BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Yüreği deli gibi atıyordu...

Yüreği deli gibi atıyordu...

Yakup sigarasını hiddetle bastırdı yanı başındaki ucuz kül tablasına. Kısa boylu çırağa seslendi: - Mehmet! Çay getir...



Yakup sigarasını hiddetle bastırdı yanı başındaki ucuz kül tablasına. Kısa boylu çırağa seslendi: - Mehmet! Çay getir... Çırak kıvrak hareketlerle masaların arasından süzülerek çay ocağına doğru salladı elindeki tepsiyi. - Demli bir tane olsun usta, Yakup ağabeyime... Cebindeki paranın yarısından fazlasını kaybetmişti Yakup. Sinir sistemi harap olmuş bir vaziyetteydi. Düşünüyor, bütün bu kaybını yine aynı yolla telafi etmekten başka çare bulamadığı için masadan kalkamıyordu. Karşısındaki öndeki iki dişi eksik olan adam ne zaman elini yüz liradan oynamayı teklif etmiş, ondan sonra kazanmaya başlamıştı. Üst üste kaybettiği paralarla zararı beş bin lirayı bulmuştu neredeyse. Hırsla soludu: - Turunu beş yüz yapalım şunun. Böyle olmayacak. Oyun yükseldikçe çevredekilerin de ilgisini çekmeye başlamıştı. İkişer üçer sandalyesini kapan masanın etrafına dizilmeye başlamıştı. Masadakiler bu öneriyi tereddüt etmeden kabul ettiler. Yüreği deli gibi atıyordu Yakup'un. Tekrar seslendi çırağa: - Mehmet, çay kalsın, bir şişe bira kap gel bana... - Vay ağabeyim, terfi ettin ha... hemen anam babam, emrin olur... Beş dakika sonra turu beş yüz liradan heyecanlı bir oyun dönüyordu masada. Baş rollerde içtiği biranın etkisiyle bütün kasları gevşeyen ve baygın bakmaya başlayıp içine düştüğü girdabı anlamayacak derecede çakır keyif olmuş Yakup vardı... Oyun dört saat daha sürdü. Gece bütün karanlığıyla çökmüştü artık. Kahvedeki müşteriler neredeyse üç dört vardiya değişmişti. Sadece değişmeyen Yakup'un kumar masasındaki arkadaşlarıyla bütün parasını kaybeden Yakup'tu. Diğer üç kişi onun cebindekini paylaşmışlardı. Masada açılı duran şişe dördüncü şişeydi. Kaybettikçe içiyordu Yakup. İçtikçe hırslanıyor, saçma sapan kararlar veriyordu. Sonunda elini cebine atınca cebinin boş olduğunu gördü. Bitmişti para. Köyünde dutluğunu, evini satarak cebine koyduğu, karısının kazandığını eklediği paranın hepsi bitmişti. Dudak büktü içkinin etkisiyle. Komik bir şekilde iki yana açtı ellerini: - Param kalmadı, dedi dili dolanarak. Hiç param kalmadı. Bari eve gidecek kadar borç verin... Masadakiler bir kahkaha attılar. İki dişi eksik olan adam öne doğru eğildi: - Onu oturmadan düşünecektin oğlum. Kumarda borç verilmez... Sallanarak kalktı ayağa. İki yana yalpalıyordu. Kendisine acıyarak bakan çırak Mehmet'e doğru yürüdü: - Haydi Mehmet... Çayların parasını, biraların parasını sonra alırsın. Çırak kapının önüne geçti iki kolunu açıp kapıyı kapatarak: - Yapma ağabey, ben fukara bir kahveci çırağıyım. Ver içtiklerinin parasını, benim başımı belaya sokma akşam, akşam. Sallandı Yakup durduğu yerde. Dili peltekleşmişti. Ceplerini dışarı çıkardı, gözleri kızarmıştı: - Yok işte, ben ne yapayım... Yok... Bu adamlar hepsini aldılar. Canımı mı alacaksın? Masadakilerden bir tanesi seslendi çırağa: - Bırak Mehmet gitsin, hesabı biz öderiz. Aklımız karışıyor, oyuna veremiyoruz kendimizi yahu! Yakup gülümsedi şaşkın bir tavırla. Tutundu masalardan birine düşmemek için: - Bak ne dedi duydun mu? Çekil kapıdan haydi... Sağ olasın hemşehrim!.. Mehmet yana kaydı hemen çevik bir hareketle. Acıyarak baktı onun arkasından: - Zavallı, köyünü bırakıp kalkıp buralarda yaşamaya gel, sonra da bu hale düş. Aptallık bu! Yakup sallanarak, zaman zaman da yalpalayarak yürüdü. Açık havaya çıkınca midesinin allak bullak olduğunu daha çok fark etti. Bir an önce evin yolunu bulup kendini yatağa atmak istiyordu. İçi bulanıyordu. Gözleri bastığı yerleri bile görmüyor, gelişigüzel yürüyordu. Sarhoşluğun etkisiyle hafiften bir türkü bile tutturmuştu... Zehra Asiye'nin üzerini güzelce örttü. Emine çoktan uyumuştu. Ümit ise her zamanki gibi bir köşede kendi kendine oyuncaklarla oynuyordu. En sakin çocuğuydu Ümit. Hiç ağlamaz, hiç eziyet etmezdi. Tuncer gibi huysuz ve inatçı da değildi. Tuncer ise pencerenin önünde oturmuş dışarı bakıyordu. Zehra başını kaldırınca fark etti havanın karardığını. Gece çoktan karanlık örtüsünü sermişti üzerlerine. Yatsı ezanı duyuldu aşağı taraftaki caminin minaresinden. Genç kadın telaşla bakındı etrafına, saatten haberi yoktu ama geç olduğu belliydi. - Nerede kaldı bu adam? diye geçirdi içinden. Hiç bu saatlere kadar kalmazdı... DEVAMI YARIN
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT