BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Uzlaşma kültüründen yoksunuz

Uzlaşma kültüründen yoksunuz

Mevlana'ların, Yunus Emre'lerin, Hacı Bektaş-ı Veli'lerin, Ahmed Yesevi'lerin sevgi toplumu ne hale geldi? Aile fertlerinin birbirlerini anlamadığı, hoca ile talebenin, işçi ile patronun, hükümetle bürokrasinin, muhalefetle iktidarın; hasılı, milletle devletin kavgalı olduğu bir cemiyette yaşıyoruz.



Mevlana'ların, Yunus Emre'lerin, Hacı Bektaş-ı Veli'lerin, Ahmed Yesevi'lerin sevgi toplumu ne hale geldi? Aile fertlerinin birbirlerini anlamadığı, hoca ile talebenin, işçi ile patronun, hükümetle bürokrasinin, muhalefetle iktidarın; hasılı, milletle devletin kavgalı olduğu bir cemiyette yaşıyoruz. Evet; balık baştan kokar. Toplumun tepesindeki kokuşmuşluk, sokağa kadar sirayet ederek, bütün ufkumuzu tutmuş; hayatı, Türk insanına zehir etmiştir. Ve, ne garip tecellidir ki, zengin olsun, fakir olsun, toplumda mutlu insan kalmamıştır. Herkes şikayetçi ve hiç kimse hayatından memnun değil! Böyle bir cemiyette hangi hoşgörüden, hangi kardeşlikten, hangi dayanışmadan, hangi dirlik ve düzenden ve hangi üretimden bahsedilebilir? Adeta, altta kalanın canı çıksın anlayışının hakim olduğu bir cemiyette, haktan, hukuktan ve hukukun üstünlüğünden dem vurmak, ne kadar gerçekçi olur? Tepemizde tepinenler, demokrasimizin yerleşik olmadığından, bir türlü kökleşmediğinden şikayetçiler! Bu şikayette ne kadar samimi oldukları, 12 Eylül Anayasası ile idareyi, içlerine sindirmelerinden ve bunun değiştirilmesi için de en ufak bir gayret sarfetmemelerinden belli değil mi? Lafa gelince; 'Konuşan Türkiye!'yi dillerine pelesenk edenler, sıra icraata geldiğinde, milletin kürsüsünü millete dar etmekten geri kalmıyorlar! Fikir ve ifade özgürlüğünden, 'öcü'den kaçar gibi kaçıyorlar! İnsanlar, konuşa konuşa... demişler. Konuşmanın yasak olduğu bir cemiyette, insanlar nasıl anlaşabilecekler? Anlaşmadan uzlaşma olamayacağına göre; birilerinin bu kavga ortamından çıkarı vardır demek! Aymazların aymazlığına bakın ki; her şeyi konuşabilirsek, asıl o zaman kavga çıkar diyorlar. Bu hal, demirden korkup vasıtaya binmemeye benziyor! Bu demektir ki, bizim bir yerlere gitmeye hiç niyetimiz yoktur. Durduğumuz ve donduğumuz yer ve halimizden memnunuz! Dünyadaki değişimden ve gelişmelerden bize ne? Biz, kendi kabuğumuzda, tesbih böceği gibi kıvrılarak yaşamak istiyoruz! Halbuki, bilmiyorlar ki, dünyada yaşayabilmenin yegane şartı, değişime ve gelişmeye ayak uydurmaktır. Başkalarına değil, kendimize, kendi tarihimize bakıp ibret alsak yetişir. Koskoca Cihan Devletimiz, değişime ve gelişmeye ayak uyduramadığı için yıkılmadı mı? Fikir ve ifade hürriyetinin önündeki engelleri kaldırmaktan imtina edenler; bilmelidirler ki, bilerek veya bilmeyerek bu topluma en büyük kötülüğü yapıyorlar. Bir kısım insan kötü fikirli, yanlış fikirli de olabilir. Bundan neden korkuluyor ki? Fikir ve ifade hürriyeti olmadan, bunların kötülükleri ve yanlışlıkları nasıl anlatılabilir? Bu hal dünyada; yalnızca totaliter rejimlerde yani, kendi doğrularının doğruluğundan korkanlara ve onları baskı ile dayatmayı hüner bilenlere mahsustur. Onların da nereye kadar ve ne şekilde gidebildiklerini gördük! Hâlâ mı ibret alamayacağız?
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 109330
    % -0.31
  • 3.867
    % -0.62
  • 4.5554
    % -0.6
  • 5.158
    % -1.19
  • 156.209
    % -0.25
 
 
 
 
 
KAPAT