BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Körlerle sağırlar

Körlerle sağırlar

Dün gece Yasemin’in Penceresinden isimli programa konuk oldum. Tabii sizler bu bölümü ancak gelecek Pazartesi günü izleyebileceksiniz.



Dün gece Yasemin’in Penceresinden isimli programa konuk oldum. Tabii sizler bu bölümü ancak gelecek Pazartesi günü izleyebileceksiniz. Bu kez hayatı gözler önüne serilen isim Cem Özer’di. Yani benim ilk eşim. Ben onun ikinci eşiydim. Malum tanınanların dünyasında bu tip haritaları çıkartmak bayağı zahmetli bir iştir. Oraya giderken son derecede olumlu duygular içindeydim. Sonuçta yıllar önce yapılmış bir evlilikti bu ve köprünün altından çok sular akmıştı. Bana göre hesaplaşmanın artık anlamı yoktu. Gitmeyi kabul edişimin önemli bir sebebi Yasemin’i kırmak istemeyişimdi. Annemin tüylerini diken diken eden bu kararım belki de yersizdi. Bilemiyorum! Bu şüphe, sıranın bana gelmesini beklerken su yüzüne çıktı. Benden önceki konuk İzel’di. Bir zamanlar bize ait olan bir mekanda çalışmış, biz de ona aileden birisi muamelesi yapmıştık. Geride kaldığına çok sevindiğim anılar bunlar. Kapının arkasında beklerken konuşulanlara kulak misafiri olmaktan başka çarem yoktu. Baktım Cem, başımıza ortak gelmiş olan felaketleri sanki tek başına yaşamışçasına anlatıyor. Ortada müthiş bir hafıza zafiyeti dolaşıyor. Yavaş yavaş sinirlenmeye başladım. Derken İzel’in bölümü bitti ve sıra bana geldi. Yasemin, “sence hangi eşin bu gece buraya gelmiş olabilir” diye sorunca benim iyice kopmama neden olan cevap geldi, “Sebla!” Yanlış anlaşılmasın. Sebla yani Cem’in benden önceki eşi çok tatlı bir insandır. Her zaman sevdiğim, hiç ters düşmediğim, saygıdeğer bir kişidir. Beni kızdıran Cem’in unutkanlığının boyutu oldu. Bir anda gözümün önünden tanımadığım insanların yüzleri geçti. Sanat camiasına girmek için can atan gençler... Tanınmakta olan insanları yere göğe sığdıramayan iyi niyetli kitleler... Bu sevgiyi, bu saygıyı kimin ne kadar hak ettiği çok tartışılır. Şu anda medyada bir körlerle sağırlar birbirini ağırlar durumu yaşanıyor. Herkes sütten çıkmış ak kaşık kisvesiyle dolaşıyor. Halbuki işin iç yüzü hiç temiz değil. Bana göre özenilecek, tertemiz gelecekleri çöpe atıp bunlara bulaşmaya değecek bir şey yok! Yıllardır neden bilerek uzak durduğumu hatırladım bu dünyadan. Ne denli haklı olduğumu bir kez daha ayırt edip kendimle gurur duydum. Baştan aşağıya bütün duyguların sahte olduğu yalancı bir dünya idi o. Hayatın aksesuarlarının butaforlardan ibaret olduğu, yalanın, aldatmanın doğal sayıldığı bir kaos! Kapı açılıp bir de Cem’i yakından görünce kanımın basıncı iyice arttı. Ondan sonra söylenenler belki güldürdü izleyenleri ama benim içim acıdı. Geçen yıllarıma, beslediğim sevgilerime, hayata küsüşüme üzüldüm. Kimleri adam yerine koyduğumu ve bu hatanın bedelini nasıl ödediğimi düşününce kendime kızdım. Oradan ayrıldığımda arkamda hayretler içinde kalmış bir topluluk bırakmıştım. Ama yıllar sonra ilk kez kendimi hafif hissediyordum.
 
 
 
 
 
 
 
KAPAT