BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Üç yığın altın üç ceset!

Üç yığın altın üç ceset!

Aslında Cenâb-ı Hak, dünya nimetlerini herkese yetecek kadar göndermekte; herkesin rızkı belli. Kimsenin rızkında azalma çoğalma olmaz; takdir edilen ne ise ancak o kadarına kavuşabilir.



Aslında Cenâb-ı Hak, dünya nimetlerini herkese yetecek kadar göndermekte; herkesin rızkı belli. Kimsenin rızkında azalma çoğalma olmaz; takdir edilen ne ise ancak o kadarına kavuşabilir. Fakat çok kimse buna razı değil; kısa zamanda köşeyi dönme peşinde. Bu da normal şartlarda mümkün olmadığından yalan dolan her türlü gayri meşru yolu kendilerine mubah görüyorlar. İnanç zaafiyetinden dolayı son yıllarda bu köşe dönme işleri iyice arttı. Gün geçmiyor ki, yeni bir yolsuzluk olayı ortaya çıkmasın; yok "balina operasyonu", yok "buffalo operasyonu"... Malı götüren götürene. Fakat gerçek manada kim kime götürüyor; o malı mı, mal onu mu? Sağlam bir inanca sahip değilse, ikibin yıl da geçse, beşbin yıl da geçse, demek ki insan hep aynı... İşte size Hz. İsa zamanında yaşanmış bir "köşe dönme" olayı ve neticesi: İsa aleyhisselam, nasihat etmek üzere bir köye gidiyordu. Arkasından yetişen bir kimse, ona yol arkadaşı oldu. Bir müddet yürüdükten sonra acıktılar. Yol kenarına oturdular. Hazret-i İsa, heybesinden üç ekmek çıkardı. Birini yol arkadaşına verdi, birini kendi yedi, üçüncüsünü ise heybesine koyup, kuytu bir yere çekilip ibadete başladı. Yol arkadaşı, fırsattan yararlanıp kalan ekmeği de yedi. Hazret-i İsa dönünce heybesindeki ekmeğin yok olduğunu gördü. Yanındakine ekmeği sordu; ama o, yeminler ederek görmediğini söyledi. Yollarına devam ettiler. Bir müddet yürüdükten sonra, dinlenmek için bir yere oturdular. Oturdukları yerde üç kum yığını vardı. Hz. İsa sordu: "Bu kum yığınlarının altın olmasını ister misin?" Yol arkadaşı sevinç içinde "İsterim" dedi. Bunun üzerine İsa aleyhisselam, dua etti. Mucize olarak üç kum yığını çil çil altına dönüştü. Hz. İsa, "Bu üç yığın altının biri benim, biri senin, diğeri de ekmeği yiyenin!" dedi. O zamana kadar yemin billah ekmeği görmediğini, yemediğini iddia eden kimse, hemen atıldı: "Ben yedim, altınları bana ver!" dedi. Bunun üzerine Hz. İsa, "Sen dünya malına çok tamah gösteriyorsun. Tamah insana zarar verir. Bütün altınları al, hepsi senin olsun. Ama peşimi bırak. Senin gibi hakkına razı olmayan dünyaya düşkün bir yalancı ile yolculuk yapamam artık!" buyurdu. Ve ayrıldı gitti. O sırada iki atlı görüldü. Bunlar eşkıya idi. Yanına gelip durdular. Eşkıyalar. altınları elinden almak istediler. Dünya hırsı gözlerini bürümüş kimse hemen bir kurnazlık düşündü: "Bu işi kavgasız gürültüsüz halledelim, aramızda bölüşelim. Nasıl olsa her birimize birer yığın düşüyor. Bölüşmemiz de kolay olur" dedi. Teklifini eşkıyalar kabul etti. O kimse," Ama önce karnımızı doyuralım. Ben kasabaya gidip yiyecek getireyim. Yemekten sonra rahat rahat altınları bölüşelim" dedi. İki atlı bu teklifi de kabul ettiler. Kendisini yiyecek almaya gönderdiler. Fakat onların da gözlerini dünya hırsı bürümüştü. Aralarında konuştular: Kasabadan dönüşünde, bir bahane ile üzerine saldırıp öldürmeye karar verdiler. Yiyecek almaya giden ise, köyde aldığı yiyeceklerden helvanın içine zehir koyarak altınların bulunduğu yere doğru yola çıktı. Yanlarına yaklaştığında, niçin bu kadar geç kaldın, açlıktan öldük diyerek üzerine saldırıp oracıkta öldürdüler. Zehirli yemeği yiyen eşkıyalar da az sonra kıvrana kıvrana öldüler. Hazret-i İsa köydeki işini bitirip dönerken, üç yığın altının yanında üçünün cesetlerini gördü. Üzüntü içinde şunları söyledi: "Mal ve para hırsının sonu budur işte. Hakkına razı olmayıp, helâl kazançla yetinmeyenler böyle perişan olur. Ey Allah'ım, bizi başkalarının hakkına göz dikenlerden etme!.."
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT