BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Cezayir'de Fransız vahşeti -12-

Cezayir'de Fransız vahşeti -12-

132 yıl süren vahşet, 1.5 milyon şehidin kanı ile bitirilmişti. Cezayir büyük bedeller ödeyerek nihayet bağımsızlığına kavuşmuştu. Ancak katliamların izleri 30-35 yıl silinemedi.



...Ve 132 yıllık "işkence" sona eriyor! Cezayir ve Cezayirliler artık "Muhteşem Son"a doğru koşuyorlardı. Asi generallerin komutasındaki "Gizli Ordu"nun bütün vahşetine rağmen, hürriyet meşalesi elden ele verilerek bütün ülkede dolaştırılıyordu sanki.. Bağımsızlığın ilk işareti 7 Mart 1962'de imzalanan Evian Anlaşması ile görülmüştü. Ne var ki, 19 Mart'ta ateşkes ilân edilmesine rağmen "Gizli Ordu"nun kanlı eylemleri kabarmıştı ama "Muhteşem Son" gözüküyordu. Bir-iki ay içinde silâhlar susmuş, savaş kâbusu son bulmuştu. 29 Haziran 1962'de bağımsızlığın ilânını bekleyen çilekeş Cezayir halkı, güneşin batımı ile birlikte, yeşil-beyaz bir bayrağın 15 dakika kadar ülkenin idarî sitesi Rocher Noir'da dalgalandığını görüyorlardı. Bayrak "Cezayir Müslümanlarındır" diye haykırarak yürüyüş yapan korkusuz bir grup tarafından çekilmişti. "Hürriyet güzel şey" 1 Temmuz 1962'de Cezayir'in bağımsızlığı halk oyuna sunuluyordu. Direnme artık dağdan, sokaktan sandığa yöneliyordu. 2 Temmuz 1962'de halk ezici bir çoğunlukla bağımsız bir Cezayir'e "Evet" diyordu. ...Ve gece boyunca büyük şenlikler yapılıyordu.. Tüm sokaklar ve evler bayraklarla donatılırken, mücahitlerin kahramanlıklarını öven şarkılar hep bir ağızdan söyleniyordu. 5 Temmuz 1962'de "Kutsal Bağımsızlık" kazanılıyordu. 1.5 milyon şehidin kanıyla ve tüm Cezayirliler'in gözyaşlarıyla yıkanan Cezayir, artık hürdü. Çok acı çektik O acı ve tatlı günleri yaşayan, vahşet ve hürriyetle yoğrulan Cezayirli mücahit Kesim bin Nacip şöyle diyordu: "Fransızlar, 132 senelik bir vahşeti nesilden nesile geçirdiler. Vahşetleri bulaşıcı bir hastalık gibiydi. Binleri kırıp geçiriyordu. Çoluk-çocuk dinlemiyor, genç-yaşlı dinlemiyordu... Cezayir, 1.5 milyondan fazla şehit verdi. Topraklarımız kanla, gözyaşıyla sulandı. Çok acı çektik, çok işkence gördük fakat sonunda bağımsızlığımıza kavuştuk. Allah bir daha Fransız vahşetini hiçbir halka göstermesin! Çekmeyen bilmez, Fransızlar'ın vahşetini anlatmaya inanın ki kelimeler kâfi gelmiyor. Fakat Allah'ın büyük bir lütfu, bu vahşeti biz 30-35 yıl sonra unuttuk. Yoksa o vahşetin ezikliği ve izleriyle yaşanamazdı." "Katliâm hatırlatılmalı?" Adlarının açıklanmasını istemeyen iki yüksek düzeydeki Cezayirli'nin zıt görüşleri gerçekten de ilgi çekiciydi. Biri, Fransız vahşeti için, "Tarihi unutmadık, fakat o sayfayı kapattık" derken, öbürü, bir gerçeği haykırıyordu: "Katliâm hatırlatılmalı, 1.5 milyondan fazla Cezayirli'nin insanlık dışı metodlarla öldürülmesini tarihin sayfalarına terketmemek lâzım. Ayrıca her fırsatta insan haklarından bahseden Fransızlar'a kim oldukları da hatırlatılmalı. Çocuklarımız, yeni nesil Fransızlar'ın gerçek yüzünü öğrenmeli." Gerçekten de Cezayir'deki vahşet günleri hatırlanmıyordu. Hatırlatılmadıkça kimse Setif katliâmından söz etmiyor... Oysa, Avrupa'da Museviler'e yapılan zulmü Dachau, Auschwitz gibi temerküz kamplarının adını duymayan var mıydı... Bu konuda yüzlerce film yapılmamış mıydı? Yüzlerce kitap yazılmamış mıydı? Cengiz Çandar'ın dediği gibi "Katliâmlar, Avrupa dışında Müslüman topraklarında yapılınca, onların ıstırabının gürültüsü de mi az oluyor" Oysa, gerçekten de, bir Setif, bir Guelma katliâmı nasıl hatırlanmasın, nasıl sadece tarihe bırakılsın... İşte bu soruyu insanın kendi kendisine sorması gerekiyordu. İşkenceden yürüyemez hale gelmiştim... Cezayirliler'in karşısında eninde sonunda yenik düşeceklerini anlayan Fransızlar, mücahitlerin yanısıra, bazı Fransızlar'a da işkenceyi reva gördüler. Fransızlar'ın işkence ettikleri önemli şahsiyetlerden biri de "Alqler Republica" gazetesinin sahibi ve aynı zamanda başyazarı, Fransız asıllı Alleg. Gazetecinin suçu, Cezayir direnişini haklı gösterecek makaleler yazması. Kendisine yapılan insanlık dışı işkenceyi "Problem" adlı kitapta etraflıca anlatır. Yazar, kitabının bir bölümünde aynen şöyle diyor: Sırayla dövüyorlardı "... Biraz sonra iki paraşütçü beni başka bir hücreye taşıdılar. Artık yürüyemez haldeydim. Hücrede bir yatak vardı. Ve nihayet beni yalnız bırakmışlardı. Ertesi gün öğleden sonra bütün işkenceciler tekrar hücremde toplandılar. Yanlarında bir binbaşı ile iki müfettiş vardı. Yarım saat kadar o sık sık duyduğum bütün tehditleri sıraladılar. Bu iş, bir, iki, üç ay sürebilirdi. Sonunda nasıl olsa söyleyecektim. Bütün istediğim kahraman olmaktı. Böylece iki-üç sene sonra bir sokağın başına adımı taşıyan bir levha asılacaktı. İşte hepsi bu. Aklıma, mâruz kaldığım işkenceler geliyordu. Günler boyu aç bırakılmış, bana mikroplu olduklarını söyledikleri birkaç yudum su ile yetinmiştim. Fransızlar'ın bir Fransız'a, istilâ ettikleri bir toprak uğruna işkence yapmalarını hiç hazmedemedim. Eğer bana bu kadar eziyet reva görülüyorsa, acaba zavallı Cezayirliler'e ne yapılmıyordu ki? Unutamadığım bir şey de; erlerin, hattâ subayların benimle küfürlü konuşmaları, her sabah öğle ve akşam beni dövmek için sıraya girmeleriydi." Yarın: Bağımsızlıktan sonra
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT