BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Nalıncı keserleri

Nalıncı keserleri

“Nalıncı keseri” malum, tek tarafa doğru yontan bir iş aletidir. Bizde, siyasette olaylar ve sözler, özellikle, ideolojık, partizan maksatlarla, yalnız bir tarafa doğru yontulur. Bu, aslında evrensel bir olgudur ve siyasetin doğasında vardır. Ama bizde, hele son zamanlarda, kantarın topu bir hayli kaçırılmakta. Bu yüzden de inanılmaz bir değerler ve kavramlar karmaşası yaşıyoruz.



“Nalıncı keseri” malum, tek tarafa doğru yontan bir iş aletidir. Bizde, siyasette olaylar ve sözler, özellikle, ideolojık, partizan maksatlarla, yalnız bir tarafa doğru yontulur. Bu, aslında evrensel bir olgudur ve siyasetin doğasında vardır. Ama bizde, hele son zamanlarda, kantarın topu bir hayli kaçırılmakta. Bu yüzden de inanılmaz bir değerler ve kavramlar karmaşası yaşıyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, maalesef Şanlıurfa DYP Milletvekili Şıhanlıoğlu’nun elim vefatı ile neticelenen esef verici olaylarda, daha o karambolün tam mahiyeti ve ayrıntıları ortaya çıkmadan, medyada hemen orada bulunan iki MHP’li Milletvekilinin; Cahit Tekelioğlu ve Mehmet Kundakçı’nın, rahmetli Şıhanlıoğlu’nu yumrukla öldürmekle suçlanmaları ve daha Şanlıurfa’dan hiçbir tepki gelmeden bazı medya organlarının “kan davası” işaretleri vermeleri, bu alışkanlığın bir örneği idi. Bazıları, bu olayı da MHP aleyhine yontmak fırsatını kaçırmadılar. İki milletvekilinin Meclis’teki bir olaydan dolayı tutuklanmaları hukuka, TBMM’nin yasama dokunulmazlığı ilkesine ne kadar uygun düşer bilemeyeceğim ama Sayın Tekelioğlu’nun dediği gibi, dava açılması, gerçeklerin ortaya çıkması bakımından, yararlı olmuştur. Ancak, iki milletvekili neticede suçsuz bulunsalar bile, bazıları bu “kan davasını” delil yetersizliği diye sürdüreceklerdir. Dedim ya MHP’nin adı büyük! Başka örnek Bunun başka bir örneği de, lig maçlarının naklen yayın ihalesini kazanan, DİGİTÜRK’ün ortağı Atlas Yayıncılık’ın ve IŞIK TV’nin sahibi Yunus Doğan’a, MHP yanlısı ve ülkücü olduğu için yapılmakta olan imalar ve tarizler... Sanki MHP’li olmak, ülkücü olmak suç. Geçmişinde aşırı komünist hatta terörist ol, şimdi medyada ve iş aleminde saygın köşeleri ve yerleri işgal etmen problem değil, ama ülkücü isen, MHP’li isen ellerinde “nalıncı keseri” bulunan “bazıları” için hep töhmet altındasın, şaibelisin! Yargıda da “Çifte ölçü” ve “nalıncı keseri” uygulamalarında, son günlerde daha vahim iki örnek var. DGM Savcısı Talat Şalk, Beyaz Enerji tahkikatı dolayısıyla IMF, AB ve Dünya Bankası Ankara Temsilcilerinden bilgi istiyor ve hemen hükümet tarafından yetkilerini aşmakla, milli hükümranlığımıza aykırı hareket etmekle, saygınlığımıza halel getirmekle suçlanıyor. İnsanın dilinin ucuna, İlhan Selçuk’un da kaleminin ucuna gelenleri söylemek geliyor: “AB ve IMF’ye verilen tavizlerle, milli hükümranlık ve milli saygınlık mı kaldı?” Yargıya müdahale Ama sıkı durun; milli hükümranlıktan, saygınlıktan bahseden, Talat Şalk’ı nerdeyse azledecek olan aynı hükümetin Dışişleri Bakanı İsmail Cem, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na, Yargıtay Başkanlığı’na, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na, Adalet ve İçişleri Bakanlıklarına, Genelkurmay Adli Müşavirliği’ne, MGK Genel Sekreterliği’ne gönderilen bir uyarı yazısında, yargı makamlarına adeta talimat veriyor: Türkiye’nin, AİHM’de açılan, ifade özgürlüğü ile ilgili davalarda peş peşe mahkumiyet cezaları alması ve yüklü tazminat ödemek durumunda kaldığı için, ayrıntılı olarak, bazı noktalara dikkat edilmesini istiyor: “Her olayda cezai işlem uygulamayın” talimatını veriyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu! Bağımsız yargıya açıkça müdahale etmenin dışında, bir taraftan Talat Şalk’ı milli saygınlığa aykırı hareket etmekle suçlarken siz milli yargımızı ve dolayısıyla milli saygınlığımızı AİHM’ye teslim ediyorsunuz! Zaten işin başı yanlış: Ülkemizin gerçeklerine, gereklerine ve milli birikime göre oluşmuş kanunlarımızın ve yargıçlarımızın milli hukukumuzun, gene aynı kıstaslarla göre verdikleri kararları, bu gerçeklere hiç aldırış etmeyen, yabancı, Avrupalı yargıçların temyizine bırakmak... Bu konudaki anlaşmayı imzalamışız bir kere, diyecekler ama ben de soruyorum bu anlaşmayı işin ucunu bucağını düşünmeden imzalamaktan acaba kim sorumlu? Tut kelin perçeminden! Şimdi bir de bu husustaki çifte ölçünün ve nalıncı keserinin yaptıklarına bir bakın: SABAH gazetesi Başyazarı Güngör Mengi kardeşim de, çelişkiyi farketmiş olacak ki, savunmaya kalkışıyor: “Hükümetin yazısı yargıya müdahale sayılmamalıdır” diyor. (Müdahale başka nasıl olur?) Adeta “Yargıda bağımsızlık ve milli egemenlikte direnmememiz gerektiğini” yazıyor... Yoksa, ağır tazminatlar ödemek zorunda kalırmışız. İfade özgürlüğü konusunda, Avrupa’nın kriterlerine göre, yani sadece saldırıya teşvik unsuru, nefret ve şiddeti kışkırtma unsuru varsa suç sayılmalıymış... Aradaki çizgi o kadar ince ki, dava konularında gerçekleri Strasbourg’daki, sırtlarında yumurta küfesi olmayan Avrupalı yargıç mı, yoksa en ağır terör şartlarında yaşamış Türk yargıcı mı anlayacak? Ne hacet, Türkiye’deki mahkemelere de Avrupalı yargıçlar tayin edelim de hiç olmazsa bizimkilerin saygınlığını koruyalım... Biz çok gördük ve hâlâ da görüyoruz ki, terör, içki gibi, şişede, yani yazılarda, sözlerde durmuyor, bomba ve kurşun oluyor, insanları öldürüyor... Bir haber vereyim: AİHM, Öcalan davasında da aleyhimizde karar verecek, bizi ağır tazminat ödemeye mahkum edecek! Dışişleri Bakanlığı keşke bu uyarısını İmralı’daki dava başlamadan yapsa idi! GÜNÜN FİKİR KIRINTISI “Özgürlükle adaleti karşı karşıya getirirsenız, bunlardan hiçbiri güvenlikli olmaz” EDMUND BURKE
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 110389
    % 0.97
  • 3.8376
    % -0.68
  • 4.5307
    % -0.43
  • 5.1459
    % 0.04
  • 155.563
    % -0.21
 
 
 
 
 
KAPAT