BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nezaket, zarafet, terbiye!

Nezaket, zarafet, terbiye!

ABD'nin 43. Cumhurbaşkanı George W. Bush, and içerken yaptığı "başlangıç" konuşmasında, bir kelimeyi üstüne basa basa, birkaç defa kullandı: "Civility", "nezaket, zarafet ve terbiye" anlamlarını birden ifade eden bir kelime! Son yıllarda, Amerika'da, bütün dünyada ve maalesef bizde, siyasette, gündelik hayatta ve de medyada, maalesef unutulan kavramlar!



ABD'nin 43. Cumhurbaşkanı George W. Bush, and içerken yaptığı "başlangıç" konuşmasında, bir kelimeyi üstüne basa basa, birkaç defa kullandı: "Civility", "nezaket, zarafet ve terbiye" anlamlarını birden ifade eden bir kelime! Son yıllarda, Amerika'da, bütün dünyada ve maalesef bizde, siyasette, gündelik hayatta ve de medyada, maalesef unutulan kavramlar! Yabancılaşma Bu kavramlar son yıllara gelinceye kadar bizim toplumuzda da, lisanımızda da, hayatımızda da, geçerli olan önemli kavramlardı. İnsanlara, babamıza, anamıza, yaşça bizden büyük olanlara "siz" derdik, birşey isterken "lütfen" derdik, "rica " ederdik, "özür" dilerdik... Ne oldu, niçin oldu bilemeyeceğim ama, bu sözler ortadan kalktı... Analara babalara bile artık "sen" diye hitab ediliyor, birisinden bir şey isterken "lütfen" derseniz adeta küfür ettiğinizi sanıyorlar... Bir de, "Birşey değil" sözlerinin yerine, hep yanlış kullanılan "oldukça" kelimesi gibi bir türlü doğrusunu anlatamadığımız yeni bir tabir çıktı; "lütfen" veya "rica ederim" deyince, gençlerimiz artık "birşey değil" demiyorlar, "önemli değil" diye mukabele ediyorlar! Başlangıçta tarizde mi bulunuyorlar, anlamamıştım. Zaten özür dileyecek olursanız, yadırgıyorlar, alay ettiğnizi zannediyorlar. Rahmetli ressam Erol Akyavaş'ın başına gelmiş: Beyoğlu'nda yürürken bir dükkandan çıkan iki süslü püslü hanım ona çarpıp yere düşürmüşler. Yürüyüp giderlerken Erol düştüğü yerden kemali nezaketle "Özür dilerim hanımlar" diye seslenmiş. Hanımın biri öbürüne: "Aaa, manyağa bak, herifi hem yere düşürdük hem de bizden özür diliyor!" demiş... Medyada, köşe yazılarında, TV programlarında da, artık eski terbiyeden, nezaketten ve zarafetten pek eser kalmadı. Galiba gençlere asıl örnek olan, yol gösteren de, ana babalara "aptallık etme baba" gibi "Ulanlı, küfürlü" mukabeleler, yayık yayık, araya bilir bilmez yabancı deyimler karıştırılmış konuşmalar!. Hele siyasette, Millet Meclisi'ndeki konuşmalar, küfürleşmeler, ara sıra alay eder gibi "Sayın" kelimesi kullanılsa bile, nezaket ve terbiyeden gittikçe uzaklaşıyor.. Bush ve Clinton Bu yazıya Bush'la başlamıştım: Yeni genç Başkan, Amerikan toplum hayatında ve siyasetinde, çatışmadan uzak birlik anlayışı ile birlikte, gerçekten, samimi olarak "civility"... "nezaket, zarafet ve terbiye" dönemini başlatmak kararında. Ve de böylelikle selefi Clinton'dan ve uçuk döneminden uzaklaşmak, Beyaz Sarayı da, uzaklaştırmak niyetinde. Çünkü Clinton'da, eşi Hillary'de ve yakın çevresinde terbiye, zarafet ve nezaketin zerresi yoktu. Gerçi Amerikalıların bir kısmı hâlâ onun büyük bir Başkan olduğuna inanıyorlar ama bir yazarın dediği gibi "incelik ve özellikle mahcubiyet" onun lügatinde yoktu. Clinton, giderayak, hâlâ yetkisi dahilinde olduğu için büyük yolsuzluklar yapan bazı dolandırıcıların cezalarını, kendisine para yardımı yaptıkları için affetti. Kendisi de, gene giderayak, Monica olayında yalan söylediğini, o da yarım ağızla, cezadan kurtulmak pazarlığında itiraf etti ama hemen sonra da büyük bir yüzsüzlükle "ben yalan söylememiştim ki" diyebildi, bir yazara göre "teflonla kaplı" Clinton... Şimdi iddiaya göre, Clinton'lar ve adamları, Beyaz Saray'dan ayrılırken yükte hafif, parada ağır bazı eşyaları, "hatıra" diye yürütmüşler, tayfası, Beyaz Saray duvarlarına, oraya buraya, ayıp mesajlar sloganlar yazmışlar. Eski Başkanı ve adamlarını son olarak New York'a götüren Hava Kuvvetleri uçağını darmadağın etmişler, buradan da eşyaları çalıp götürmüşler. Şimdi bunlara karşı Bush ve sözcüleri "civility" yani nezaket, zarafet ve terbiye ile mukabele ediyorlar: Başkan ve sözcüsü, medya mensuplarının bu konudaki sorularına karşı "Biz geçmişi geride bıraktık bu olaylarla ilgilenmeyiz" diye cevap veriyorlar, ve Clinton'a hakları olduğu halde hesap sormuyorlar. Yani gerçekten "devri sabık" oluşturmak istemiyorlar... Bush başarılı olacak mı? İşi çok güç. Ama bir şey muhakkak Clinton'dan çok farklı, ahlak ve nezakete bağlı bir Cumhurbaşkanı olacak. Meşhur Oval Ofisi baştan sona yeni renkler ve eşyalarla tefriş ettirdi, kötü hatıralarından arındırmak için. İlerdeki yazılarımda Clinton'ın bıraktığı "tortuları" ve Bush'un vadettiği "umutları" anlatmaya çalışacağım. Ve Suna Vidinli 22 yaşında bir Türk genç kızı Reha Muhtar'ın sözde soykırımı ve Fransa'nın münasebetsiz "yasası" konusundaki TV programında Fransız milletvekiline bilgi ve belagati ile kök söktürmüş. Doğrusu şaşırmadım: Torunumun yakın arkadaşı olan Suna'yı geçenlerde Amerika'da tanımak fırsatım olmuştu. Harvard'da okuyan bu genç kız hakikaten pırıl pırıl ve cıvıl cıvıldı. Çok bilgili idi ve en önemlisi, bir Türk milliyetçisi idi... Medyada köşe tutan, müptezel konuşan ve müptezel yazan, yarım bilgileri ile, milli meseleleri dahi, uçuk ahkam keserek, ukalaca, saptıran bazı entel-liboş kadın "yazarlar" keşke Suna'dan ibret alabilseler... GÜNÜN FİKİR KIRINTISI "Giderken, beraberinizde götürebileceğiniz tek şey, arkanızda bırakacaklarınızdır!" JOHN ALLSTON
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT