BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > BİR CAMİ BİR NEBÎ

BİR CAMİ BİR NEBÎ

Ümeyye Camisi anlatması güç mekânlardan biri. Çok süslü diyenler de haklı, çok sade diyenler de. Görkemli ama zarif, karanlık ama ferah. Hem loş, hem hoş, huzur veriyor insana...



YAHYA ALEYHİSSELAMI BAĞRINA BASAN MEKÂN Ümeyye Camisinin avlusuna giren tutulup kalıyor, sağdan soldan hayret nidaları yükseliyor. Evet çok büyük ama öyle bak bak revak değil, bıktırmıyor. Her köşesinde ayrı hatıra, sabahtan akşama kadar kalan, doyamıyor. Caminin 4 tane mihrabı var, Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli imamları ayrı ayrı tekbir alıyor (muş). Günümüzde iki imam var ve iki cemaat... İlk safta duranlara vadedilen müjdelerden olacak cami enine uzun, belli ki planı çizen fıkhı biliyor. Bu inceliğe Selçuklu ve Memluk camilerinde de sıkça rastlanıyor. Ümeyye Camisi günün her saati hareketli. Vaaz verenler, ders yapanlar, zikr edenler, kur’an-ı kerim okuyanlar... Bu alan Hud aleyhisselamın bostanıymış zamanında, Romalılar devrinde Jüpiter tapınağı yapılıyor. HAZRET-İ YAHYA Cami içinde türbesi bulunan Hazret-i Yahya, Zekeriya aleyhisselamın oğlu. Davud aleyhisselamın neslinden geliyor. Annesi İmran kızı Elisa (Batılılar Elizabeth diyor) Hazreti Meryem’in teyzesi oluyor... Bebeğin ismi Allahü teâlânın emri ile “Yahya“ konuyor. Küçük yaşından itibaren Tevrat’ı öğreniyor ve öğretiyor. Peygamberlikle vazifelendirilince İsrailoğullarını Hazret-i Musa’nın şeriatına çağırıyor. Tevrat’ın hükmü kaldırılınca İsa aleyhisselamın bildirdiği emir ve yasakları anlatıyor, artık kavmini İncil’e davet ediyor. Yahya aleyhisselam Yahudi hükümdarı Herod tarafından şehîd ediliyor. Bedeni parçalanıyor, her uzvu değişik şehirlere yollanıyor. Mesela kolu Topkapı Sarayında bulunuyor. Mübarek başı ise Şam’a düşüyor. Derken Roma Hıristiyanlaşıyor, Ümeyye Camisinin bulunduğu yere küçük bir kilise yapılıyor. Hazret-i Ömer devrinde Şam Müslümanlarca kuşatılıyor, Halid Bin Velid, girdiği tarafta direnişle karşılaşıyor, Ubeyde bin Cerrah ise sulh ile ilerliyor. Direnenlerin kiliseleri ellerinden alınıyor, barıştan yana olanlar eskisi gibi yaşıyor. İki İslam ordusu şehrin tam ortasında buluşuyor. Hatta bir kapısından Hazret-i Halid’in, bir kapısından Hazret-i Ubeyde’nin mücahidleri giriyor. İyi de şimdi kiliseyi almalı mı, bırakmalı mı? Dokunmuyorlar, yanına bir mescid yapılıyor. İŞİ EHLİNE... İlerleyen yıllarda Şam hızla İslamlaşıyor. Mescid dar geliyor, kilise ise cemaatsiz kalıyor. Emevi halifelerinden Velid bin Abdülmelik, Hıristiyanların ileri gelenleri ile görüşüyor, zikrolunan arsayı bizzat kendi parası ile “rayicinin fevkinde bir bedelle” satın alıyor. Onlara kilise yapabilecekleri üç ayrı arsa gösteriyor. O devirde en becerikli mimarlar İstanbul’da. Halife Velid işi ehline veriyor, inşaat Bizanslı ustaların nezaretinde ilerliyor. Temel esnasında ortaya çıkan mahzenden Hazret-i Yahya’nın başı bulununca muhteşem bir türbe yaptırıyor, nurlu kabri cami çatısı altında korumaya alıyor. Hud ve Hızır aleyhisselam’ların makamı belirleniyor, kitabeleri asılıyor. O yıllarda Şam bütün İslam âleminin nabzını tutuyor, âlimler, talipler Emevi Camisin’de buluşuyor ki 12 İmam’dan Zeynel Abidin’in şu çatı altında vaaz ettiği biliniyor. Biz Hazret-i İsa’nın tekrar dünyaya geleceğine, evleneceğine, Hazret-i Mehdi ile birlikte İslam’ı yayacağına, Medine-i Münevvere’de vefat edeceğine inanırız. Peki ilk nereye inecek? İslam âlimleri Şam’a diyor, Ümeyye Camisinin ak minaresini işaret ediyorlar. İHYA BURADA YAZILDI İmam-ı Gazali de caminin âşıklarından. Ona hücrelerden birini gösteriyorlar, tam 11 yıl burada kalıyor. Rivayetlere göre İhya’yı Ulumiddin’i minare odalarından birinde yazıyor. Devlet hazinesi HERKESİN GÖZÜ ÖNÜNDE... Abbasiler devlet hazinesini kuytularda saklamıyor, kalabalığın tam ortasına bırakıyor. Cami avlusunda sütunlar üzerinde duran bir hazine dairesi. Anahtarın biri, vezirde bir sultanda. Bir araya geliyorlar ve kapı milletin gözü önünde açılıyor. Şeffaflık bu işte, öyle ya beytül malda herkesin hakkı var. BİR PEYGAMBERİN EŞİĞİNDE... Ümeyye Camii Şam Kalesinin ortasında yer alır. Halife Velid Bin Abdülmelik tarafından yaptırılan nurlu caminin içinde Yahya Aleyhisselamın türbesi bulunmaktadır. SARIMSAK KEBABI Hazırlanışı: Sarımsakların saplarını ve püskülünü kopararak ortadan ikiye kesin. Eti tuz atarak yoğurun ve yoğurduğunuz etten ceviz büyüklüğünde parçalar koparın. Sarımsakların içine etten kopardığınız parçaları koyarak tepsiye dizin. Fırına atmadan önce bir bardak suyu tepsiye dökerek fırına verin. Orta ısıda sarımsak ve etler pişene kadar fırında kaldıktan sonra eğer suyu kalmazsa bir bardak daha su ilave ederek kısık ayardaki ocağın üzerine alarak üzerine bir kapak kapatın. Terlemesini sağlayın. Servis anında üzerine bir miktar karabiber serpin. Lavaş pide ile dürüm yapılarak yenirse daha iyi olur. Malzeme > 1 kg iri başlı dişli sarımsak > 1 kg az yağlı kıyma > 1 tatlı kaşığı tuz > 1 tatlı kaşığı karabiber > 1 su bardağı su Mantar Çorbası, Sarımsak Kebabı, Talaş Böreği, Güllaç Oruç tutmayan yok gibidir İstanbul’da arabî ayların dokuzuncusu olan ve Müslümanların oruç tuttukları ramazan ayında bulunduğum için her akşam yazmaya değer bir sahne gördüm. Bütün ramazan boyunca Türklere güneşin doğuşuyla batışı arasında yemek yemek, su içmek, tütün içmek, yasaktır. Hemen herkes bütün gece boyunca bol bol yiyip içer ama güneş görünür görünmez, dini kaideye riayet ederler ve kimse bunu alenen ihlâl etmez. Güneş dağların arkasında yarı yarıyadan fazla kaybolunca nevalelerini büyük bir zevk ve heyecanla hazırlamaya başladılar. İnce bir ışık kavisinden başka bir şey görünmeyince, top patlar ve aynı aynı anda binlerce evde, kahvelerde, dükkanlarda sabırla bekleyen Müslümanlar ilk lokmalarıyla oruçlarını açarlar. Edmondo De Amicis -1874 Nan varsa tamam Afganistanlı fırıncılar kelimenin tam manası ile işi biliyorlar, havasından mı suyundan mı hamurundan mı mayasından mı bilinmez ekmekleri çok lezzetli. Çörek gibi katıksız yenilebiliyor. Bir dolara beş tane alabilirsiniz. Gelgelelim Afganılılar için bu para az sayılmaz. Biz etli sütlü iftar sofralarına oturuyoruz ama Afganistan halkı genellikle iftarı ve sahuru nan ve çayla geçirmek zorunda. Hayat pahalı, evlerde nadiren yemek pişiyor... Her güne bir dua Tecdidi imân ve nikâh duâsı Tecdidi imân: Yâ Rabbî! Hîn-i bülûğumdan bu âna gelinceye kadar, İslâm düşmanlarına ve bid’at ehline aldanarak, edindiğim yanlış, bozuk itikâdlarıma ve bidat, fısk olan söylediklerime, dinlediklerime, gördüklerime ve işlediklerime nâdim oldum, pişmân oldum, bir dahâ böyle yanlış inanmamağa ve yapmamağa azm, cezm ve kasd eyledim. Peygamberlerin evveli Âdem aleyhisselâm ve âhiri bizim sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâmdır. Bu iki Peygambere ve ikisi arasında gelmiş geçmiş Peygamberlerin cümlesine îmân ettim. Hepsi haktır, sâdıktır. Bildirdikleri doğrudur... Denir ve ardından “Âmentü billah ve bi-mâ câe min indillah, alâ murâdillah, ve âmentü bi-Resûlillah ve bi-mâ câe min indi Resûlillah alâ murâd-i Resûlillah, âmentü billâhi ve Melâiketihi ve kütübihi ve Rüsülihi velyevmil-âhiri ve bilkaderi hayrihi ve şerrihi minallâhi teâlâ vel-ba’sü ba’delmevti hakkun eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resûlüh” okunur. Tecdidi nikâh: Tecdid-i imandan sonra, iki şahit yanında tecdid-i nikâh yapmak iyi olur. Kolaylık olması için, nikâhı yenilemeye hanımdan vekâlet almalı, iki şahit yanında, “Öteden beri, nikâhım altında bulunan hanımımı, onun tarafından vekil olarak ve tarafımdan asil olarak kendime nikâh ettim” Cemaat ile birlikte, ‘Allahümme innî ürîdü en üceddidel îmâne vennikâha tecdîden bi-kavli lâ ilâhe illallah Muhammedün resûlullah’ duâsını okuyanlar, ‘İmanınızı La ilahe illallah sözü ile yenileyin!’ hadis-i şerifindeki emre uymuş olurlar. MENKIBELER Ebû Bekr-i Sıddîk’ı RÜKÛDA BEKLEDi Bir gün Resûlullah efendimiz sabah namazını kıldıktan sonra dönüp Ebû Bekr-i Sıddîk’ı sordu. Kimse cevap vermeyince Resûlullah ayağa kalkıp, Ebû Bekir nerede, buyurdu. Ebû Bekir arka saftan, Lebbeyk (buradayım) yâ Resûlallah, dedi. Yanına gelip, hazret-i Fahr-i kâinât buyurdular ki, “Yâ Ebâ Bekr nerede idin. Birinci rekatte bana yetiştin mi” “Yâ Resûlallah! Birinci safta sizinle tekbîr alıp, Fâtiha sûresini okumaya başlamıştım ki abdestimde vesvese oldu. Bunun üzerine abdest için dönüp, mescit kapısına geldim. Birdenbire bir ses işittim. Ardıma baktım, gördüm ki, altından bir kap asılmış ve içi dolu su doluydu. O su, kardan beyâz ve baldan tatlı idi. Üstünde bir mendil örtülmüştü. Üzerinde, (Lâ ilâhe illallah Muhammedün Resûlullah Ebû Bekr-i Sıddîk) diye yazılmış idi. Abdest alıp, mendili geri kabın üzerine koydum, dedi. Hazret-i Resûl-i ekrem buyurdu ki: “Müjdeler olsun sana yâ Ebâ Bekir. Ben namazda kırâatı tamamladım ki, rükûya gideyim. Dizlerim tutuldu. Sen gelmeyince, rükû edemedim. Sana abdest suyunu veren Cebrâîl idi. Mendili tutan Mikâîl idi. Benim dizlerimi tutan İsrâfîl idi.” Günün Sözü Resûlullah (Sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdular: “Şam Yüce Allah’ın yer hazinelerinden bir hazinesidir. Kullarını orada saklar.” “Ahir zamanda en kıymetli yer Şam olacak!” “Dört şehir cennettedir. Mekke, Medine, Kudüs ve Şam!” “Rahman’ın melekleri onun (Şam’ın) üzerine kanatlarını geriyorlar.”
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 98631
    % 2.04
  • 5.7873
    % -2.43
  • 6.7061
    % -2.24
  • 7.6147
    % -1.16
  • 228.344
    % -0.72
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT