BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yazık oldu o muhteşem Süleyman'a!..

Yazık oldu o muhteşem Süleyman'a!..

Türklerle Fransızlar arasında dostluk ilişkileri söz konusu olduğunda bunu hemen 1500'lü yılların Avrupa'daki krallık kavgalarında düşmana esir düşen oğlu Fransa Kralı 1'inci François'nın kurtarılması için validesinin "Magnifique Souverain-Muhteşem Hükümdar!" diye hitap ettiği Kanuni Sultan Süleyman'a yazdığı yakarış mektubundan ve bunu izleyen Türk-Fransız ittifakından başlatmak, bunu inişli çıkışlı gelişmeleri ile bugünlere kadar getirmek adet olmuştur.



Türklerle Fransızlar arasında dostluk ilişkileri söz konusu olduğunda bunu hemen 1500'lü yılların Avrupa'daki krallık kavgalarında düşmana esir düşen oğlu Fransa Kralı 1'inci François'nın kurtarılması için validesinin "Magnifique Souverain-Muhteşem Hükümdar!" diye hitap ettiği Kanuni Sultan Süleyman'a yazdığı yakarış mektubundan ve bunu izleyen Türk-Fransız ittifakından başlatmak, bunu inişli çıkışlı gelişmeleri ile bugünlere kadar getirmek adet olmuştur. O günlerden bu yana iki ülke ve insanları arasında süregelen her alandaki dostluk ve yakınlık için "Geleneksel Dostluk" deyiminin kullanılması da her iki dilde alışkanlık haline gelmiştir. * * * İşte bu "geleneksel?!" dostluk, geçen 18 Ocak 2001 tarihinde Fransız Meclisi'nde alınan ve 1915 yılında sözüm ona Ermeni soykırımını tanımakla da yetinmeyip bunu bir kanun haline de getirmeyi ön gören kararı ile bir anda siyasetin siyah bulutları arasında kayboldu gitti. Bu yüzden yalnız o Muhteşem Kanuni Sultan Süleyman'a değil, aynı zamanda, tıkılmış olduğu zindandan Osmanlı ihtişamının rüzgarı ile kurtulmuş olan Kral Birinci François'ya ve Kanuni'ye "Magnifique Souverain" hitabı ile yakarış mektubu yazan onun muhterem validesine de çok yazık olmuştur. Bunun da üstünde Türk-Fransız dostluğuna da yazık olmuştur!. Tarihi yapmak başka, yazmak daha başkadır. Tarihi tarihçiler yazar. 700 üyeli bir parlamentoda 55 vekilin katılımı ile alınan bir karar ile Osmanlı döneminde 1915 yılında Ermeni soykırımı yapıldığını var saymak, bunu kanunlaştırmaya kalkışmak, söyler misiniz hangi akıl ve mantığa sığar? DESCARTES'in kemikleri sızlayacak, Jaques CHİRAC, Lionel JOSPİN dahil, bu saçmalığı yapanların tümünü lanetleyecektir!.. Hem nerede olursa olsun bir parlamentonun bir başka ülke konusunda kanun çıkartması nerede görülmüştür Allah aşkına?! Hele hele Fransa'nın Cezayir ve Afrika'da giriştiği soykırımlarının kanları henüz kurumamış iken, Birinci Dünya Savaşı sonrasında güney vilayetlerimizi işgal eden Fransız orduları içindeki Fransız üniforması giydirilmiş Ermenilerin vahşeti hâlâ hafızalarda iken, hiç utanmadan, sıkılmadan böyle bir iftira parlamentodan nasıl geçirilebilir? Dünyada soykırımı konusunda asla konuşamaycak belki tek devlet Fransa'dır! Fransız ekranlarından bizzat izledim. Oylamaya katılanlardan hiçbirinin ne akılları başlarında, ne de başları konunun bilincinde değildi. Ermenilerin savaş sonrası Fransa'ya gidişleri 1920'de başladı. O günden bu yana özellikle 1960'tan sonra Fransa'ya yerleşen, birçoğu "İktisap" diğerleri de "Doğum yeri-Jus Soli" yolu ile Fransız vatandaşı olanların sayıları Ermenilerden fazladır. İslam dini halen Fransa'da ikinci sırada gelmektedir. Müslümanların sayısı bunun iki mislinden fazladır. * * * Fransa'da 6 Türk diplomatı Ermeniler tarafından alçakça öldürülmüştür. Kimse yakalanmadı. Orly hava meydanında yapılan Ermeni uçak saldırısında Türklerle beraber kendi vatandaşları da ölmüştür. Fransa'dan ne bir ses ne bir nefes duyulmamıştır. Sevgili arkadaşım rahmetli Hasan Işık, vaktiyle Marsilya'da bir mezarlıkta Ermenilerin bir taş dikmelerine engel olamadı diye Hükümetten talimat dahi beklemeden şapkasını alıp Ankara'ya dönmüştü. De Gaulle hükümeti bayağı sarsılmıştı. Nerede şimdi o eski büyükelçiler?! Şimdilerde esefle görüyoruz ki, diplomasimiz hafiften gevşer gibi oldu. Yabancılarla temas ve ilişkilerimizde şahsi karizmaya, dostluklara aşırı öncelik tanıdık, bunu yeterli sandık!.. Hep alttan aldık.. Sonuç ortadadır!.. Ya gereği kadar etkili olamıyoruz, yahut daha da fenası muhataplarımız bizi gereği ve eskisi kadar ciddiye almaz oldular! İkisi de aynı kapıya çıkar!. Bunu değiştirmek şarttır!.. İşte bu yüzden çok yönlü YAZIK OLDU diyorum. Türkiye'ye yazık oldu.. Fransa'ya ve onun evrensel değerlerine yazık oldu!.. DESCARTES'tan başlayarak bugünlere kadar uzanan tüm yazar-çizer ve düşünürlerini tanık gösteriyorum. Eğer onlar şimdilerde yaşıyor olsalardı önümüzdeki baharda yapılacak yerel seçimlerde Ermeni kökenli üç-beş pespaye oy için böylesine aşağılanmalarına tahammül edemezler, isyan ederlerdi. Onları ayıplar, lanetlerdiler diye düşünüyorum!.. * * * Peki şimdi ne olacak? Her iki taraf da zor bir durumdadır. Karşı taraf hatasının ağırlığını uzun süre taşıyabilecek durumda değildir. Biz böylesine alçakça bir suçlamanın altında kalamayız! Fransa'da hemen mahalli seçimler, sonra da gelecek yıl Cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Sağ-sol iki parti birbirine girmiş, Jaques Chirac ile Başbakan Lionel Jospin her alanda kıyasıya bir rekabet ve karşılıklı yolsuzluk suçlamalarının şaşkınlığı içindedirler. Jaques Chirac Elysee sarayından çıkmam diyor, Jospin mutlaka onun yerine geçmek istiyor. Chirac, Paris Belediye Başkanı iken yapılan bazı yolsuzlukların sorumluluğunu yardımcısının üzerine atıyor. "Beni kimse sorgulayamaz. Ben Anayasa gereği 'Yüksek Hakimler Kurulu'nun Başkanıyım!." diyor. Eski Cumhurbaşkanının oğlu Christopher Mitterrand yolsuzluk, rüşvet, kara para aklaması suçlarından hapiste!. Her ağzını açtığında "Babam dedi ki.." diye başladığı için lakabı da öyle kalmış!.. Sosyalistlerin uzun süre Dışişleri Bakanı koltuğunda oturmuş, şimdiki "Anayasa Konseyi Başkanı" Roland Dumas ise, gırtlağına kadar rüşvet ve irtikap içinde.. Varını yoğunu metresine yedirmiş. Yine de istifa etmem diyor! Onun yargılanması sürüyor. Anlayacağınız Fransa'da kimsenin bizimle uğraşabilecek hali ve vakti yok..
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT