BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yeni koleksiyonlarımız var

Yeni koleksiyonlarımız var

İpekçi "İlk koleksiyonum "Lala 2001" adlı bir koleksiyon. Ben Harem konusunu çok iyi incelediğim için biliyorum. 15. yüzyılda Fatih İstanbul'u almadan önce sarayda Harem diye, kölelik diye bir gelenek yoktu. "Harem ve kölelik" Bizans'ın alınmasıyla birlikte bize geçen bir gelenek..." dedi.



Allah nasip ederse biri Nisan sonunda biri de Haziran'da olmak üzere iki koleksiyonun hazırlığı içerisindeyiz. İlk koleksiyonum "Lala 2001" adlı bir koleksiyon. Ben Harem konusunu çok iyi incelediğim için biliyorum. 15. yüzyılda Fatih İstanbul'u almadan önce sarayda Harem diye, kölelik diye bir gelenek yoktu. "Harem ve kölelik" Bizans'ın alınmasıyla birlikte bize geçen bir gelenek. Araştırmalarımda o dönemden itibaren beyaz köleler, hadım ağaları olması gereken zenci kölelerin giysileri, zamanla harem kadınlarının giysilerine de tesir etmeye başlıyor. Zenci köleler, lalalar ve cariyeler gelene kadar, hareme gelen kadınlar hangi ülkeden gelmişse o ülkenin giysilerini taşıyor. Fakat çok büyük takıları falan yok. Baş bağlamaları farklı. Bize gelen zencilerin çoğunluğu Sudan'dan gelmiş ve o dönemde birden bire kadınların giyinişleri etek bağlayışları Sudan'la çok benzerlik arz etmeye başlamış. Takılar büyümüş, küpeler büyümüş. Ay gibi çok büyük küpeler takılmaya başlanmış. O bakımdan koleksiyonun adını "Lala 2001" koyduk. Sonra da Mühr-ü hümayun adında yine o dönemde meşhur olarak kullanılan mühür ve mühür olarak kullanılan tılsımlar var ki bize ulaşanları çok azdır. İkinci koleksiyonumuzda da tılsımların basıldığı desenlerle Mühr-ü hümayun 2001 koleksiyonu yapacağız. Konuşmuyor, bağırıyoruz Duygularımızı düşüncelerimizi açıklama konusunda henüz çok yeniyiz. Herkes her kafadan birşeyler söylüyor ama ben onu şöyle algılıyorum. O da rahmetli Özal'dan sonra başladı. Belki bu ülkeye en büyük iyiliği o oldu. Konuşma özgürlüğü. Ağızlar açıldı. İnsanlar daha bir rahat konuşuyor. Osmanlı döneminde de insanlar yüzlerce yıl rahat konuşamamışlar. Cumhuriyetin belli bir döneminde de çok konuşamamışlar. Bugün ağızlar açılınca aslında konuşmuyor, bağırıp çağırıyoruz. Saçmalıyoruz birçok konuda. Belki beş on sene daha bağıracağız ama rahatladıktan sonra kelimelerle konuşmaya başlayacağız. Şu anda sadece aklımıza ne gelirse söylüyoruz. Çünkü çok susmuşuz. Kırksekiz saat konuşmayan bir insanın ağzını açtığınızda ya avazı çıktığı kadar bağırır ya suratınıza tükürür bilmem ne yapar. Ama sonradan o oturur. O bakımdan ben kendi ülkeme ve ülkemin insanlarına çok güveniyorum. Zamanla çözülecek çok şey... Fransa'da kaldığım yıllar Ben Fransa'da oturduğum altı sene içinde evimde de mesela benim evime ayakkabı ile giremezsiniz. Osmanlı mutfağını çok severim. İyi bir yabancı yemek istersem onu da gerçekten o yemeği hakkıyla yapan bir yabancı restoranda yemek isterim. Altı sene Fransa'da kaldım. Türk gibi yaşadım. Hiçbir Fransız da yüzüme tükürmedi. Orada da Cemil İpekçi olarak beni kimse tanımıyordu. Param da yoktu, pulum da yoktu. Bana oranın hükümetinin, kazandığım minik bir yarışma sonrası verdiği butik gibi yerde çalıştım. Çok da iyi bir muhitim oldu. Sonra bir Fransız arkadaşım dedi ki bir gün: "Biliyor musunuz bugüne kadar senin ülkenden gelen insanlarla bu kadar samimi değildik." "Niye?" "Sen o kadar Türksün, o kadar Osmanlısın ki. Onun için hepimiz çok sevdik." Sonra eklediler. "Belki öbürleri bize benzemek için gayret gösterince belki onları ezmeye çalıştık. Çünkü çok yapmacık kalıyorlardı. Onlar hiç yapmacık değiller O kadar özentiye kapıldık ki, Batılı olabilmek için çocuklara öğretilmesi gereken el öpmek ayıp oldu belli bir dönemden sonra. Çünkü Batılı olmanız lazım el öpmemek lazım sandık. Oysa Batılı yüzyıllardan beri her pazar kiliseye gidiyor. Hiç de çağa ayak uydurmak için artık kiliseye gitmeyeceğim demiyor. Ya da her cuma günü yaşlıların evinde bulunup ona çikolata götürmek ayıp olmuyor. Bizde ayıp olmaya başladı. Kendi dinimize ait bayramlar ve kandiller, milli bayramlar, insanları bir yere getirebilmek için çocukları sevindirebilmek için birer hoş fırsat. Tatlıses'in müziğiyle Ben hep, böyle ecnebi müziklerin çaldığı yerlere giden insanlara bakarım gece kulüplerine gidince. Bir dönem Etiler'de 84'ten 90'a kadar kulüpçülük de yapmıştım. Bir gece saat ikibuçukta İbrahim Tatlıses'in bir şarkısını koydum. Bana gelenler de işte sosyete dediğimiz hep Batı müziği dinleyen, çon çon konuşan insanlar. Aman kardeşim o insanlar birden nasıl dans etmeye başladı. Dedim ki, "Bu bizim kanımızda ve genimizde var. Biz Batı müziğini bilsek bile şurada bir darbuka çalsa üstümüz dursa altımız durmaz." Yani onun için de biz niye çocuklarımıza kendi dilimizle müzikleri değil de ille de Batı müziğini dinletme sevdasındayız ki? Tamam o da müthiş derecede ama niye bizim müziğimizi bir kenara atma çabası var? Biz Batılı olamayız Şöyle veya böyle artık gençliğin de kendine dönmeye başladığını görüyorum. Nerden görüyorum. Çünkü elli yıl bize Batılısınız dediler. Ben bu kelimeyi AB'ye girsek bile kabul etmiyorum. Avrasyalıyı kabul ediyorum. Ben ne Asyalıyım ne Avrupalıyım. Zaten dünya haritasındaki yerim de Avrasya. Eğer bir etnik gruba ait olmamız gerekiyorsa benim ülkemde en az elli tane etnik grup var. Biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı birer Osmanlıyız. Osmanlı bizi topluyordu. Mozaik olarak hâlâ devam ediyor. Ama Batılı kesin değiliz. Batılı olmak da zaten bir kompliman değil. Batılı olmak da bir iltifat değil. Bu bir Fransız'a sen Türksün demek gibi birşey. Ya da bir Alman'a sen ne kadar Çinlisin demek gibi birşey. Bunu dediğinizde sizin suratınıza tükürür. Ben niye bir Fransız olayım ne bileyim Alman ya da Batılı olayım. Bu ne bir hakaret ne bir kompliman. Sadece saçmalama. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım Ben her zaman da söylemişimdir. Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. Ben bir Cumhuriyet çocuğuyum. Atatürk'ün önemini bir gün bile unutmuş değilim... Ben diyorum ki herşeyi yerli yerine koymak lazım. Her zaman söylüyorum ben bir cumhuriyet çocuğuyum ama ben bir Osmanlıyım. Çünkü yetmiş yıllık Cumhuriyetin çocuğu olabilirim ama yediyüz yıllık bir Osmanlının geldiği bir cumhuriyetin çocuğuyum. Anneannem Osmanlı döneminde doğmuş. Ben cumhuriyette doğmuşum. Osmanlıyı kabul etmezsem Cumhuriyeti de kabul etmemem lazım. Bu ayrıcalık nerden geliyor biliyor musunuz? Belirli bir dönem sonra Batının bizi idare etmek istemesi sonucu böyle bir ayrıcalık çıkartılmış. Çünkü çok işlerine gelmiş bu. Rant getirebilmek için bize Osmanlılığımız unutturulmak istenmiş. Osmanlılık unutturulacak ki rant gelebilsin. Kendimi hep Osmanlı hissettim Bana hep soruyorlar "Bu çalışmalar niçin Osmanlı'ya yönelik?" diye. Nasıl yönelik olmaz ki? Baba tarafım Selanikli. Esas büyük babam doktor, cerrahtı. Babam da doktordu. Trakyalılar daha biraz Batılıdır ama anne tarafım çok Osmanlı bir aileydi. Karaköy Börekçisi Hasan Bey'in torunuyum ben. Karabaş hazretlerinin torunuyum. Nafi Baba'nın torunuyum. Bir tanesi sarayın müneccimbaşısı bir tanesi yine saray hocalarından... Anneannem Safranbolulu yörük köyünden. Safranbolu yıllarca saraya hizmet etmiş. Bu bakımdan kendimi çok Osmanlı hissediyorum. Çünkü bir dedem Erzincanlı bir zaza. Ninem Bağdatlı. Anneannem yörük Safranbolulu. Babam da Selanikli. Bence Osmanlı olabilmek için bu sentezi taşımak lazım ki; Osmanlı bir sentez. Osmanoğullarından sonra Osmanlı İmparatorluğuna geçtikten sonra hakikaten bir sentez olmuş.
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 110389
    % 0.97
  • 3.8376
    % -0.68
  • 4.5307
    % -0.43
  • 5.1459
    % 0.04
  • 155.563
    % -0.21
 
 
 
 
 
KAPAT