BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > Neylerse güzel eyler

Neylerse güzel eyler

Deme şu niçin şöyle / Yerincedir o öyle / Bak sonuna sabreyle / Görelim Mevlam neyler? / Neylerse güzel eyler.



Ramazan Günlüğü 26 RAMAZAN 1432 “Kabirde aydınlık istersen, Kadir Gecesi’nin karanlığında ibadet eyle!” Çok anlatılan bir menkıbedir... Kurak bir dönem, çatlayan zemin, kuruyan bitkiler, yağmursuz geçen haftalar, aylar... Bir ara gök kararır, bir ümit bir heyecan... Gelgelelim bulutlar gider deniz üzerinde durur, suyu deryaya boşaltırlar. Veliyyullahın biri gayri ihtiyari “ya Rabbi” der “burada bunca insan beklerken ve şunca hayvan...” Cümlesini tamamlayamaz haddi aştığını fark eder. Ben ne diyorum der. Ama nasıl pişman. Halleri vecdleri kaybolur gider bir anda. Sonrasını duymuşsunuzdur Allahü teala tevbesini kabul eder, bir sevdiği kulun hatırına... Belgesel seyrettikçe öğreniyoruz ki engin denizlerin de en az kavruk topraklar kadar yağmura ihtiyacı var. Gözümüzle göremediğimiz bir hücreliler, algler atmosferdeki bereketi (azot vs) bekliyorlar. Bunlar denizin tarlası, nice canlı onlardan besleniyor... HER ŞEYİN BİR SEBEBİ VAR Bir ara Kanada’da geyik severler kurtlara takıyor. Ne zaman parçalanmış bir geyik cesedi görseler hey heyleniyor lanet okuyorlar. Sağa sola müracaat ediyor, sürek avı için izin çıkarıyorlar. Yüzlerce avcı şirin geyikleri gaddar kurtlardan korumak için tüfeğe yapışıyor. Haylisini öldürüyor, postuna ot dolduruyorlar. Sözüm ona ormanda huzur ve güven ortamı tesis ediliyor. Sonra? Sonra olan oluyor. Bir sonraki kış ne görseler beğenirsiniz, vadiler dolusu geyik ölüsü, ortalık cesetten geçilmiyor. Havalar ısınıyor, çözülüyor, leşler kokuşuyor. Ufunet yayılıyor hastalıklara maya çalıyor... Oturup inceleyince şu hakikat ortaya çıkıyor. Meğer geyiklerde hiyerarşi çok önemliymiş, sürünün yaşlısı varken gençler çiftleşmez, kenarda dururlarmış. Eh ihtiyar babadan olan yavrular da kışa tahammül edemeyecek kadar cılız ve dayanıksızlarmış. Kurtlar güçlü gençlerle boğuşmaktansa ihtiyarları sıkıştırıyor, onları ortadan kaldırıp geyik nesline büyük bir iyilikte bulunuyorlarmış. DENGE BİRAZ BOZULUNCA... Bir ara müteşebbisin biri küçük bir adada turistik tesis yapmaya kalkıyor. Gelgelelim martı çığlıkları can sıkıcı. Sabahlara kadar cak cak cak... Biri akıl veriyor. Buraya birkaç tilki getir, barınamasınlar. Öyle yapıyor hakikaten uzaklaşıyorlar. İyi ama o günden sonra ortalık fıkır fıkır yılan kaynamaya başlıyor. Hangi taşı kaldırsan altından... Yapılacak şeyi biliyor artık, tilkileri yurduna yolluyor, martılara kucak açıyor... Benzer şey Hintlilerin başına geliyor. Bir Fransız firması lokantalarda sunmak üzere kurbağa isteyince fukara takımı sazlıklara koşuyor... Ceplerini frankla dolduruyorlar. Ancak kurbağalar azalınca sinekler artıyor, istila tahammül edilmez raddelere varıyor. Bunları ortadan kaldırmak ilaç kullanıyorlar. Kimyasallar suyu zehirliyor, tarlalara bulaşıyor. Astarı yüzünden pahalıya çıkıyor. Amcam kozasının incecik deliğinden çıkmak için çabalayan bir kelebeğe yardımcı oluyor. Hani can mı dayanır hayvancık saatlerce uğraşıp didiniyor. Ancak kozasından kolayca çıkan kelebek havada daireler çizemiyor, çiçeklere koşamıyor. Kanatları buruşup kuruyor. Meğer sır deliğin inceliğinde imiş. Vücudundaki mayiler ancak o tazyik ile yayılıyormuş kanatlara... BELGESELCİLER HAKLIYMIŞ Ben yabani hayatı çeken kameramanlara kızardım eskiden. Şimdi büyük kedinin biri güzelim ceylanı gözünün önünde deviriyor, hiç karışmıyorlar. İnsan hışt hoşt bir şeyler der, onlar elleri belinde seyrediyor, reklam çeker gibi detay alıyorlar. İnsan bu kadar mı vicdansız olur, parmaklarını bile oynatmıyorlar. Doğrusu oymuş aslında, bir kere hayat aslan, kaplan, leopar, çıta için de kolay değil biiir... Kaldı ki bir şekilde ayıklama yapıyor, diğerlerinin önünü açıyorlar... Kaktüs dediğiniz nebat dikenin bir çeşidi, çölü hatırlatan tavrıyla ürküntü verir insana... Ancak hoş kokan, gözümüzü okşayan çiçeklerden daha az faideli değil. Radyasyonu emip bloke ediyor sizi bizi bir felaketten koruyorlar... Geçenlerde İstanbul’da bir banka şubesi tam 250 adet kaktüs siparişi verdi. Niye? Bunca bilgisayarın monitörün zehri nasıl alınabilir ki başka? İnce ince dengeler. Oksijen gibi bir “yakıcı” ile hidrojen gibi bir “yanıcı” birleşip de su gibi bir “söndürücü” çıkıyorsa... Çok büyüksün Ya Rabbi... Amentü billah... BURASI SARAYBOSNA 480 yıldır her gün hatim indiriliyor Osmanlı zamanında 1521-1541 tarihlerinde Bosna Sancak Beyi olan ve Boşnak halkının bugün bile “baba” olarak gördüğü Gazi Hüsrev Bey’in hazırladığı vakıfnâme gereği, adına yaptırdığı camide 480 yıldır her gün hatim indiriliyor. Her gün öğle namazını müteakip Kur’an-ı kerimi en iyi okuyan ve “cüzhan” olarak adlandırılan 30 kişi, birer cüz okuyor. Aynı anda başlanan ve sessizce okunan cüzlerin tamamlanmasının ardından hatim duası yapılıyor. Hatim duasında Gazi Hüsrev Bey, Saraybosna ve Bosna Hersek’teki Müslümanlar için dua ediliyor. Kur’an-ı kerimin okunduğu sırada yine Gazi Hüsrev Bey’in vakıfnâmesi gereği, caminin bir köşesinde ise 5 kişi tarafından 1000’lik tesbihle kelime-i tevhid (Lailahe illallah) çekliyor. 15 günde bir ise 70 bin kez kelime-i tevhid (hatm-i tehlil) çekiliyor ve her 15 günde bir tevhid duası okunuyor.” Merkezinde bulunmak... Sünbül Sinan hazretleri bütün talebelerini evlâdı gibi sever ama Muslihiddin Musa’yı başka tutar. Hatta edep ve hayâ timsali kızı Rahime Hatunu vererek kendine damat yapar. Bir zaman sonra dergâhın eskileri “Neden hep Muslihiddin Musa” diye fısıldaşmaya başlarlar. Sünbül Efendi bir gün talebelerini toplar ve “Eğer her istediğinizin yaratılacağını bilseniz Allahü teâlâdan ne isterdiniz” diye sorar. Kimi taliplere ilim, kimi fukaraya mal, kimisi de mahlukât için bolluk bereket arzular. Sıra Muslihuddîn Musa’ya gelir. Genç derviş boynunu yana devirir: “Bir şey istemek mi?” der, “Haşa ben kimim ki? Hem her şey o kadar ahenkli ve öylesine merkezinde ki...” İşte o günden sonra adı Merkez Efendi’ye çıkar. SEYYAHLARIN KALEMİNDEN ‘Türkler nezaketli insanlardır’ “Paşasından sokak satıcısına kadar istisnasız hepsinde birer derebeyi ihtişamı vardır. Hepsi aynı terbiyeyi görmüş ve bir nevi asalet vakarı içinde yetişmiş oldukları için, eğer kıyafet farkları olmasa, İstanbul’da bir aşağı tabakanın mevcut olduğunu ilk bakışta hiç kimsenin fark etmesine imkân olamaz... Gerçekten, görünüşe göre İstanbul’un Türk halkı Avrupa’nın en nazik ve en kibar cemaatidir.” (Edmondo de Amicis, Yazar) KADİR GECESİ okunacak duâ Resulullah, Kadir gecesinde, “Allahümme inneke afüvvün kerimun tühıbbül afve fa’fü anni” duasını okumayı bildirmiştir. (Ya Rabbi, sen affedicisin, kerimsin, affı seversin, beni de affeyle) demektir. Kadir gecesi hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Kadir gecesinde, bir kere Kadir suresini okumak, başka zamanda Kur’an-ı kerimi hatim etmekten daha sevaptır. Kadir gecesinde bir tesbih (Sübhanallah), bir tahmid (Elhamdülillah), bir tehlil (Allahü ekber) söylemek yedi yüz bin tesbih, tahmid ve tehlilden kıymetlidir. Bu gece koyun sağımı müddeti kadar [az bir zaman] namaz kılmak, ibadet etmek, bir ay bütün geceleri sabaha kadar ibadetle geçirmekten daha kıymetlidir.) [Tefsir-i Mugni] KAYSERİ MUTFAĞINDAN Nevzine Önce fırın tepsisinin içinde yağı eritin. Un, tahin, ceviz içi, yoğurt, su ve karbonatı katıp hamuru yoğurun. Bu hamuru yağlanmış tepsiye yayın. Baklava biçiminde bir bıçak yardımıyla kesin. 200 derecede tatlının üstü kızarıncaya kadar tahminen yarım saat pişirin. Şeker ve suyu karıştırıp ayrı bir tencerede yarım saat kadar kaynatın. Ocaktan indirip limon suyunu üzerine dökün. Soğumaya bırakın. Şerbet soğuyunca fırından çıkarttığınız tatlının üzerine şerbeti gezdirerek dökün. Malzemeler > 1 paket yağ > 5 su bardağı un > 1.5 su bardağı ceviz > 3 çorba kaşığı tahin > 3 yemek kaşığı yoğurt > 1 yemek kaşığı su > 1 çay kaşığı karbonat Şerbeti için: > 750 gram toz şeker > 3 su bardağı su > Çeyrek limon suyu
 
 
  • Piyasalar

    Fark %
  • 87143
    % -3.46
  • 5.7875
    % -2.96
  • 6.5899
    % -2.46
  • 7.3507
    % -2.54
  • 219.169
    % -2.33
 
 
 
 
 
Reklamı Geç
KAPAT