BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Veli Efendi'nin ihsanı

Veli Efendi'nin ihsanı

Veli Efendi, ramazanda konağında vazifelendirdiği bir kasaba hocasına hayatını değiştirecek bir şaka yapar...



Ramazan gelince medreseler kapanır, fakir hocalar kibar konaklarında yer bulur, bir ay imamet ya da müezzinlik eder, bayramdan sonra da cebi dolu evlerine dönerdi. İki defa Şeyhülislamlık yapan Veli Efendi’nin konağına ramazan hocası olmaya, bütün zarif ulema can atardı. Efendinin bu şöhreti Anadolu’da bile duyulmuştu. Bir kasabada fakir mahalle imamı, sevimli çehresi, güzel sesi ile tanınırdı. Kendi gibi fakir bir kız sevmiş, evlenmişti. Evi de pek haraptı, tamir ettirmeyi düşünürken zevcesi hamile kalmıştı. Bu dertlerini anlatırken, biri ona akıl öğretti: “İstanbul’da Veli Efendi’nin konağına ramazan hocası ol. İhsanları bütün dertlerine derman olur.” Bu fikir aklına yattı. Fakat İstanbul’a gidebilmek için yol masrafı ve ailenin bir buçuk aylık nafakasını tedarik lazımdı. Bunun için evi rehin ederek birinden üç ay vade ile para aldı. KONAĞA KABUL EDİLDİ Hoca, İstanbul’a ulaşınca derhal Veli Efendi’nin huzuruna çıkarıldı. Ona, evini rehine koyduğunu bile söylemekten çekinmedi. Hocanın sözleri efendi hazretlerinin hoşuna gitti. İmametle konakta alıkonuldu, bir de oda tahsis olundu. Hoca mutluluğunu zevcesine de duyurmak istedi. Ancak kendisi yazamıyordu, konaktaki kâtip efendiye rica etti. Ona, konakta mazhar olduğu hürmetleri, rahatı, saadeti mübalağalarla bir masal gibi tasvir ediyor, avdetinde eve bir servet götürebileceğini söylüyordu. Kâtip Efendi mektubu yazacağını vaat etti ve bu tuhaf hadiseyi efendiye nakletti. Veli Efendi gülerek: - Aman şu çocuğa bir oyun oynayalım. Yazacağın mektubu bana getir, dedi. Birkaç gün sonra memleketten cevap geldi. Hocaya tevdi edildi. Karısı, ihtiyar validenin hastalandığından, kendisinin ızdırap içinde yapayalnız kaldığından şikâyet ediyor ve süratle avdet etmesini, biraz da para göndermesini yazıyordu. HOCAYA 5 PARA VERMEDİLER Ancak Efendi hazretlerine bir şey söylemeye cesaret edemedi. Kethüda da mevzuyu efendiye açamayacağını söyledi. Yapacak bir şey kalmadı, derken bayram geldi... Bütün hocaların paraları tevzi olundu. Hepsi ümitlerinin üstünde para alarak gitmişlerdi. Yalnız bizim hoca bekliyordu. Kethüda Efendiye sokuldu, sordu. Acaba kendisi unutulmuş muydu? - Hayır, Efendi hazretlerinin sana hususi bir teveccühü var. Zannederim sana fevkalade bir şey yapacak. Günler haftalar geçiyor, kendinse hiçbir para zuhur etmiyordu. Artık borç alınan paranın vadesi gelmiş, tefeci evi sattırmak için mahkemeye müracaat etmişti. Hoca, nihayet Efendi hazretlerine derdini açtı. Ancak Efendi cevap vermedi. Ertesi gün Kethüda Efendi, hocanın eline parasını verirken ekşi bir çehre ile, “Hata ettin. Efendiyi gücendirdin, bugün konaktan çık git” dedi. Hoca konaktan pek müteessir çıktı. Kendisine verilen para aldığı borcu bile karşılamıyordu. EYVAH BİZİM EV SATILDI! Endişelerle dolu bir halde kasabaya vasıl oldu, eve koştu. Kapıyı yabancı bir kadın açıp, “Evi biz satın aldık, eski sahipleri Yeni Cami karşısında pembe boyalı eve taşındılar” dedi. Yeni Cami karşısındaki o muhteşem evi iyi bilirdi, kasabanın en iyi eviydi. Koşarak gidip kapısını tereddütlerle çaldı. Onu sevgili Fatma’sı ve ihtiyar validesi karşıladı. Hoca hayretle sordu, - Hatun bu ev kimin? Anam nasıl oldun iyileştin mi?” Fatma heyecanla anlattı: - Anan hiçbir vakit hasta olmadı. Canım sana mektuplarımızda yazdık ya. Efendi hazretlerinin bize bir memur gönderdiğini, bize istediğimiz kadar para vereceğini, kasabada en beğendiğimiz evi satın alacağını yazdık. Memur da geldi, ben zaten pek beğendiğim bu evi istedim. Derhal alındı, bizim virane satıldı, borçlar ödendi. Şimdi elhamdülillah kilerimiz dolu, lohusalığımız da hazır. Bu Veli Efendi seni ne kadar sevmiş. Ne mübarek adammışsın sen... SİLAH VE İFTARİYELİKLER YAN YANA Huzurun bir türlü tesis edilemediği Libya’da Kaddafi’nin gitmesi için yapılan direniş hâlâ devam ediyor. İşte o direnişçilerden biri... İftar vaktine yakın seccadesinin üzerinde oturmuş Kur’an-ı kerim okuyor. Orucunu da, silahının hemen yanına koyduğu iftariyeliklerle açacak. MENÜDE SADECE PİLAV VAR Afganistan’ın Kabil kentindeki bu engelli, orucunu açmak için bekliyor. İftar menüsünde ise sadece camide hayır için dağıtılan pilav var... Günün Sözü “Ramazan ayında ailenizin nafakasını geniş tutunuz! Bu ayda yapılan harcama, Allah yolunda yapılan harcama gibi sevaptır.” “Oruç tutanın susması tesbih, uykusu ibadet, duâsı müstecap ve amelinin sevabı da çoktur.” “Mubâhların işlenmesinde geniş [müsâmahalı] davranmak, şüpheli işlere götürür. Şüpheli işler de harâma yakındır.” “Sevgilinin elemleri, İmâm-ı Rabbânî indinde, nimetlerden dahâ çok lezzet verir. Zîrâ, dert ve elemlerden lezzet, kendi nefsinin ve murâdının isteğinden uzaktır.” [Se’âdet-i Ebediyye] Her güne bir dua HAMD ve ŞÜKÜR için yapılan duâ Her sabah bir kere “Allahümme mâ esbaha bî min nîmetin ev bi-ehadin min halkıke, fe minke vahdeke, lâ şerîke leke, fe lekel hamdü ve lekeşşükr” demeli ve her akşam (Mâ esbaha) yerine (Mâ emsâ) diyerek, hepsini aynen okumalıdır. Peygamberimiz buyurdu ki: “Bu duâyı gündüz okuyan, o günün şükrünü yapmış olur. Gece okuyunca, o gecenin şükrünü ifâ etmiş olur.” Abdestli okumak iyi olur ise de şart değildir. Her gün ve her gece okumalıdır. Hamd ve şükür için de şu duâ okunmalıdır: “El-hamdü-lillâhi dâimen ve alâ külli hâl ve E’ûzü billâhi min hâl-i ehlinnâr.” Okunacak duâlardan biri de şudur: “Elhamdülillahi alâ ni’metil islâm. Ve alâ tevfîkil îmân. Ve alâ hidâyetil rahmân.” MENKIBELER ALLAHÜ TEÂLÂNIN RAHMETİ SONSUZDUR Allahü teâlâ, peygamberi Musa aleyhisselâma hitap edip: “Ey Musa! Filân mahallede, bizim dostlarımızdan biri vefât etti. Git onun işini gör. Sen gitmezsen, bizim rahmetimiz onun işini görür” buyurdu. Hazret-i Musa, emir olunduğu mahalleye gitti. Oradakilere: - Bu gece, burada, Allahü teâlânın dostlarından biri vefât etti mi? diye sorunca: - Ey Allah’ın peygamberi! Allahü teâlâ’nın dostlarından hiç kimse vefât etmedi. Ama, filân evde zamanını kötülüklerle geçiren fâsık bir genç öldü. Fıskının çokluğundan, hiç kimse onu defnetmeye yanaşmıyor, dediler. Musa aleyhisselâm: - Ben onu arıyorum, buyurdu. Gösterdiler. Hazret-i Musa, o eve girdi. Rahmet meleklerini gördü. Ayakta durup, ellerinde rahmet tabakları olup, Allahü teâlâ’nın rahmet ve lütfunu saçıyorlardı. Hazret-i Musa, yalvararak münacaat etti: - Ey Rabbim! Sen buyurdun ki, “O, benim dostumdur.’’ İnsanlar ise fâsık olduğuna şahitlik ediyorlar. Hikmeti nedir? Allahü teâlâ: “Ey Musa! İnsanların onun için fâsık demeleri doğrudur. Ama günahından haberleri var, tövbesinden haberleri yok. Benim bu kulum, seher vakti, toprağa yuvarlandı ve tövbe etti. Bizim huzurumuza sığındı. Ben ki, Allah’ım! Onun sözünü ve tövbesini kabul ettim. Ona rahmet ettim ki, bu dergâhın ümitsizlik kapısı olmadığı anlaşılsın!” diye buyurdu. URFA MUTFAĞINDAN Bostana salatası Hazırlanışı: Malzemeleri küçük küçük doğrayın ve bir iki sefer karıştırarak derin bir tabağa koyun. Üzerine nar ekşisi, pul biber, tuz, toz şeker ve salça ilave edin. Son olarak bir adet limon sıkın. Eğer arzu ederseniz bir bütün narı bıçakla kesmeden iki parçaya ayırarak suyunu sıkıp, tanelerini de içine atabilirsiniz. > Malzemeler > 1 bağ semizotu > 1 bağ maydanoz > Yarım kilo olgun ve büyük domates > 1 küçük baş kuru soğan > 2 tane yeşil sivri biber Sosunun malzemesi > 1 çay bardağı nar ekşisi > 1 tatlı kaşığı pul biber > 1 tatlı kaşığı tuz > 1 çay kaşığı toz şeker > 1 çorba kaşığı salça > 1 adet limon Seyyahların kaleminden Mezarlıklar şehrin içinde Osmanlı’nın mezarlıkları birçok yabancı seyyahı şaşırtan hâliyle, şehrin en güzel yerlerine kuruludur. Ünlü Fransız yazar ve seyyah Gerard de Nerval, İstanbul mezarlıkları hakkında şunları söyler: “Boğaz’da son derece güzel ve serin bir yerdeyiz. Buranın bir mezarlık olduğunu söylememe ihtiyaç yok sanırım. İstanbul’un bütün güzel yerleri, gezilecek ve zevk alınacak sahaları mezarlıklardır. Bakıyorsunuz yüksek ağaçların arasında, şuradan buradan güneş ışınlarının sızıp renklendirdiği, sıra sıra beyaz hayâletler var. Bunlar bir insan yüksekliğinde, mermerden yapılmış mezar taşlarıdır. Başları sarıklı, üzerleri yazılı mezar taşlarıdır. Sarığın biçimi, ölünün hayattayken işgal ettiği mevkii, sosyal seviyesini veya mezarın yapılış tarihini belli ediyor. Kadınların mezarlarında da sütun taşlar var. Fakat bunlarda, baş yerinde gül veya demet şeklinde bir süs bulunuyor. Kabartma veya oyma şeklinde çiçeklerle süslenmişler.”
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT