BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Kıyamet manzaraları

Kıyamet manzaraları

Şehirleşme, başka kültürlerle yüzleşme, onlarla yer yer iç içe yaşama, haberleşme imkânındaki inanılmaz devrim, kanaat kavramının doyumsuzlukla yer değiştirir olması gibi birkaç düzinelik sebep cemiyeti dünkü ve bugünkü diye farklara ayırıyor. Değişim toplumun bütün varlıklarına tesir etmekte.



Şehirleşme, başka kültürlerle yüzleşme, onlarla yer yer iç içe yaşama, haberleşme imkânındaki inanılmaz devrim, kanaat kavramının doyumsuzlukla yer değiştirir olması gibi birkaç düzinelik sebep cemiyeti dünkü ve bugünkü diye farklara ayırıyor. Değişim toplumun bütün varlıklarına tesir etmekte. Değişimin tesirden çıkıp tehdide dönüştüğü zamanlardaysa değişim değil, başkalaşımla karşılaşılıyor. Acaba bir değişim içinde miyiz, yoksa başkalaşma tehdidi mi söz konusu? Başkalaşımda özde kendini inkâr vardır. Red esası üzerine kurulur. Varacağı sonuç bozulmadır. Belki buna çürüme dahi denebilir. Büyük çoğunluğu köylü olan bir toplumdan şehirli bir millete yol almak kolay değil. Kolay olmaktan da öte pahalıya mal oluyor. Karşımıza çıkan fatura yüksektir. Bedelini bir değil üç-beş nesil ödeyecektir. Roman, hikâye kitaplarının bile zor şartlarda okunduğu günlerden sayısız gazeteye, sayısız televizyon kanalına, dünya ile aynı ânda seyredilebilen filmlere, sınırsız internete. Ve tüketim tapınaklarına. Reklam denen çağdaş göz boyayıcılığa. Rüzgâr, sert esiyor. Bu rüzgârdan herkes etkilenmekte. Kadın, çocuk, herkes. İnsan bir tarafta kitabıyla, sinemasıyla, ekranıyla yalnızlığı yaşarken bir taraftan da buna paralel olarak bunalımlara sürükleniyor. Milyonlarca yalnız insanın bir yurtta, milyarlarca kimsesizin birbirinden habersiz olduğu bir dünyadayız. Bu şartlarda herkes mağdur veya mağdur adayı. Yüzlerdeki mağrurluksa bir maskeden başka bir şey değil. En ağır yaralı olan kadın. Kadın, dünkü hayatta belki bir başka türlü mağdurdu. Bugünse aksi istikamette mağdur ediliyor. Kadın üzerinden yaşanan istismar hiçbir başka varlıkta olmuyor. Özgürlük denerek, cinsellik denerek kadın sömürülmekte. O, eşyalaştırıldı sanki. Kadına kıyan, vahşi kapitalizmden vahşi modernizme kadar bir çok unsur var. Çağa ayak uydurma bir yozlaşma masalı oldu. Bir masal uğruna önce tekâmül aranırken sonra değişim söylemi geliştirildi. Orada durulmadı. Durulamazdı, çünkü soyut ve seyyal bir kavramdı. Kaçınılmaz olarak başkalaşım kazası geldi.. Bu yozlaşma ile komşu bir gerçekti. Otosansürsüz, çevre denetimsiz, aile himayesiz bir hayat bizim hayatımız değildir. Bizi bizim elimizden aldılar. Kıyamet manzaralarındayız. Müstehcenlik, fuhuş, kumar, rüşvet, alkol, uyuşturucu ve başıboşluğa ve böylece boşluğa, böylece çöküntüye doğru yol alan bir cemiyet. Yalan meşruiyet kazandığı gibi, fuhuş sektörleşti. Rüşvet ayıplığını kaybetti. Namuslu olmak, dürüst yaşamak sırt çevrilen değerler. Başka dünyalarla mesela AB ile iç içe yaşamak için sağlam ekonomi yeter mi? Ondan öte mecburiyetler var. İnsanla hayvanı ayıran farklar var. Farkların ortadan kalktığı dümdüz bir hayat düşünmek ne korkunç. Ahlakın çöktüğü ve her şeyin mubah addedildiği bir dünya. O dünya uzakta değil.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT