BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Bir köşeye yığılıverdi Zehra...

Bir köşeye yığılıverdi Zehra...

Yakup, karısına doğru hareketlendi. Onun narin, geldiğinden beri daha da cılızlaşmış kolunu tutup arkaya doğru kıvırıverdi. Acıyla inledi Zehra. Başını geriye attı. Yüzünden çektiği ıstırap okunuyordu. Tuncer dehşet içinde izliyordu bu manzarayı...



Fırladı Yakup oturduğu yerden. Dudakları düz bir çizgi halini almıştı, çakır gözlerinden öfke fışkırıyordu. Dişlerinin arasından söylenerek kapının arkasında asılı ceketini kaptı: - Kahrolası!.. Dili bir karış, senin ipini çekmek lazım anlaşılan. Ver şu parayı çabuk. Beş kuruş yok cebimde. Zehra eliyle göğsünü bastırdı. - Vermem. Ölürüm de vermem. Çocuğum hasta. Ya bir şey oluverirse? Ne ederim ben bir başıma bu gurbet elinde? Yoksun artık sen, belli işte. Yakup karısına doğru hareketlendi. Onun narin, geldiğinden beri daha da cılızlaşmış kolunu tutup arkaya doğru kıvırıverdi. Acıyla inledi Zehra. Başını geriye attı. Yüzünden çektiği ıstırap okunuyordu. Tuncer dehşet içinde izliyordu bu manzarayı. Sanki nutku tutulmuştu. Yakup bir kez daha bastırdı kıvırdığı kola. Bir feryat çıktı kadının dudaklarından: - Yandım anam, kırıldı kolum... - Veriyor musun, çabuk söyle, ötekini de kırmayayım!.. - Al be adam, al da git çocuklarının rızkını... Gelme bir daha bu eve sakın... Boştaki eliyle göğsüne sakladığı parayı çıkartıp odanın ortasına atmıştı. Yakup istediğini almanın verdiği memnuniyetle bıraktı kadının kolunu. Bir köşeye yığılıverdi Zehra. Kolunu ovuyordu acıyla. Adam topladı bozuk paraları. Bir kuruşunu bile bırakmadan cebine koyup çıktı. Sert bir şekilde kapandı sokak kapısı ardından. Tuncer derin bir nefes aldı, usulca mırıldandı: - Çok şükür gitti... Anasının yanına koştu. Zehra'nın gözlerinden billur gibi süzülüyordu yaşlar. Canının acısından değil, yüreğinin yarasından ağlıyordu. Can acısına boyun eğecek bir kadın değildi. Kalbi kırıktı, umutsuzdu, hayalleri boşa çıkmış, geleceğini yitirmiş gibiydi, çocuklarına baktı. Korkuyla irkildi. Bu dünyada evlatlarının yaşamasını nasıl sağlayacaktı tek başına? İnledi adeta: - Aman Allah'ım, neler oldu bize böyle?.. Büyük Allah'ım, yardım et!.. *** Saadet saatine baktı bir kez daha. Zehra'nın gelmesi lazımdı bu saate kadar. Mutlaka bir şey olmuştu. Ya çocuk fenalaşmıştı, ya da başka bir şey. Daha fazla beklemeye tahammül edemedi. Arabasının anahtarlarını kaptığı gibi kendini dışarıya attı. Koşar adımlarla bindi küçük otomobiline. Motoru çalıştırıp yola koyuldu. Konuşacaktı Zehra'yla. Onun şartlarında yaşayan bir insan için bulunmaz bir nimetti yapacağı teklif. Her şeyden önce onu evladından ayırmayacaktı ki. Yine görecekti Zehra kızını. Sadece Asiye'nin sorumluluğunu üstlenecek ve onu yetiştirecekti. Gözünü yoldan ayırmıyordu. Anadolu caddesine çıktığı zaman ilk trafik ışıklarında durdu kırmızı yandığı için. Arkasına yaslandı. - Bir insan yetiştirmek... Bu muhteşem bir şey olsa gerek. Onu başarılı bir hayata armağan etmek insanın içini, yüreğini nasıl aydınlatır kim bilir? Sanki bir sanatkar gibi işleyip topluma kazandırmak... Harikulâde bir duygu mutlaka. Allah'ım, ne olur, ne olur umutlarımı boşa çıkartma benim... Tekrar hareket etti. On beş dakika sonra Zehra'nın oturduğu yokuşu tırmanıyordu. Arabayı uygun bir yere park edip hızla tam karşısındaki viran gecekonduya doğru yürüdü. Birden aklına gelmiş olacak ki, geri dönüp yirmi metre ötedeki bakkala girdi. Gofret, bisküvi, çikolata, sakız cinsinden ne bulursa aldı. İki büyük şişe de gazoz koydurdu torbanın içine. Gecekondunun kapısına gelince hafifçe tıklattı. Bir süre bekledi. Açan yoktu. Bir kez daha, ama bu sefer daha kuvvetlice vurdu. İçeriden bir koşuşma sesi duyuldu. Çok geçmeden sekiz dokuz yaşlarında, esmer, çakır gözlü, uzun kirpikli mahzun bakışlı bir erkek çocuğu gördü karşısında. Gülümsedi: - Sen Tuncer olmalısın... Yakışıklı bir delikanlıymışsın doğrusu. Annen içeride mi? Başını salladı çocuk. Saygı ve merakla karışık bir çekingenlikle kenara çekildi. Saadet içeriye bir adım attı. Boğulduğunu hissetti rutubet kokusundan. Daracık, bir metrekarelik bir bölümden sonra tahta, eskimiş bir kapı görünüyordu. Hafifçe vurup açtı. Karşılıklı konmuş iki çekyatın birinin üzerinde Asiye yatıyordu. Zehra onun baş ucuna, yere oturmuş, elindeki ıslak bezi çocuğun yüzüne koyup kaldırıyordu. Saadet hanımı görünce hızla ayağa fırladı. Suçlu, mahcup bir tavırla önüne baktı: - Abla, haber veremedim, bırakamadım çocuğu bugün de... - Zararı yok Zehra. Ben merak edip geldim. Nasıl oldu? DEVAMI YARIN
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 110248
    % 0.84
  • 3.8277
    % -0.93
  • 4.5278
    % -0.49
  • 5.1355
    % -0.16
  • 155.463
    % -0.28
 
 
 
 
 
KAPAT