BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Cezayir’de Fransız vahşeti -9-

Cezayir’de Fransız vahşeti -9-

...Ve Kilise’nin itirafı "Bu insanlık dışı vahşete derhal son verilmelidir" Cezayirliler'e karşı girişilen Fransız vahşetinin özellikle bazı Fransız aydınları üzerindeki etkilerinin yayınlanması kısa bir sürede, Kilise'de de yankılanıyordu. Katolik Kiliseler Birliği, bir bildiri yayınlayarak, Fransa'nın Cezayir'deki kuvvet ve terör politikasına cephe aldığını resmen açıklıyordu. Katolik Kiliseler Birliği'nin yayınladığı bildiri Fransa'da geniş yankılar uyandırırken, Protestan Kiliseler Konseyi de önemli bir bildiri yayınlayarak Fransa'yı Cezayir'de terör hareketlerinde bulunmak, insan haklarını çiğnemekle itham ediyordu. Bildiride aynen şöyle deniliyordu: "Bir millete tarihin en büyük cinayetleri işlettirilmemelidir. Fransız milletini bu şaibeden kurtarmak lâzım, geç kalınmıştır. Bugüne kadar yapılanlar, Fransız tarihinin kanlı yüz karası olarak kalacak, bundan sonraki nesiller bu lekeyi temizlemek için çok uğraşacak. Fakat, tarih sayfalarındaki kanlı lekeleri temizleyemeyerek, kendilerine böyle bir miras bıraktığımız için bizleri lânetle anacaklardır. Cezayir'de terör durmalı, Cezayir halkına dost eli uzatılmalıdır. Fransa'yı ancak böylesine bir hareket kurtarabilir, yıkılan prestijini biraz olsun iade edebilir. Protestan Kiliseler Konseyi, Cezayir'de cereyan eden katliâmı lânetlerken, bu insanlığın yüz karası vahşete, bir an önce son verilmesini talep eder."



General De Gaulle'ün, Cezayir'i, Fransa'nın ayrılmaz bir parçası saymasından sonra, sömürgecilerin iştahı kabardıkça kabarıyordu... Ne var ki bağımsızlık mücadelesi de hızını iyice almıştı... Cezayirliler, artık "Ya ölüm, ya istiklâl" diyorlardı... 10 Aralık 1960'ta birçok büyük şehirde aynı anda başlayan olaylar, Cezayir'in bağımsızlığı için çarpışan teşkilâtlarca hazırlanmıştı... Belcourt'ta Blates Stadı yakınlarında toplanan, Ultras adıyla anılan ve Cezayir'in Fransa'da kalmasını isteyen partizanlar Cezayirli Müslüman bir eri öldürüyorlardı... Buna karşılık veren Müslüman göstericiler de nehir boyunca ilerlemeye başlamışlardı... Aynı saatlerde, Belcourt'un Lyon Caddesi'nde de karışıklık ve çarpışmalar hızla büyüyordu... Halktan kimlik kartlarını göstermelerini isteyen 30 kişilik bir grup da, otomobillerin ve yayaların yollarını keserek, onları Lyon Caddesi'ne gitmeye zorluyordu... Daha sonraları, sömürgeci Fransız partizanlarından oluşan bir başka grup, davranışlarını daha sertleştirmişlerdi... Oldukça kalabalık olan cadde, askerlerin gelmesini fırsat bilen komandoların açtıkları ateşle bir anda kan gölüne çevriliyordu... Şehir alev alev yanıyor Cezayirliler, galeyana gelmişti... Fransızlar'ın oturdukları mahallelere doğru ilerliyorlardı... Kalabalığa, Dar-El-Mahcoul ve tepelerdeki bölgelerden de katılmalar olunca, olaylar bütün şehre yayılıyordu... Şehir, alev alev yanıyordu... Avrupalılar'ın pencerelerden açtıkları ateş, çok sayıda Müslümanın yaralanıp ölmesine sebep oluyordu... Fakat, hiç kimse bir an bile durmuyordu... Bağımsızlık bayrakları taşıyan halk bir sel gibi akıyordu... Göstericiler ancak jandarmalarca takviye edilmiş polis tarafından akşama doğru durduruluyorlardı... En uzun gece Kalabalık, duman ve alevler içinde bir şehir bırakıyordu ardında. Cezayir halkı, 10 Aralık'ı 11'e bağlayan gece heyecanlı bir bekleyişin içine girmişti... Sokağa çıkma yasağını denetleyen Fransız jandarmalar da müthiş bir korku ve gerginliğin içindeydiler... Belcourt ve şehrin dışındaki mahallelerde Müslümanlar ertesi güne hazırlanırken, Cezayir'in doğusundaki yerleşim bölgelerinde oturan Fransızlar'da korku, yerini hınç ve kızgınlığa bırakmıştı... Bağrışmalar ve sloganlar Belcourt Mahallesi'ni daha sabahın ilk saatlerinde uyandırmıştı... Teşkilâtın desteklediği küçük bir grup: "Cezayir, Cezayirliler'indir", "Müslüman Cezayir", "Ferhad Abbas İktidara" şeklinde sloganlar atıyordu... Bir saat sonra grup, büyüdükçe büyüdü... Göstericiler, ellerinde bayraklarıyla şehrin merkezine doğru yayılıyorlardı... Fransız paraşütçüler tarafından desteklenen partizanlar, kalabalığa ateş açınca yüzlerce kişi daha hayatını kaybediyor veya yaralanıyor, olaylar giderek yayılıyordu. Ölüm kusan silahlar Oran şehrinde de hareket başlamıştı. Müslümanlar, Fransızlar'ın oturduğu mahallelere doğru hareket ediyordu... Ve Fransızlar'ın silâhları ölüm kusmaya başlamıştı. Ama bağımsızlık seli durdurulamıyordu. Ölüm kusan namluların üzerine göz kırpmadan yürüyen Cezayirliler, Oran'da yüzlerce ölü ve yaralı veriyordu. Fransızlar tarafından "Zenci mahalleleri" olarak adlandırılan Müslüman mahallelerinde direniş odakları kuruluyor, partizan ve jandarmalar ise hemen harekete geçerek, ağır makinelilerle, tanklarla, toplarla, göz yaşartıcı bombalarla katliâma girişiyorlardı. Bu ağır saldırılar karşısında, direniş merkezlerinin etkisi azalıyordu. Ve arkasından tutuklamalar, işkenceler yeniden başlıyordu. Kostantin'de de aynı olaylar yaşanıyor... Gösteriler, 16 Aralık'a kadar sürüyordu. FLN'nin belirlediği 5.000'den fazla gösterici, Randon Caddesi yönünden harekete geçiyor, Zuav askeri paraşütçülerinden oluşan bir ordu ve silâhlı Fransız partizanlar tarafından karşılanıyordu... Silâha karşı, yumrukla mücadele eden Müslüman Cezayirliler, yeni bir katliâmın göbeğine düşüyorlardı. Ölüm, acı, ıstırap, işkence bitmiyordu... Yaralılar bile kurşunlanıyor, cesetler çiğnenip yakılıyordu... 16 Aralık 1960... Saat 13.00... Bağımsızlık mücadelesi, artık amacına yaklaşmıştı... Direniş teşkilâtları, Cezayir halkına bir çağrı yaparak, milliyetini korumak için onurlu davranan Cezayir halkını yürekten kutluyor, çarpışmaların sona erdirilmesini istiyordu... Bağımsızlık mücadelesi, binlerce şehidin sırtında zafere doğru ilerliyordu şimdi.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT