BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Türk trajedyası

Türk trajedyası

Kelimelerimi sakınmayacağım: Dışardan da, içerden de bakınca, Türkiye, gerçekten çok kötü bir durumda. Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde bu kadar büyük bir kargaşa içinde ve bu kadar umutsuz olmamıştık.



Kelimelerimi sakınmayacağım: Dışardan da, içerden de bakınca, Türkiye, gerçekten çok kötü bir durumda. Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde bu kadar büyük bir kargaşa içinde ve bu kadar umutsuz olmamıştık. Bunun sebebini hemen ve sadece, bugünkü hükümete -hele Başbakan Ecevit'e- yüklemek haksızlık olur. Şu sırada, Ecevit olmasa idi veya hükümet düşse idi ne olurdu? Bir hükümet bunalımı ve boşluğu, daha vahim gelişmelere yol açmaz mı? Bunu da düşünmek gerek. Geçenlerde de yazdığım gibi, ben Ecevit'in şu bağlamda mevki hırsı ile değil bir görev hissi ile, boşluk olmasın diye, fiziki yeteneklerini zorladığına inanıyorum. Birikim Ancak, sanki freni patlamış, transmisyonu laçka olmuş bir otobüste, içinde her kafadan çelişkili sesler çıkarken, bir semt-i meçhule doğru kaymaktayız... Otobüsümüzün motorunun transmisyonunun bozulması bugünkü hükümetin işi değıl: En az elli yıllık ihmallerin birikmesinin neticesi... Çok partili rejime geçişteki hatalar, 27 Mayıs darbesinin toplumdaki bütün dengeleri altüst etmesi ve '68 kuşağı'nın sol kanadının kavramları, terörle, eylemlerle karıştırması, kutsal bildiğimiz herşeyin, "tabuları yıkıyoruz" diye erozyona uğratılması, bir türlü değiştirilemeyen partiler ve seçim sistemi bugün patlama noktasına gelen birikimin unsurlarıdır. Ama ortada acı bir gerçek var: "Bu böyle gidemez"; veya gider de nereye kadar? Trajedi Eski Yunan trajedilerinde, yazar oyunu, çeşitli girift konularla içinden çıkılmaz hale getirdikten sonra, sona erdirmek için, sahneye Deus Ex Machina denen bir alet indirir, karmakarışık olan piyesi, bir şekilde, kestirmeden sona erdirirdi. Bizim trajedimiz de Yunan trajedisine benzedi; içinde o kadar biribirlerine girift olmuş "oyun" ve "kişi" var ki bir mutlu sonla biteceği şüpheli... Dış ilişkiler İşin en acı tarafı dünyada ve etrafımızda ilginç gelişmeler olurken, kısır çekişmelerden dolayı ve aklımızı ve bütün kalan gücümüzü Avrupa Birliğine taktığımız için, kendi milli stratejimizi geliştiremiyoruz. Daha doğrusu, bu konuda kafa yoranlar var da onları dinlemeye bile vaktimiz yok. Hatta Avrupa Birliği'nin kendi içindeki, mesela Almanya ile Fransa arasındaki güç mücadelesinden, bunun AB'nin geleceğini -ve bizi- nasıl etkileyeceğinden haberdar değil gibiyiz. ABD'nin yeni muhafazakar Başkanı George W. Bush'un Avrupa denklemlerinde, Amerika'nın global çıkarlarını nasıl kollayacağı da önemli. Bush seçilmeden önce, Avrupa'daki ve dünyadaki sorunlara fazlaca karışmamak niyetinde olduğunu söylemesine rağmen, ABD, reel öz çıkarları dolayısıyla Avrupa'dan ve dünyadan elini ayağını çekmeyecektir. Türkiye de bu hususta onun için önemli bir faktördür; .hele, Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya'daki çıkarları açısından... Bir iddiaya göre Türkiye, Avrupa Müdahale Gücü konusunda haklı olarak, "karar mekanizmasında temsil edilmedikçe katılım da yok" tezinde de direnmekle ABD'ye ters düşüyormuş. Aksine; ABD bu güçte sözü olsun ister... Ve Türkiye de bu "söz" dür. Bütün bunlar oluşurken, şu iç keşmekeş bağlamında, Amerika'da Bush yönetiminin dış politikasını ve inceliklerini, daha başlangıçta kendi çıkarlarımız doğrultusunda etkilemek için acaba ne yapıyoruz? Güçlü dörtlü ve Pentagon Bush yönetiminin, dış politika ve strateji konusundaki dört etkili kişisi, Başkan Yardımcısı Richard Cheney, Dışişleri Bakanı Colin Powell, Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ve Milli Güvenlik Danışmanı Condolezza Rice, Türkiye'ye ve meselelerine yabancı ve antipatik kişiler değiller. ABD politikalarında Pentagon ve Generallerin daima etkili oldukları da malum. Clinton döneminde askeri harcamalar bir hayli kesildiği için şekerrenk olan yönetim-asker ilişkileri Bush'un Başkan olması ve bu dörtlünün gelmesi ile çok bütünleşmiştir. Bu da Türkiye'nin hiç de aleyhinde olmayacaktır.. Cheney-Rumsfelde ve Colin Powell'in yarım bırakılan Saddam operasyonunu tamama erdirmek isteyecekleri anlaşılıyor. Bunu galiba Amerika'nın durgunlaşan ekonomisi de gerektirecek gibi!.. Bu bakımdan, Kuzey Irak da önem kesbedecek. Hükümetin, Irak muhalefetine yardım için hemen külliyetli bir tahsisat ayırması da, bunun işareti. Ancak bir tehlike de var: Saddam'a karşı operasyonda Irak'taki muhalefeti kuulanmak için Kuzey Irak'ta bir Kürt özerk bölgesi veya hükumeti kurulması tasavvurları ivme kazanabilir... "Bush mu Türkiye'ye daha yakın, Clinton mı yakındı" gibi klasik soruları bir tarafa bırakmak gerekiyor. Amerika gibi bir süper güç, önce kendi çıkarlarına göre hareket eder. ABD ile çoğu çıkarlarımız çakışır ama bazı konularda ve alanlarda da çelişkilerin olması da doğaldır: ABD'nin, daha doğrusu, yeni Yönetimin Türkiye'ye yakın olmasını, bizi desteklemesini sağlayacak, gene kendi politika ve tutumumuz olacaktır. ...Washington'da ehliyetle temsil edilmemizden başlayarak!
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT