BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Cezayir’de Fransız vahşeti -7-

Cezayir’de Fransız vahşeti -7-

Cezayir'den gelen katliam haberleri ve katliam ifşaatları, sağduyulu bazı Fransızlar'ı perişan etmişti... Ne var ki, utanç yüzbinlerin ölümüne engel olamıyordu... Sömürgeci Fransız, ne yurttaşını, ne izanını, ne vicdanını dinlemiyordu... Gözlerini kan bürümüştü... Sadece ve sadece bağımsızlık kavgası veren Cezayirli'yi öldürmek istiyordu.



Atatürk'ün etkisi Cezayir'de, direniş türküleri siperden sipere dolaşırken, Atlas Dağları'nı aşarak Orta Afrika'ya ulaşıyor. Akdeniz'in ötesine dalga dalga yayılıyordu. Cezayir direnişi, dünyada yankı uyandırmıştı... Artık ses getiriyordu... Fransızlar'ın bütün askerî ve siyasî teşebbüslerine rağmen, Cezayir dışındaki destek gittikçe büyüyordu. Üçüncü dünya ve bazı Arap ülkeleri en fazla ilgiyi gösteriyordu. Birçok devletin bu direnişe arka çıkması, kurtuluş hareketinin milletlerarası platformlarda meşru bir zemin üzerine oturmasına yarıyordu. Atatürk resimleri Kongre'nin yapıldığı 1956 ile 1958 yılları arasında Milli Teşkilât kale gibi dimdik durarak, âdeta devrimin hamurunu yoğuruyordu... Mücahitler akerî ve siyasi konularda eğitilerek bilgileri artırılıyordu. Artık, düşmana saldırılar bile düzenleniyordu... Bu arada, ülke dışına gizlice gönderilen öğrenciler, mücadelenin etkin bir şekilde desteklenmesini sağlıyorlardı... Osmanlı İmparatorluğu'nun güvenliği altında huzur dolu yıllar geçiren Cezayirliler, Fransız boyunduruğunun acısını daha ilk yıllarda duymuşlardı... Fakat çarnaçar yaşayışlarını sürdürmek zorunda kalmışlardı uzun yıllar... Ne var ki, akılları, düşünceleri hep Osmanlı İmparatorluğu'nun yönetimine takılmıştı... Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşünü büyük bir elemle takip ettiler. Arkasından da Mustafa Kemal'in önderliğindeki Kurtuluş Savaşı onların yüreğine hürriyet kıvılcımları yakmıştı... Mustafa Kemal, Cezayir'de kurtuluşun sembollerinden biri olmuştu... Cezayirliler, uzun yıllar Mustafa Kemaller aradı. Cezayirliler uzun yıllar Anadolu'nun kurtuluşu gibi bir kurtuluşu düşledi... Mustafa Kemal'in resimleri, Cezayir evlerinin aranılan resmiydi... 1968'lerin, 1985'lerin, 1986'ların Cezayir'inde bile bu sembol rahatlıkla dile getiriliyordu... Atatürk, Cezayir bağımsızlığına rehber olan liderlerden biriydi... Halk bu hususu "Türk olduğumuzu" anladığı anda yüzümüze iftiharla söylüyordu... Ancak Cezayir'in bağımsızlık savaşı verdiği yıllarda Türk diplomasisinin açtığı yara ise halk arasında suskunlukla geçiştiriliyordu... Görülmemiş mezalim Misli görülmemiş Fransız mezalimi, Fransa'da bile yankılar uyandırıyordu... Katliam haberleri ve katliam ifşaatları, sağduyulu bazı Fransızlar'ı perişan etmişti... Nazi Almanyası, Paris'e girişinde bir müzedeki tabloları hoyratça ambalajlayıp yağmaladığı için kıyametleri koparan Fransızlar, tetanos aşısını bile Cezayirliler'den esirgeyen yurttaşlarının bu yüz kızartıcı suçları karşısında büyük bir utanç duyuyorlardı... Ne var ki, utanç yüzbinlerin ölümüne engel olamıyordu... Sömürgeci Fransız, ne yurttaşını, ne izanını, ne vicdanını dinlemiyordu... Gözlerini kan bürümüştü... Sadece ve sadece bağımsızlık kavgası veren Cezayirli'yi öldürmek istiyordu. Acaba Cezayirli, mazlum ve Müslüman olduğu için mi şehit olmak mecburiyetindeydi?.. Oysa, Cezayirli, hürriyete susamıştı... Hürriyet sınır tanımıyordu. Cezayir Bağımsızlık Tarihi'nin hatırlanacak sayfalarından bazıları Fransa'da geçen olayları kapsıyordu... Paris'te meydana gelen birkaç sabotaj üzerine, Cezayirliler'in gece sokağa çıkmaları bile yasaklanmıştı. Bu durumu protesto etmek için kadın ve çocuklardan oluşan, en az 40 bin kişilik yürüyüş koluna polis, çekinmeden ateş açmıştı... Yüzlerce çocuk ve kadın, sokaklarda kanlar içinde yatarken, onları hastaneye götürecek uygar bir Fransız'a bile rastlanamamıştı... Ertesi sabah ölüleri çöp kamyonları toplamıştı... İşin en dramatik yönü ise, polisin, o gece bazı Cezayirliler'in ellerini bağlayarak Sen Nehri'ne atmasıydı... İşte, Müslüman ve masum Cezayirliler'e reva görülen işkence ve mezalim buydu... İşte Fransa, belki de Fransa'nın gerçek yüzü!.. İşte Cemile Destanı... Cezayir'de, 1957 yılında sürdürülen bir dâvadan dolayı bütün dünyanın dikkatleri Mağrip'e çevrilir... Bir tarafta, Fransız sömürgeciliğini temsil eden iddia ve yargı makamı, diğer tarafta sanık sandalyesine oturan Cezayirli bir genç kız... Adı Cemile... Bu genç Cezayirli kızın suçu neydi? Vatanı ve inancı için sömürgecilere karşı mücadele vermek... 26 Nisan 1957'de Cemile bir devriyenin takibinden kaçarken ayağından yaralanmış ve yakalanmıştı... Üzerinde Cezayir Milli Kurtuluş Cephesi İcra Komitesi'nce yazılmış iki önemli mektup bulununca, dikkatler Cemile'nin üzerinde toplanmıştı... Mücahitlere gönderilen şifreli mektup Fransızlar'ı sevindirmişti... Tam 17 gün 17 gece Cemile'ye işkenceler yaptılarsa da bir türlü konuşturamadılar... İşkence üç gün aradan sonra 30 gün daha devam etmişti... 15 Temuz 1957, akşama doğru Fransız Askeri Mahkemesi'nde dâvâ karara bağlanır: İDAM... Evet, bu karardan tam bir gün evvel 14 Temmuz 1957 "Fransız Devrimi"nin yıldönümü kutlanmıştı... Hürriyetin sembolü olarak kabul edilen bir devrimin Fransızlar tarafından kutlandığı saatlerde kendi vatanının, ulusunun, inancının özgürlüğü ve bağımsızlığı için mücadele veren bir Cezayirli vatansever idama mahkûm ediliyordu. Cezaevinin bir köşesinde asılacağı günü bekleyen Cemile için bütün dünya ve basın ayağa kalkar... Cezasının hafifletilmesi için Fransa aleyhine propagandaya girişilir... Fransa Cumhurbaşkanı Clox ısrar ve baskı üzerine cezayı idamdan müebbet hapse çevirir... Cemile, anası ve 11 yaşındaki kardeşinden uzak, soğuk bir hücrede ülkesinin bağımsızlığına kadar hayatını sürdürür... ... Ve Cemile'ye O sıralarda, bir Türk müellefi Cemile'ye şöyle seslenir: "Bir adını biliyorum, bir de yaşını... Yüzünü görmedim, ya sen yaşta kızkardeşim var. Mutlak ona benzersin. Başka düşünemem. Sen, Cezayir'den bir cansın, ben Türkiye'den. Ayrı suların, ayrı toprağın çocuklarıyız ama kardeşiz. Ben bu kahrolası yazıya oturanda, senin idamın için hazırlıklar yapılıyordur. Karşında lejyondan bir manga... Dünyamızı, hayatı solucan kadar olsun, anlamaktan, sevmekten korkanların mangası. Onlar, hep öyledirler. Silâhı, insanı aynı, zulüm severler. Kim bunlar? Kimlerin soyundan inip gelirler? Aklım duracak... Belli ki, ömürlerinde bir sefer olsun, bir çocuk, bir çiçek, bir türlü sevmemişler. Namusla, yürekle, alın akıyla seven bir kadının koynuna girememişler. Mertlik, can saygısı, dünya sevdası, bir lahza bile yüreklerine konuk olmamış. Ve hiç utanmadan da İncil'i kitap bilirler. Oysa, yaptıklarının hiçbir kitapta yeri yok. Onlar ki, iki cihanda da yüzleri kara. Senin, o aziz ve bakir canının değerini ne bilecekler? Ölümlerin en güzeli Karşında bir manga. Ölüm mangası. Parayla, yalanla, dolanla, o murdar korkuyla aldatılmışlar. Bundan ötürü küstah, bundan ötürü zalim... İncecik, tazecik çocuk kolları arkadan bağlı. Bilirim gözlerini bağlatmazsın sen. Namlular karşısında dimdik ve pervasız duruşunu hayalliyorum. Kavgandan bir marş bir mısra mı son sözün? Anana, kardeşlerine selam mı yoksa? Ondokuz yaşındasın. Sakın gençliğime doymadım deme. Şimdiden ölümsüzsün. Niceleri var ki bin yıl yaşasa, sencileyin bir haysiyet katamaz yaşamaya. Yarının Cezayir'inde de, kurtarılmış Cezayir'inde de, okullarda bebeler, önce senin adını belleyecekler. Sonra dünyayı. İnan, seninle birlik, ya da senin yerine, kurşuna dizilmeyi çok isterdim. Ölümüne nispet, yaşamak silik ve anlamsız Cemile..." Ve Cemile'yi nice Cemile'ler izledi... Yarın: Menderes’ten mücahitlere silâh
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT