BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Hizmet eden aziz olur

Hizmet eden aziz olur

Köyümüzün; daha doğrusu muhtarlığımızın ismi Har’dı. Keban gölünün suları altında kalarak yok olup giden Har, Harput’a o zamanki yollarla 18 kilometreydi.



Köyümüzün; daha doğrusu muhtarlığımızın ismi Har’dı. Keban gölünün suları altında kalarak yok olup giden Har, Harput’a o zamanki yollarla 18 kilometreydi. Toprak damlı, toprak yollu Har’ın o daracık sokaklarında oynarken üç-beş yüz metre öteden öğretmenimizi görsek koşarak oradan kaçardık. Niçin? Bir ilkokul çocuğu neden öğretmenini görünce kendisine doğru koşmasın da aksine var gücüyle kaçıp kaybolsun? Onu biz o yaşlarda izah edemez fakat içimizdeki sesin dediğini yapardık. Peki öğretmeni bile korku sembolü haline getiren neydi? Daha önce dinlediklerimiz. Henüz hayatı tanımadığımız, ilk çocukluk günlerimizin uzun kış geceleri ocak başlarında, serin yaz akşamları düz damlarda, bostanlarda, harmanlarda büyüklerimizin hemen daima aynı kelimeler etrafında dönen sohbetlerini dinleyerek yetişiyorduk. Bu kelimeler, jandarma, dipçik, tahsildar, ofis, şehir, hükümet şeklindeydi... Bu insanların giydikleri kırk yamalıydı, başlarında içindeki pamuk dışarı fırlamış eski bir kasket bulunurdu. Ve tahsildar zulümleri. Tahsildar, buğday tarlasına gelerek göz kararı şu talimatı veriyordu. Bu sene şu kadar kile buğday çıkacak. Harman zamanı da harmanın kenarına yerleşerek hasılatı beklerlerdi. Onlar, beklerken tabii koyundan tavuğa, yumurtadan tereyağına zavallı köylü neyi varsa izzet ikramda bulunuyordu. Tıpkı jandarmaya çıkarttığı ikramlar gibi. Halbuki bu köylülerin çoğu zaten marabaydı. Kazandığını yarı yarıya toprak sahibi ile paylaşmaktaydı. Harmanda tahsildar nezaretinde toplanan buğday, tahta mühürlerle mühürlenirdi. Buna rağmen vatandaş kendi malını türlü yollar bularak kaçırırdı. Tabiî öz mülkünden çalan bu insanların yaptıkları fark edilince de vay hallerine. Sonra mahsul çuvallara doldurularak şehire götürülürdü. Devlet ofisinin kapısında bir-iki gün aç, susuz, uykusuz teslim için sıra bekleyen köylüler, en nihayet sıra gelince çuvalları da tek tek sırtlarında taşıyarak memurlara teslim edip makbuzlarını alırlardı. Memurlar, sert, asık suratlı ve azarlayan mühim adamlardı. Evet bütün bu zahmetler karşısında rüzgâr, yağmur ve güneşin tunç-adam yaptığı bu insanların şerha şerha yarılmış ellerine sadece bir makbuz teslim ediliyordu. Sabit kalemle doldurulup imzalattırılan kâğıtta şöyle yazardı... Paramın tamamını nakden aldım... Zerrece alakası yok. Para alan veren mevcut değil. Buna rağmen nedense zulüm böyle noktalanıyordu. Buğdayı vermeselerdi!... Mümkün mü? Adları ile meşhur olmuş tahsildarlar, iki jandarma ile beraber derhal köylünün kapısına dikiliyordu. Havada korku uçuşmaktaydı. Resmi sıfatlı kim varsa ondan korkuluyordu. İşte bunun için kendi öğretmenimizden kaçıyorduk. Naklettiğimiz kendi çocukluğumuzdan bir küçük kesit. Daha neler var. Anlatılsa inanılması zor. Şu var ki biz bunları doğuda yaşadık. Beterinin güney doğuda olduğuna eminiz.Yoksa doğu ve güneydoğulular ülkenin en kadirbilir insanlarıydı. Hürmet onlardaydı, dindarlık onlardaydı, fedakârlık, mertlik onlardaydı, her biri bir gönül adamıydı, âlimi de çoktu ârifi de. Bu insanlar rencide edildi. Horlandı. Farklı muamele gördü. Nifak için ne lazımsa yapıldı. Bir kısım yerlerin ayrılıkçıların tesirine kapılması işte bundan dolayı. Müsebbibi kötü idaredir. Müstemleke anlayışıdır. Tek parti uygulamalarıdır. İnsanca muamele eden bakınız nasıl seviliyor. Seven sevilir. Bir adım atana kucak açılıyor. Bugün Diyarbakırlı gençler, Ali Gaffar Okkan için internet ortamında site kurmuş bizim bilmediğimizi ve bilmemize imkân da olmayan iyiliklerini anlatıyorlar. Polis otolarını devriye gezdirip yaşlıları evlerine bıraktıran, kimsesiz çocukları sokaklardan toplayıp yetimhanelere yollayan bir emniyet müdürü sevilmez mi? O’na boşuna “baba” dememişler. Ardından seller gibi göz yaşı döktüler. Binlerce Diyarbakırlının binlerce hatmi şerif okuduğu inancındayız. Fatihalar, sayısızdır. Yalnızca bir bölgede değil, bütün vatan sathında, yurt dışında bile dualarla yad edildi. Doğu, güneydoğu meselesi birkaç yıllık hadise değil. Bizzat yaşayıp işittiklerimizi dile getirdik ki Ali Gaffar Okkan vesilesi ile silbaştan bir muhakeme ve muhasebe yapılacaksa değerlendirme vesilesi olsun. Dayak, işkence, zulüm, korku, incitici ifadeler, mahkeme, hapis... muhabbet, insanca muamele, derdi ile dertlenme hasletleri ile yer değiştirince bakınız kalbler nasıl da bir atıyor. Onun için cenaze namazına Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’le Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu da katılmalıydı. Hükûmet tam kadro oradayken onlar da bulunsaydı anlamı daha zengin olurdu. Şimdi kendilerinden en kısa zamanda Diyarbakır’a taziye ziyareti yapmalarını bekliyoruz. Her iş Ankara’dan hallolmaz. Vatandaşa mesafeli durmamalı.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT