BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Anasayfa > Haber > Şehir medeniyeti

Şehir medeniyeti

Ecdat bir yere yerleşti mi önce bir cami yapar, yanına tekke, hamam, çarşı, kıraathane kurar... Çeşmedir, mekteptir derken belde yayılmaya başlar.



Ramazan Günlüğü 23 RAMAZAN 1432 Çok oruç tutanlar vardır ki, onların oruçtan kazancı, yalnız açlık ve susuzluktur. Medine sadece o münevver beldenin adı değildir, Fas’ta, Tunus’ta şehir merkezlerine “Medine” denir aslında. Medine! Yani ulu caminin, büyük medresenin, dar-ul hadislerin, hanların, hamamların, kapalı çarşının bulunduğu saha. Müslümanlar genelde şehirlidirler (medenidirler) şehirlere ehemmiyet verirler. İslam şehirlerinde merkez ile kenar arasında bir rabıta vardır. Ama buyurgan bir merkeziyetçilik değildir bu. Dalga dalga yayılan bir ahenk hissedersiniz, mütevazı, sevimli... SSCB şehirlerinde büyük meydanlar görürsünüz halbuki... Dev orak çekiçler, resimler, heykeller. Ezici... Tahakküm edici... Napolyon şehrin ortasına yuvarlak bir meydan yaptırır. Caddeler dimdik meydana açılırlar. Topçu bataryasını merkeze kur tamam, kimse kıpırdayamaz. Muhtemel isyanları bastırmak için mükemmel bir plan. İslam şehirleri kendiliğinden neşvü nema eder. Evler birbirine dikine kesen hatlar boyunca sıralanmaz, zemine uyar. Kâh nehre göre kondurulur, kâh vadiye, güneşe, rüzgara, yamaca... Topkapı sarayı hem meclis, hem genelkurmay, hem maliyedir... Padişaha iki bilemedin üç oda düşer, o da ona kâfidir. Sultan, saltanatı Allahü teâlânın ihsanı (inayet-i celile-i rabbaniye) görür, bir gün terk edeceğini bilir. İslâm şehirlerinde fukara merkezden uzaklaştırılmaz, rantın olduğu yerde sermaye sahipleri değil, vakıflar vardır zira. İNANÇ VE İNŞAAT Atomu parçalarsanız bir enerji çıkar ki füzyon denir buna. Eğer atomları birleştirirseniz beş misli büyük bir enerji elde edilir (füzyon). Demek ki enerji ayrılıkta değil birliktedir. Bizim mimarimiz de kuşatıcıdır, birleştiricidir. Ünlü mimarımız Turgut Cansever’e göre mimarlık bina yapma işi değil cemiyeti insanca yaşatma sanatıdır. İnsani ölçüler içinde kalan ve insanı ezmeyen mekânlardan yanadır. Ev önemlidir. O evde bir çocuk doğup büyüyecek, bir insan yetişecektir. Bahçe önemlidir, dut ağacı önemlidir. Mimar mesuliyet sahibidir. İnançlar inşaata yansır. Mesela geç barok, rokoko, kaynağını Hıristiyan felsefesinden alır. Tanzimatla birlikte ortalık taklitçilere kalır. Dersaadette antik Yunan mabetlerine benzeyen konaklar türer ki bunlar şehrin dokusu içinde yamadır. Turgut Hoca’ya göre şehirlerimizi katleden elitlerdir. Ahşap evleri yalıları konakları bırakıp Şişli’deki apartmanlara koştular. Medeniyetimizden kaçtılar. Hele aydınlık masalarda hazırlanan karanlık projeler kentleri kefen gibi sarınca... NEDEN APARTMAN? Asrın başında patronlar işçinin yollarda kaybedeceği vakti üretimde kullanmak için bir tedbir düşünür ve bulurlar. “Apartman!” Ortak tuvalet, ortak mutfak, dar ve basık odalar. Bir evlik alanda üç yüz kişi barındırmanın en kısa yolu... Sefer tası gibi kat kat. Yat, kalk, üretim bandına... Somun sık, kaynak at... Mekanik bir hayat. Apartmanlar ilk nerede görülür? İngiltere’de, sonra Fransa da... İstanbul ise tam kargaşa. Azıcık iş bilenler bir arsa bulup topraktan satar. Evini vermeyenler de sıkıştırılır. Güzelim semtler heba olurlar. Apartmanlar insanları mutlu etmek için yapılmaz, kasaları doldurmak için yapılır. Kedi bile besleyemezsiniz, çocuklarınız toprağa basamaz. Azıcık sesiniz yükselse, aksırsanız, öksürseniz, helâya girseniz komşular duyar. Gizliniz saklınız kalmaz, ipiniz pazara çıkar. Alt katların derdi lağım, üst katların çilesi çatı baca... Kimse kimseyi tanımaz. Halı silktin kavga, çamaşır astın ayrı niza... BEN FANİYİM, EVİM FANİ Ecdadımız camileri medreseleri vakıf eserlerini taştan yapar. Ama kendi evini sazdan, çamurdan, tahtadan... Müslüman her malzemeyi kullanır. Hıristiyan taşın dışına çıkamaz. Taş maddenin sembolüdür zira. Sonra taştan da rahatsız olur, “taş gibi” görünmesin diye gölge oyunları yapar, boyar. Tahribi en zor mimari şekil piramittir, asla yıkılmaz. Firavunlar granitten dağlar yaptırır, akıllarınca dünyaya kazık çakarlar. Efendimizin (Sallallahü aleyhi ve sellem) hane-i saadetleri ise topraktır. Taban hasır, tavan hurma dalı, kapı tahta... Hangisi daha kalıcı? Ortada! BURASI KAHİRE Bu şehirde camiler iç içe... Mısır’ın başşehri Kahire tam bir camiler kenti. Şehre eşsiz bir estetik katan, göğe uzanan minareleriyle İstanbul’u andıran Kahire’de mescidler medreseler o kadar sık ki, daracık sokaklara karşılıklı sıralanıyorlar. Kahire Kalesi’nin de üzerine kurulduğu tepelerden birinde bulunan Mehmet Ali Paşa Camiinden aldığımız bu kareye sığdıramadığımız 5 cami daha var. Resimde ise iç içe geçmiş 5 büyük cami görülüyor, bu camilerin arkasında sıralanan küçük mescidlerin olduğunu da belirtelim... Kahire’nin genel panoramik görüntüsü içinde cami mimarisi, belirgin bir şekilde öne çıkıyor. Ülkemizde olduğu gibi daha çok yuvarlak ve ince minareli camiler yerine Arap Mimarisi’nin en güzel örneklerinden olan birçok dörtgen, altıgen, sekizgen düz ve özenle işlenmiş taşlardan birçok değişik minareye rastlamak mümkün. Camii veya mimari kubbeler ise ülkemizdeki yarım daire kubbelerin daha basık ve soğan kubbe diyebileceğimiz mimari özelliklerde. Kâğıthane-1891 SEYYAHLARIN KALEMİNDEN “Dürüstlüklerine hayran kaldım” “Haksızlık, mürâbahacılık, inhisarcılık ve hırsızlık gibi suçlar Türkler arasında adeta meçhul cinayetlerdir. Hâsılı ister vicdani bir akideden, ister ceza korkusundan mütevellit olsun, o kadar dürüstlük gösterirler ki, insan çok defa Türklerin doğruluğuna hayran kalır. Bu memlekette yaşayan Hıristiyanlar ve bilhassa Rumlar öyle değillerdir; sık sık çarptırıldıkları cezalara rağmen bunlar Hıristiyanlığın safvetini ihlâl eden bir ahlaksızlık içinde yaşarlar. Türk Adliyesinin salâhiyet dairesine dahil olmayan Frenklere gelince, ben kendimi onların harekâtı hakkında mutlak bir sûkut ile mükellef biliyorum: Bu mevzunun tetkiki pek eğlenceli olabilirse de, o hususta ağız açmamayı tercih ediyorum...” Fransız Generali Comte de Bonneval - 1740 Her güne bir dua YOLCULUKTA OKUNACAK DUA Evden çıkarken “Ayet-el kürsi”yi okuyan, eve dönünceye kadar belâlardan emin olur. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: “Evinden çıkarken “Bismillah, tevekkeltü alellah, La havle vela kuvvete illa billah” diyen, tehlikelerden korunur, şeytan ondan uzaklaşır.” Besmele çekerek “Bismillahi mecraha ve mürsaha inne rabbi le gafururrahim” (Hud 41) ayet-i kerimesini okursa, otobüs, tren, taksi gibi her vasıtaya binerken okuyanın kazadan, belâdan, boğulmaktan korunacağı da bildirilmiştir. Yine bir hadis-i şerifte, gemiye binince, Zümer suresinin 67. ayet-i kerimesini okuyanın boğulmaktan emin olacağı bildirilmiştir. (Kurtubi) Yolculuğa çıkan iki rekât namaz kılmalı ve sadaka vermelidir! Zahid Ebül- Hasen-i Gazvi hazretleri, “Yolculuğa çıkarken, Liilafiyi okuyan, bütün kötülüklerden emin olur” buyurdu. MENKIBELER “Korkarım ki bu toprak beni kabul etmez!..” Sırrı Sekati hazretleri bir gün sohbeti anında talebelerine, “30 yıl önce dediğim bir elhamdülillah yüzünden, 30 yıldır tövbe istiğfar ediyorum” deyince, talebeler şaşırdı, “Efendim bu nasıl olur?” diye sordular. Şöyle anlattı: Dükkânların bulunduğu çarşıda yangın çıkmış, bütün dükkânlar; terlikçiler, örücüler, elbiseciler nerdeyse tamamen yanmış. Bunu bana gelip haber verdiklerinde, senin dükkâna bir şey olmamış dediler. Ben de gayri ihtiyari “elhamdülillah” dedim. Sonra kendi kendime, din kardeşlerinin malı mülkü yansın, seninki kurtuldu diye sen hamd et, bu nasıl Müslümanlık diyerek çok üzüldüm, ağlayıp çok tövbe ettim. Dükkânları yanan din kardeşlerime benzemek için, dükkânımdaki bütün malları fakir fukaraya dağıttım. 30 yıldır da tövbe ediyorum, hâlâ vicdan azabından kurtulamadım. Ben ölünce beni ıssız bir yere gömün, korkarım ki toprak beni kabul etmez, dostlarım arasında utanırım. MUĞLA MUTFAĞINDAN Sura (Kaburga Dolması) Önce 300 gram kuşbaşı eti tereyağında kavurun. Fıstıklarını ilave edip pembeleşinceye kadar çevirin. Pirinçleri tencereye ilave edip kavurmaya devam edin. Tuz, karabiber ve kuş üzümlerini yarım su bardağı sıcak su ile beraber tencereye ekleyip pişirin. Özel olarak hazırlattığınız kuzu sepetinin (kaburganın) kese gibi açılan boşluğuna hazırladığınız iç pilavı doldurun. Açık kalan kısmı bir iple dikin veya kürdan yardımıyla tutturun. Büyükçe bir tencereye hazırladığınız eti koyun. Üzerine çıkacak kadar su ekleyip yumuşayıncaya kadar kısık ateşte pişirin. Pişince önceden hafifçe yağladığınız fırın tepsisine pişen kaburga etini koyun. Sos malzemesini hazırlayıp etin üzerine dökün. 250 derecede 15-20 dakika kızartın. Malzemeler > 1.5 kilo süt kuzu sepeti > 1 su bardağı pirinç > 300 gram kuzu kuşbaşı > 1/4 su bardağı dolmalık fıstık > 3 yemek kaşığı tereyağı > Yarım demet maydanoz > Yeteri kadar su, tuz, karabiber > 2 çorba kaşığı kuş üzümü Sos için: > 1 yemek kaşığı salça > 1 yemek kaşığı yoğurt > 1 yemek kaşığı tereyağı Domates Çorbası, Kaburga Dolması, Cacık, Kadayıf
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 93043
    % -1.58
  • 4.7293
    % -0.13
  • 5.4858
    % -0.27
  • 6.2662
    % -0.23
  • 194.478
    % -0.07
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT