğumuz (ki içlerinde ben de varım), hatta Futbol Genel Kurulu'nun "sadece kulüplerin temsilcilerinden oluşmasını" istemedik mi? Taban birliklerine karşı çıkmadık mı? Şimdi, "Federasyon kulüplerin emrine girmiş, onlar ne diyorsa, onu yapıyor" şeklindeki sözlere, "Elbette öyle olacak, Federasyon varsa, önce kulüpler için var! Kulüpler olmazsa, geriye ne kalır?" şeklinde cevap vermemiz gerekmiyor mu? Terazinin öbür kefesinde ise, "dekoder almış, ama sözleşme iptal edilince ortada kalmış" Teleon müşterileri var! "İş bu noktaya gelince", çıkıp "Ne olacak bunca dekodere para vermiş insanlar" demek elbette kolay! Üstelik, "bu şekilde isyan edenlere" hak vermek de gerekiyor! Amma... "Böyle konularda" halkı, vatandaşı uyarması gerekenler, "dekoderler piyasaya sürüldüğünde" ne yaptılar? "Rakibimiz olan şirketin dekoderini, cep telefonun sim kartını getirseniz, sizlere yeni dekoder kampanyamızda şu şu şu indirimleri yapacağız" diye yaygara koparılırken, medyamızda kaç "Allahın kulu" çıkıp da "Bu nasıl iş arkadaş? Onurlu bir insanın hangi dekoderleri, hangi cep telefonlarını kullanacağına nasıl karışırsınız?" diyebildi, yazabildi? "Bu şartlarda vereceğiniz dekoderi alın başınıza çalın" diye yazdığımızda bize kaç kişi katıldı? Kaç kişi, "dekoder anlaşmasını imzalayıp alırken", sözleşmede ne olup olmadığına baktı? Kaç kişi "vatandaşı, o küçücük kargacık burgacık maddeler içindeki işte böyle durumlarda dekoder alanları ortada bırakacak hükümler konusunda uyardı?" Bu ülkede kim "sigorta poliçelerini okuyor?" Kim "Cep telefonu sözleşmelerini okuyor?" Kim "Kredi kartı sözleşmelerini okuyor?" Daha geçenlerde "eşimin kaybettiği kredi kartı" sebebiyle, o kartı bulan vatandaşın yaptığı alış verişler yüzünden "500 milyona yakın para ödedim!" O vatandaşın yaptığı alışverişlerde ne hüviyet kontrolü yapılmış, ne imzaya bakılmış! "Bu nasıl devlettir ki, hüviyet sorulmayan, imzaya bakılmayan alış verişlerde bile parayı bana ödettiriyor?" diyemedim; Zira "imzaladığım kredi kartı sözleşmesinde amir hüküm, bunları da benim ödememi gerektirecek şekildeydi!" Bana diyorlardı ki; "Sen git, hüviyet sormadan, imzaya bakmadan kart ödemesini kabul eden müesseseleri mahkemeye ver, paranı onlardan al!" 30'a yakın müesseseyi mahkemeye verip, "paramı kurtaracaktım!" Kimbilir kaç yılda biterdi, davalar? Yapacağım masrafa ve vereceğim emeğe değecek miydi, mesela üç yıl sonra enflasyonun "iyice kemireceği" para? Vazgeçtim! İşte şimdi de, "dekoderleri ellerinde kalanlar", benzer şekilde "sözleşmesi iptal edilen şirket aleyhine dava açabilirler" ve kazanırlar, paralarının "kalanını" geri alabilirlerdi! Türkiye'de hukuk böyle işliyordu; "Meclisimizin çıkardığı yasalar" bu yasalara dayanarak düzenlenen tüzük ve yönetmelikler "maalesef", evet maalesef "haklı olanı değil, haksız olanı koruyordu!" Bu defa da olan ve olacak olan buydu! Temenni edelim ki, "bundan sonra benzer bir olay olmasın!" Ve daha da önemlisi "vatandaş dikkatli olsun!." Vah Galatasaray!.. Bilmem ki, Galatasaraylı yöneticilerin, Galatasaray basketbol takımı Büyük Kolej'e yenilirken yüzleri kızardı mı? O Galatasaray ki, Türkiye'ye basketbolü getirmiş, "yenilmez armada" ekibiyle "efsane olmuş" bir kulüptü!. "Maçı adeta rakibe hediye etmek istermiş gibi", her topu riske eden ve rakibe veren, boşa atışlar yapan Orhun'a söz geçiremeyen bir teknik adamın yönetiminde, küme düşme hattının içinde bir Galatasaray!. Her oyuncunun "kendi başına oynamak istediği", tel tel dökülen, basketbol takımından çok, bir "emekliler ekibi" görüntüsü veren Galatasaray! Ne söylenilse, ne yazılsa, "Galatasaray yönetiminin bir kulağından girip, öbür kulağından çıkıyor!." Anlaşılan "herşeyi sıfırladıklarını" söyleyen bazı yöneticiler, Galatasaray'da basketbolun da sıfırlanmasını umursamıyorlar bile!. Galiba Fatih Terim'in gelip basketbol takımının maçlarında trübüne oturmasını bekliyorlar! Ya da Ali Şen'in "acıyıp" da Galatasaray yönetimine "Verin bana şu basketbol şubesini, Galatasaray'ın tarihine yakışır bir duruma getireyim" demesini!. Bilmem ki, "onları" basketbol konusunda "uyandırmak" için başka ne yapmak gerek? Örnek olmalı!.. Menecerlerin elinde oyuncak olan "tecrübesiz" futbolculara Arif'ler ve Hakan'lar örnek olmalı!. İşte Arif'in hali!. İşte Hakan'ın hali!. "Başarılı olduğunda" bir şey yok, herşey normal! Ama, "en ufak başarısızlıkta", kimse kimsenin gözünün yaşına bakmıyor! Hagi gibi bir futbolcuyu bile öğüten çarklar, bizimkiler gibi "duygusal çocukları" ne yapmaz? Bakmayın Fatih Terim'in bugününe! İşte "en ufak bir sürçmede" hemen "hain" çığlıkları yükselmeye başladı! Milan'la 2-2 berabere kalmasa, iki-üç farklı yenilse, kimbilir neler söylenecek, yazılacaktı? Avrupa'ya, o keskin dişli çarkların içine hele hele "tam olgunlaşmadan girmek?" Sadece "onları götüren menecerler kazanır", gerisi tam bir hüsran! Hürriyetin dünkü manşeti Hakan'ın durumunu çok iyi gösteriyor: "Sevgiye ve arkadaşlığa hasret bir yalnız adam!" "Doğru dürüst para vermese" de nerede Galatasaray, nerede İnter? Okan, Emre, Fatih gibi gençlere duyurulur! Kime inanalım? "Aynı" patronun iki büyük ve çok satan gazetesi!. İkisinin de spor servislerine "trilyonlar" harcanıyor! Cuma günü "birinde" haber: "Lucescu'yu da çıldırtı -Jardel şaşırttı!. Brezilyalı oyuncunun gol çalışmasındaki beceriksizliğine öfkelenen Lucescu sert şekilde oyuncusunu uyardı." Aynı gün "ötekinde" haber: "Jardel bombaladı - Galatasaray'ın dünkü idmanında Jardel fırtınası esti. Teknik direktör Lucescu ve yardımcısı Balint tarafından yaklaşık 15 dakika süreyle özel olarak çalıştırılan Brezilyalı santrfor, kanatlardan yapılan ortalara isabetli vuruşlar yaptı." Buyrun, "yorumlayın!." Buyrun, "spor medyamıza güvenin ve inanın!." Bilmem ki yapabilecek misiniz ? Yazık, mesleğimiz ne hale geldi? Hayırdır inşallah!.. Önceki gece bir rüya gördüm. Rüyamda "Onursal başkan" etrafındaki "hınk deyiciler" ile sohbet ediyordu. Birinci hınk deyici dedi ki: "Sayın başkanım, keşke alacaklarını 1982 yılından başlayarak değil, doğduğunuz yıldan başlayarak yeniden değerlendirseydiniz ve alacağınızı öyle çıkarıp, çekleri öyle kestirseydiniz. Zira Trabzon size, doğduğunuz andan itibaren borçlu! Bu borcunu ödemeli..." İkinci hınk deyici: "Çok doğru sevgili başkanım, hatta o günden itibaren, bugüne kadar bankaların verdiği kredilere uygulanan en yüksek faizi ki, benim bildiğim geçenlerde oldu yüzde 2000, onu tahakkuk ettirerek, çekleri kesmeniz gerekirdi! Gene de Trabzon size borcunu ödeyemezdi!." Üçüncü hınk deyici: "Sayın başkanım, Trabzonspor bu borçları ödeyemez. Bence Belediye ve İl Özel İdaresi alacağınızın büyük bölümünü üstlenmeli!" Birinci hınk deyici: "Acaba hükümet ve meclis, alacağınızın bütün Trabzonlular tarafından ödenmesi için özel bir kanun çıkaramaz mı? Siz ki bu vatana bakanlık yaparak büyük hizmetler verdiniz. Bütün dünyaya da şan olur; Onursal Başkan vergisi... Tarihe geçersiniz!" İkinci hınk deyici: "İşte bu olmadı, bizim başkanımız zaten tarihe geçmiş durumda!." Tam bu sırada "Onursal Başkan" kalkıp gitti ve üçüncü hınk deyici konuştu: "Ben de uzaktan kumandalı yönetimin bedeli olarak tam Trabzon'un tapusu, bir Cumhuriyet Tapusu adıyla başkana verilmeli diyecektim ki, birden aklıma bizim evle, dükkanlar geldi. İyi ki söylemedim, değil mi?" Rüyadan uyandım ve hayra yordum! Temenni ediyorum ki, Trabzonspor'un "gerçekten onursal başkanı ise sayın Mehmet Ali Yılmaz "onursal başkanlığını gösterir", oturur yönetimle masaya!. Büyüklüğün şanının ne olduğunu ıspatlar... İşi tatlıya bağlar... Alacaklarını da makûl bir takside!. Etrafındaki hınk deyicileri ve kışkırtıcıları silkeler, atar! Kulübüne ve "doğduğu kente" öfkeyle değil, sevgiyle sahip çıkar! "Onursal Başkanlığın raconu" da budur!.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109156
    % 1.14
  • 3.8206
    % -0.38
  • 4.5076
    % 0.05
  • 5.1028
    % -0.67
  • 153.399
    % -0.43
 
 
 
 
 
KAPAT