BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nedir pay edilemeyen?

Nedir pay edilemeyen?

Geriye ne kalıyor? Bir kuru öfke, bir bencillik, bir doymak bilmeyen ihtiras... Bu ihtiras ne yazık ki bugün herbirimizi hücrelerimize kadar sarmış durumda. Bütün arkadaşlıklarımız, bütün dostluklarımız, bütün sevip saymalarımız hepsi menfaate dayanıyor...



İki üç gün önceydi galiba. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı sayın Yaşar Okuyan'ın işadamlarına yönelik bir serzenişi vardı. "Bu işin bir de öte dünyası var beyler" diyor ve ekliyordu, "Siz kendinizi hiç ölmeyecek mi sanıyorsunuz?" İş dünyasındaki anlaşmazlıklar, pazarlıklar vs bizim ilgi alanımız dışında. Bu demeçten bize düşen pay, ne olursa olsun, kim olursa olsun bir gün mutlaka ecel denen şerbetin içilecek oluşudur. Yine ünlü modacı Cemil İpekçi ile yaptığımız söyleşide o da çok enteresan bir yorumda bulunmuştu. "Mü'min" dediğinizden kimseye asla kötülük gelmez. Ben müminim diyen kimse bütün güzellikleri kendinde toplamaya adaydır. Bütün çirkinliklerden uzaklaşan kimsedir. Bir kimse eğer böyle olmaya çalışmıyorsa gerçek mümin değildir" Bu sözleri dinlerken şöyle meydanlarda sokak aralarında, kürsülerde şurda burda yapılan bağırışmaları, küfürleşmeleri, sille tokat birbirine giren insanları hayal ettim. Neydi pay edilemeyen? Para mı? Bugün var yarın yok. Vehbi bey onca mal mülkten yanında ne götürdü? Şöhret mi? Gelip geçici. İşte Clinton artık "Eski Devlet Başkanı" denilerek, yani ünvanının önüne "eski" kelimesi getirelerek söyleniyor. Örnekleri çoğaltmak mümkün... Geriye ne kalıyor? Bir kuru öfke, bir bencillik, bir doymak bilmeyen ihtiras... Bu ihtiras ne yazık ki bugün herbirimizi hücrelerimize kadar sarmış durumda. Bütün arkadaşlıklarımız, bütün dostluklarımız, bütün sevip saymalarımız hepsi menfaate dayanıyor, paraya dayanıyor. Bişr-i Hafi hazretlerinin bir sözünü hatırlıyorum hemen: "İnsana güvenme! İnsanlar bugün över, yarın söver" diyordu. Anlayana... Bu acı gerçek, bırakın dostu ahbabı arkadaşı, ne yazık ki kardeşler arasında bile böyle oluyor. Kardeş kardeşe en ağır hakaretlerde bulunabiliyor, hatta birbirinin kanına bile girebiliyor. Şöyle günübirlik telaşın dışına çıkıp da maziye bir göz atarsak toprağa verdiğimiz nice yakınımız analarımız babalarımız gelir gözlerimizin önüne. Sonra arkalarından yapılan mal bölüşümleri. Sanki onlara yâr olmayan o topraklar bize yâr olacakmış gibi... Size bu duygularla kaleme alınmış çok anlamlı bir nazım sunacağım. Kimbilir öfkeden kabarmış yüreklere bir nebze su serper. Yarınından telaşa kapılmış insanlara mütevekkil olma duygusu yayar. Kimbilir dünyada "sorun" olarak algıladığımız birçok şeyin gerçekte sorun olmayıp birer ucuz detay olduğu hakikatini fısıldar kulaklarımıza... İstanbul Valiliği Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Sayın Nazır Şentürk'ün kaleminden: "Baba" "Evlat için taş öğütür elerdin, / Bir lokmanı beşe bölüp de yerdin / Göğsünü bizlere siper ederdin/ Elden önce toprağın biz serptik baba." *** Bir tastan sırayla içerdik suyu / Hepimizin ayrı ayrıydı huyu / Hep kısa gelse de yorganın boyu / Doluşur bir yatağa sığardık baba." *** Acılı yasını tuttuk birkaç gün / Hatıraydı tesbihinle yüzüğün / Toplandık mevlid için bir gün / Usul usul mal mülkü konuştuk baba/ *** Günler geçti, et kemikten ayrıldı / Zamanla acın içimizden sıyrıldı / Mahkemeden miras ilanımız duyuruldu / Birden iştahımız kabardı baba/ *** Mülkün mevkileri yazıldı bir bir / İçimizde depreşti gurur kibir / Bu dünyada hızla değişti devir / Şimdi kardeş kardeşe küskündür baba/ *** Mezar toprağını bile kürek kürek bölüştük/ Kavga çıktı kıyasıya dövüştük./ Miras için kanımızı bile değiştik/ Kalk mezarından şu mülkünü sat baba!"
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT