BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Rabbin seni severse, sırtını Sultan Murad’a bile keseletir

Rabbin seni severse, sırtını Sultan Murad’a bile keseletir

Sultan 4. Murad tebdil-i kıyafetle teftişe çıkar, tesadüf bu ya gönül sultanı Habib Baba ile aynı hamama gider...



Ramazan Günlüğü 13 RAMAZAN 1432 “Oruçlunun, akşam iftar zamanındaki duası reddolmaz” Habib Baba, Sultan 4. Murad devrinin gizli, kimsenin bilmediği Allah dostlarındandır. Yaşlıdır, fakirdir, gariptir. Fakat Rabbinin katında da âlemlere denk bir değerin sahibidir. Yaşlı Habib Baba, doğudan hacca gitmek için İstanbul’a gelir ancak gemiye yetişemez. “Bunda da vardır bir hayır” der. Yolculuğunun tozunu, yorgunluğunu atmak için bir hamama gider. Niyeti, şöyle iyice bir keselenip, paklanmaktır. Bedenini de ruhuna denk kılmaktır. Fakat hamamcı, Habib Babayı içeri sokmak istemez, “Bugün Sultan Murad’ın vezirleri hamamı kapattılar, dışarıdan müşteri alamıyoruz” der. Habib Baba üzülür, rica eder; “Kimseye varlığımı belli etmem, aceleyle yıkanır çıkarım” der. “Bu tozlu bedenle Rabbime ibadet ederken utanıyorum.” Hamamcı ehl-i insaftır, dayanamaz kabul eder. Hamamın en sonundaki odayı göstererek, “Baba şu odada hızla yıkanıp çık, para da istemem. Yeter ki vezirler senin farkına varmasınlar” der. VEZİRİNİ KONTROLE GELDİ Habib Baba sevinerek kendine gösterilen yere girer, yıkanmaya başlar. Ve bu arada hamamcının karşısında yeni bir müşteri belirir. Boylu poslu, genç, yakışıklı biridir bu gelen. Onun da görünümü fakirdir. Ama sadece görünümü... İkinci müşteri kılık değiştirmiş, Sultan 4.Murad’ın ta kendisidir. O gün vezirlerinin topluca hamam alemi yapacaklarından haberdar olan padişah merak eder, “Hele bir bakalım, bizim vezirler, hamamda benden uzakta, kendi başlarına ne yaparlar, nasıl eğlenirler?” der. Ve bu merak padişahı, tebdil-i kıyafet ettirerek, hamama getirir. Az önce yaşananlar bir defa daha tekrarlanır. Hamamcı ‘vezirler’ der almak istemez. Padişah ise, ne olursun der, bastırır ve padişah galip gelir. PADİŞAHLA AYNI MEKÂNDA... Habib Babanın yıkanmakta olduğu odayı göstererek, genç padişahın kulağına fısıldar, “Şu odada bir ihtiyar yıkanıyor. Beraber sessizce yıkanın, bir an evvel çıkın”. Ve ekler: “Aman ha! Vezirler varlığınızı bilmesinler” Sonra 4. Murad da Habib Babanın yanına süzülür. Beraber sessizce yıkanmaya başlarlar. Bu arada, hamamdan gelen türkü sesleri ortalığı çınlatmaktadır. Habib Babanın gözü, genç hamam arkadaşının sırtına takılır. Biraz kirlenmiş gibi gelir ona. Allah hikmeti gereği dostuna, o yanındakinin tebdil-i kıyafet etmiş padişah olduğunu ilham etmemiştir. Habib Baba yumuşak bir sesle, “Evladım” der, “Sırtın fazlaca kirlenmiş, müsaade edersen bir keseleyivereyim” Padişah, Habib Babanın önünde diz çökerken: “Buyur Baba” der, “ellerin dert görmesin” Habib Baba, 4.Murad’ın sırtını bir güzel keseler. Fakat padişah kuru bir teşekkürle yetinmek istemez. KENDİNİ RABBİNE SEVDİR YETER “Baba” der, “Gel ben de senin sırtını keseleyeyim de ödeşmiş olalım” Sultan Murad kese yaparken bir yandan da Habib Babayı yoklar, ağzını arar; “Baba” der, “Sen de istemez miydin şöyle vezir olmayı? Baksana koskoca hamamı kapatmış, gönüllerince eğleniyorlar. Biz ise şu daracık alanda debeleşip dururuz.” Habib Baba Sultanın cümlesini tamamlamasına fırsat bırakmaz, kendi hükmünü söyler. Sultan Murad’ın Habib Babadan duydukları, ağzı açık bırakıp, keseyi elden düşürten cinstendir, “Be evladım” der, Habib Baba, “Sultan Murad dediğin kimdir? Sen asıl Âlemlerin Sultanına kendini sevdirmeye bak ki, O seni sevince sırtını Sultan Murad’a bile keselettirir...” Seyyahların kaleminden TÜRKLERİN DÜNYA MALINDA GÖZÜ YOK 1835 yılında İstanbul’a bir aylığına gelen ancak dokuz ay boyunca Osmanlı topraklarını terk edemeyen Miss Julia Pardoe, Süleymaniye semtinde konuk olduğu bir evdeki iftar davetini hiç unutamaz, ülkesine döndüğünde bu anılarını kaleme alır. Türk konukseverliği karşısında şaşkına dönen Pardoe aynen şu satırları kaleme alır: “Burada özellikle Türklerin sade ve ince konukseverliği üzerinde durmak isterim: İster fakir, ister zengin olsun, yemek vakti gelen misafirlerini her zaman iyi karşılar ve sofralarına oturturlar. Yüksek sesle söylenen ‘Buyuruuuun!’ asla zorla ve soğuk bir tonla sarf edilmez. Kendilerini sadece Allah’ın kulu sayarlar. Bunun içinde dünya mallarına iğreti gözüyle bakarlar. Kendilerinde fazla olan şeyleri de olmayanlara verirler ve bunu bir borç saymazlardı.” Her güne bir dua Korkulu anlarda OKUNACAK DUA Korkulu zamanlarda, “Kelime-i temcîd”, yani “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil’aliyyil’azîm” çok okumalıdır. Muhammed Mâsum Hazretleri buyurdu ki: “Dertlerden kurtulmak ve murâda kavuşmak için beş yüz kere ‘Lâ havle velâ kuvvete illâ billah’ ile evvelinde ve âhirinde yüzer defa salevât-ı şerife okuyup duâ etmelidir.” Mu’avvizeteyn, yâni iki Kul-e’ûzü’yü çok okumak da faydalıdır. Ayrıca, Li îlâfi sûresi, her gün ve her gece hiç olmazsa on birer defa okunmalıdır. “Sübhânellahi vel-hamdülillahi velâ ilâhe illallahü vallahü ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billahil’aliyyil’azîm”, duâsını da gece gündüz çok okumalıdır. Peygamberimiz, “Allahümme innî es’elüke bihakkıssâ’ilîne aleyke”, ya’nî (Yâ Rabbî! Senden isteyip de, verdiğin kimselerin hâtırı için, senden istiyorum!) derdi ve böyle duâ ediniz buyururdu. Dert, bela, fitne ve hastalıklardan korunmak için İmam-ı Rabbanî hazretlerinin talebelerine tavsiye ettiği ‘Bismillahillezi la-yedurru ma’asmihi şey’ün fil-ard-ı velâ fissemâi ve Hüvessemâi’ul’alim’ duâsını besmele ile okumalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Bir yere gelen kimse ‘Euzu bikelimatillahi-ttâmmâtî min şerri mâ haleka’ okursa, o yerden kalkıncaya kadar, ona hiçbir şey zarar veremez.” Korkulu şeyden kurtulmak veya bir dileğe kavuşmak için, Taha suresi’nin 37. ayetinden (Velekad’dan), 39. ayetin sonuna (ala ayniye) kadar kağıda yazıp, su geçirmez bir kılıfla veya PVC ile kaplatıp yanında taşımalıdır. Faydası çok görülmüştür. MENKIBELER Resûlullah onu rükûda bekledi Bir gün sabah namazı vaktinde, Hazret-i Ali mescide giderken yolda bir ihtiyara rast geldi. İhtiyarın ak sakalına hürmet edip, önüne geçmeyip, aheste aheste ardınca yürüdü. Mescid kapısına vardıklarında ihtiyar içeri girmeyip, yoluna devam etti. Daha sonra Hazret-i Ali o ihtiyarın Hıristiyan olduğunu anladı. Mescide girdiğinde Resûlullah Hazretlerini rükûda gördü. Güneşin doğma zamanı yaklaşmıştı ve hemen cemaate uyup namazını kıldı. Namazdan sonra, Sahâbe-i Kirâm Resûlullah Hazretleri’nden sordular ki: “Yâ Resûlullah! Birinci rükûda âdet-i şerîfinizden daha uzun durdunuz. O kadar ki, güneşin doğması yaklaştı. Lütfedip, sebebini beyan ediniz.” O Server-i Enbiyâ Hazretleri bu söz üzerine, “Kıyâma kalkmak istediğimde, Cebrâîl Aleyhisselâm sidret-ül müntehâdan süratle gelip, kanadı ile sırtıma basıp, başı ile başımı tutup, kalkmama engel oldu. Bundan başka, hikmetinin ne olduğunu ben de bilmiyorum” buyurdular. O an Allahü teâlâ, Hazret-i Cebrail’e emreyledi ki, “Var Habîbime, sebebini bildir” O saat Hazret-i Cebrâil, Habîbullah’ın huzuruna gelip, “Yâ Resûlallah! Mübârek başınızı rükûdan kaldırmak istediğiniz zaman, Allahü teâlâ bana emretti ki, benim kulum Ali, yolda, bir ak sakallı ihtiyarın, sakalına hürmet edip, aheste yürümekle, cemaat sevabından mahrum kalıyor. İftitâh tekbîrinin sevabına nâil olsun. Ben de geldim, Sultanımı rükûda tuttum ve Ali geldi. Hak Sübhânehü ve teâlâ hazretleri beni sizi rükûda tutmağa gönderdiği zaman kardeşim İsrâfîl’i de güneşi tutmağa gönderdi ki, çabuk doğmasın. İşte hikmeti buydu.” Çilehanede; Hacı Bayram-ı Veli, Akşemseddin Hazretleri, Eşrefoğlu Rumi ve Bıçakçı Ömer Efendi’ye ait 1’er metrekarelik 4 oda bulunuyor. iTiKAF zamanı Bu yıl ilk defa, Ankara’daki Hacı Bayram-ı Veli’nin çilehanesinde 3 kişi itikafa girecek. Ankara’da, aralarında Kocatepe’nin de bulunduğu 42 cami, Peygamber Efendimizin ramazanın son 10 gününü bir mescitte ibadet ile geçirmesi sünneti olan “itikaf”ı yerine getirmek isteyen müminler için hazırlandı. Kadir Gecesi’nin, ramazan ayının son 10 gününden birine rastlaması sebebiyle itikafın bu dönemde yapıldığını anlatan Ankara Müftüsü Hakkı Özer, “İtikafta az yeyip, az içip, az istirahat edip bol bol ibadet edilir” dedi. Özer, başkentte 42 camide gerçekleştirilecek olan itikaf için müracaatların 15 Ağustosa kadar devam edeceğini söyledi. Hacı Bayram-ı Veli Camisi Baş İmamı Ahmet Karalı da Hacı Bayram Veli Camisinde itikafa girmek için çok sayıda başvurunun olduğunu ancak içlerinden 3’ünü seçeceklerini söyledi. KAZA İLE İNSANLAR ÖLÜNCE... Top yerine fişek atıla! Osmanlı döneminde yaşanan birkaç kazanın ardından top kullanmak yerine tüfek veya havai fişek atılması gündeme gelmişti. İşte 1912 yılında yayınlanan belgenin kısa özeti şöyle: “Ramazan-ı şerîf ayında vakitleri bildirmek üzere bazı viyaletler top talep etmiş bulunmaktadır. Muhtelif kazalardan sakınmak için top ilmini bilmeyen kimselerin top atması kanunen mümkün olmayıp, asla izin verilemez. Zaten kale ve tam batarya bulunmayan mahallerde top atılması mahzurlu ve tehlikeli olduğundan yasak edilmiştir. Bu gibi yerlerde tüfek atılması, eğer tüfek sesi de kâfi gelmiyorsa havai fişek atılması uygun görülmüştür.” ADANA MUTFAĞINDAN İçli Köfte Hazırlanışı: Kıyma, yumurta, un, salça ve bulguru bir tepsiye alın. Elinizi ıslatarak iyice yoğurun (30 veya 45 dakika). Soğanı ufak ufak doğrayıp margarine koyarak kavurun, içine kıyma ve salça ilave ederek pişirin. Hiç suyu kalmayacak şekilde piştikten sonra soğutun ve buzluğa koyup dondurun. (1 gün önceden hazırlarsanız daha güzel olur.) Yoğrulan köftenin içinden mandalina büyüklüğünde parçalar alın, iyice incelterek oyun. Kıymalı harçtan hamur kopararak yuvarlak şekil verin ve tepsiye dizin. Bir tencerede bol su kaynatarak içinde köfteleri haşlayın ve servise sunun. Malzemeler > 500 gr yağsız kıyma > 1 kasesi un > 250 gr ince bulgur > 1 adet yumurta > 1 kaşık biber salçası > Yeteri kadar tuz Köfte içi: > 500 gr orta yağlı (koyun) kıyma > 1 kg soğan > 125 gr margarin > 1 kaşık salça > Tuz, karabiber > Yüzük Çorbası, İçli Köfte, Ali Nazik, Kol Böreği, Şekerpare
 
 
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT