BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nazım Hikmet tartışması

Nazım Hikmet tartışması

Kendisinin talebi olmamasına karşın Nazım'ın vatandaşlığa kabulü, sol kültürden gelmeyen bu satırların yazarına göre de pekala mümkündür. Öcalan'a stratejisi gereği idam paranoyası ile yaklaşmayan devlet, consensüs için Nazım'ı da hoş görebilir. Ancak vatandaşlığa kabul asla özür dilenmesi biçiminde sunulmamalıdır.



Gereksiz şeyleri tartışmakta ve gerginliği lüzumsuzca artırmakta üstümüze yok. Başka problemimiz yokmuş gibi şimdi de Nazım Hikmet'in vatandaşlığa kabulü noktasında cephelere bölündük. Önceki akşam bir TV programında 19-20 yaşlarındaki bir genç kızımızın MHP Milletvekili Mehmet Gül'e ettiği kin dolu sözleri duyunca emin olun irkildim. Dahası, Mehmet Gül'ü de o programa katıldığı için eleştirdim. Hayır amacım bu gibi konulara sansür uygulansın, konuşulmasın demek değil elbette. Söylemek istediğim Türkiye'nin artık bunları aşma gereğidir. Vatandaş olsa ne olur? Bulunduğumuz sorunlar denizinde Türkiye'nin tartışacak onlarca konusu var. Hem bu tür tartışmaların TV'lere gerginlik sebebi ile reyting getirmesinden başka bir yararı da yok. 8 yıldır haftalık TV programı yapan biri olarak hükmüm budur. Bu satırların yazarı sol kültürden gelmediği için Nazım Hikmet ismine kalıtımsal sıcaklığı ya da sempatisi yoktur. Tersine 80 öncesinden soğukluğu da sözkonusudur. Ancak bugün Nazım Hikmet'in Türk vatandaşlığına alınmasından rahatsızlık da duymamaktadır. Her ne kadar Nazım'ın böyle bir talebi olmamış idi ise ve geçmişi muğlak olsa da bundan hiç gocunmaz. Ölmüş birinin vatandaşlığa alınmasından bu ülke ne zarar görür? Özür dilemek Diyeceksiniz ki vatandaşlığa kabul ondan özür dilmek olacaktır. Hayır o züğürt tesellisidir. Hem Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Nazım'ı vatandaşlıktan çıkarmadı, terk-i vatan eden Nazım Hikmet'tir. Kaçış sonrasındaki seyri de oğlunun bile sitemlerine konu olmuştur. Buna rağmen bugün birileri Nazım'ın talebi olmaksızın onu vatandaş yapalım diyorsa, bunun karşısında celallenip dikilmenin gereği yoktur. Ama tekrar ediyoruz hadise asla devletin özürü değil, hoşgörüsü ya da büyüklüğü olacaktır. Abdullah Öcalan'a çıkarı ve stratejisi gereği idam paranoyası ile yaklaşmayan devlet, Nazım'ı da toplumsal consensüs için hoş görebilir. Sol ve putlar Gelelim bu konunun bu biçimde kampanyalara neden olmasına? Hadise abartısız kimliksizlik buhranına düşüp kişiliksizleşen Türk solunun put arayışından kaynaklanıyor. Ne hazindir ki Moskova sokaklarında bile marksizm 'ti'ye alınırken bizim Üniversitelerimizde sosyalistlik modası ya da rüzgarı hâlâ esmeye devam ediyor. İki seksen uzanmış ideoloji sermaye olamayınca idollere ya da yapay sembol veya kahramanlara ihtiyaç duyuluyor. Che Guevera romantizmini Nazım Hikmet gibilerin keskin ve ruhu okşayan kalemiyle sarmalamak akılcı bir metot oluyor. Sovyetlerin çöküşü ile Gardırop devrimcisi deyip aşağıladıkları Atatürk'ü yeniden keşfeden Türk solu, şimdi başka yapay sembollerin peşinde. Nazım'a vatandaşlık kampanyası da bu arayışın bir uzantısı. Sol bu şekilde ayakta kalmaya çabalıyor. Sağcılar nasıl bakar? Muhakeme kabiliyeti olan hangi sağcıya sorarsanız Nazım'ın vatandaşlığına başkaldırmaz ve dahası, onun kimi şiirlerine de şapka çıkartır. Maalesef milliyetçi ve demokrat sağ'ın bugün geldiği bu hoşgörü noktasına solun önemli bir bölümü gelememiştir. Gelenler de gelemeyenlerin psikolojik baskısı altındadır. Bir başka şey Türkiye'de sol hep imtiyazlıdır. Onlar adeta beyaz yakalı, sağcılar ise mavi yakalıdır. Ben Türkiye'deki sağcıları Avrupa'daki Türkiye'nin durumuna benzetirim. Türkiye Avrupa'da hangi muameleyi görüyorsa özellikle medya ve sosyal hayatta Türkiye sağcılarının durumu da odur. Mesela Türk medyası onlarca yıldır haklı olarak merhum İpekçi olayını hep gündemde tutar da, aynı meslekten olan bir İlhan Darendelioğlu ve benzerlerini hiç ama hiç hatırlamaz. Hatırlama ölçüsü terör değil ideolojik kimliktir.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT