BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Mazotum bitmişti çalışamadım hocam!

Mazotum bitmişti çalışamadım hocam!

Otobüsçülerin nabzını tutmak için "Dikiz aynası" adlı diziyi yaptığımızda şoför ve muavinlerin, Otobüsçülük Yüksek Okulu'nu alaya aldıklarına şahit olmuştuk. Onlara göre bu işin tek fakültesi vardı. "Bagaj!" Eğer şoför "aşşada" yatarken virajları sayabiliyor ve lagaları gözü kapalı biliyorsa "oldu" demekti.



Otobüsçülerin nabzını tutmak için "Dikiz aynası" adlı diziyi yaptığımızda şoför ve muavinlerin, Otobüsçülük Yüksek Okulu'nu alaya aldıklarına şahit olmuştuk. Onlara göre bu işin tek fakültesi vardı. "Bagaj!" Eğer şoför "aşşada" yatarken virajları sayabiliyor ve lagaları gözü kapalı biliyorsa "oldu" demekti. Hem bu fakültede ne öğretilebilirdi ki? Ne yani talebelere imtihanda "Söyle bakalım Kızıldağ'ı kaçla çıkarsın?" diye mi soracaklardı? Yoksa garaj çıkışında otobüsün arkasından koşturup hal ve gidişine mi bakacaklardı. Hem fakülte otobüsünün arkasında niye "Çalış senin de olur" yazmıyor, dikiz aynasına CD asılmıyordu? "Rüşvet vermenin kırk yolu" diye bir ders okutuluyor muydu? Fakültelilerin teknolojiyi daha yakından izledikleri mâlumdu, ama bakalım onlar Mercedes otobüse Volvo kamyonun kilometre telini takarak takometre aldatmayı biliyorlar mıydı? Elçiye zeval olmaz Bu soruları alt alta yazıp yola çıktık. Gittik, gördük, hepsi de okumuş çocuklar. Diyecek bir şey yok ama biz yetkili ağızları aradık. Otobüsçülük Yüksek Okulu'nun Müdürü Doç Dr. Şerafettin Sevim'den enteresan bilgiler aldık. Nasıl mı? İşte böyle: -Kocakarı ilacı yapan biri için tıp fakültesi neyse şoförler için de biz oyuz. Bu, kelimenin tam mânâsı ile nev-i şahsına münhasır bir sektör. Dünyada eşi benzeri yok. Eğer sadece 300 km ve ötesini şehirlerarası hatlardan sayarsak 20 bin otobüsümüz yollarda dolanıyor. Kısa hatları ve servisleri katarsanız (ki katmıyoruz) bu sayı 70 bine vuruyor. Yılda yaklaşık 150 milyon insanımız otobüs ile seyahat ediyor ve takriben 450 bin kişi (kaptan, muavin, yazıhaneci, kahya, çığırtkan) bu işle geçiniyor. Mesela bir Metro Turizm 500 noktaya sefer düzenliyor ki her noktada iki kişi olsa bir kalemde bini buluyor. İngiltere'de bir tek otobüs firması var ve araba sayısı 300'ü geçmiyor. Amerika'da her eyalette sadece bir şirket var. Halbuki sadece Fatsa'da 9 firma bulunuyor ve peşpeşe araba kaldırıyorlar. Batılılar sadece kendi arabalarını çalıştırıyorlar. Bizde 1200 otobüse yön veren firmanın 3 tane bile öz malı otobüsü bulunmuyor. Sadece amblem yazdırıyor, bilet kesip, komisyon alıyorlar. Rakamlar dile geliyor Türkiye'de toplam kazalarda otobüslerin payı % 3. Yollarımızda 350 bin vasıtanın dolandığını düşünürseniz her yıl 10 bin otobüs kazaya karışıyor. Yani her iki otobüsten biri yılda bir kaza yapıyor, bir başka deyişle her otobüs iki yılda bir kana bulanıyor. Yine çok enteresandır, yeni arabalar (fevkalade donanımlı oldukları halde) daha fazla kazaya karışıyorlar. Eğer teknoloji ile insan uyumsuzluğundan söz ediliyorsa bir kelimenin altını çizmek gerek: "Eğitimsizlik!" Demek ki arabaya 500 bin mark yatırım yapan mal sahibi şoföre kuruş ayırmıyor. Zaten kazayı da araba değil sürücü yapıyor. Şoförler günde 10-15 saat çalışıyor, arabalarda yatıp kalkıyor, otobüsü adres ediniyorlar. Arabasını full kasko sigortalatan mal sahibi, şoförünün SSK primlerini bile yatırmıyor. Kazalarda hep kaybolan mal ve candan bahsediliyor ama kimse mağdurları görmüyor. Yüzbinlerce insan sakat ve işsiz kalıyor başkalarına yük oluyor. Ölen kurtuluyor, öldürene zaten bir şey olmuyor. Halbuki felç olan biri her tuvalete gidişinde bir kere daha ölüyor. Bütün bunları altalta koyarsanız otobüsçülük ile ciddi ciddi "ilgilenmek" icap ediyor. Hangi dersler var? Otobüsçülük Yüksek Okulu'nda öncelikle matematik, fizik, psikoloji, mantık gibi temel dersler okutuluyor. Bunlar turizm coğrafyası, ilk yardım, kitle taşımacılığı, yönetim organizasyon ve ekonomi gibi mesleki branşlarla destekleniyor. Sonra sıra uzmanlık derslerine geliyor. Müstakbel kaptanlar, ileri sürücülük teknikleri, meteoroloji, çevre, araç ve yol bilgisi, şahsi bakım ve nezaket kaidelerini öğreniyorlar. Doç. Dr. Şerafettin Sevim'e göre hayatınızı kaça satarsanız bileti o fiyata alın. Ucuz firmalarla yola çıkmayın. Ucuzla kaç para kurtardığınıza değil, pahalı ile hangi hizmetleri kaçırdığınıza bakın. Her ne kadar halk arasında "kavun değil ki koklaya koklaya anlasam" gibi bir tabir varsa da, Hoca'ya göre iyi bir şoförü anlamanın tek yolu var: "Koklamak!" 18 saat yol yapan bir adam ter kokar ve dinlenmeden yola çıkıyorsa fitili çekilmiş bomba kesilir. Peki bir şoför nasıl koklanabilir? Onu da siz düşünün artık. Git mektebinde oku! Otobüsçülük Yüksek Okulu'na gençler elbette kaptan olmak için alınıyor. Ancak psikoteknik testlerle sınana sınana eleniyor, kalanlar yardımcı personel ve işletmeci olarak yetiştiriliyor. Kabiliyetli gençlerde "bir tarz" geliştiriliyor ki işte güvenli sürüş buna deniyor. Balık baştan kokuyor Türkiye'de 1400 civarında sürücü kursu var ve Ankara'da 90 saat kurs alan belgeyi kapıyor. İlk yardım derslerine hiçbir yerde iş bulamayan hemşireler giriyor. Kursiyerler psikolog yüzü görmüyor. Kırmızı ışıkta geçmeyi marifet sanan canavarlar yetişiyor. Trafikçiler ayrı bir dert. Düşünün birçok yerde trafiğe jandarma nezaret ediyor. Şehiriçi ulaşım çok önemli ama bunu yönetenler bile bilmiyor. Mesela göbeklere otobüs durakları yapıyorlar. Halbuki yurt dışında "trafik mühendisliği" diye bir branş var ve şehir planlanırken onlara çok iş düşüyor. Türkiye'de balık baştan kokuyor. Kim ne yaptığını bilmeyince 10 kişilik minibüsten 23 tane ceset çıkıyor. Ahı gitmiş kamyonlar TIR'ların kaldıramadığı yükleri sırtlanıyorlar. Hiçbir tanker şoförü aracının 40 kilometreden sonra kontrolden çıkacağına inanmıyor. Araç duruyor ama içindeki sıvı yola devam ediyor, kamyonu peşine takıp götürüyor. İrfan Özfatura
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT