BAŞA DÖN

Türkiye Gazetesi

Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı ve Meclis

Seçim sonuçlarını görmek için tıklayın.
Anasayfa > Haber > YAZIYA BASMAK MI? HÂŞÂ

YAZIYA BASMAK MI? HÂŞÂ

Eskiler, yazılı bir kâğıda basmaz, üzerine oturmazlardı. Mürekkebe karşı bile saygısızlığı edebe aykırı bulurlardı



Ramazan Günlüğü 28 RAMAZAN 1432 “Gizli, açık çok sadaka verin ki, rızkınız bollaşsın, yardıma mazhar olun ve duanız kabul edilsin.” ABDESTSİZ KALEM TUTMAZLARDI Eskiler, abdestsiz kalem tutmadıkları gibi kalem yontularını biriktirip, o yontulardan yakılan ateşle ısıtılan suyla yıkanmak isterlerdi. > Tolga Uslubaş Bir gün Mansûr bin Ammâr hazretleri yolda giderken, üzerinde besmele yazılı bir kâğıt parçası bulur. Onu muhafaza edecek uygun bir yer bulamayınca ağzına atıp yutuverir. Bunun üzerine rüyâsında, “O kâğıda gösterdiğin hürmet yüzünden sana hikmetin kapısını açmış bulunuyoruz” denilir. Bir süre riyâzete çekilip tasavvufta yükselip kemâle erdikten sonra, bir vaaz meclisi kurar. O mübârek zat, işte bu olaydan sonra asıl manevi derecesine kavuşur. Horasan’ın Merv şehrinde yaşayan Bişr-i Hâfî’nin hikâyesi de meşhurdur. Hayatını oyun, eğlenceye ve alkole kaptırmıştır. Bir gün sarhoş halde evine dönerken yolda üstünde Besmele yazılı bir kağıt bulur. İçi sızlayıp yerden alır, öpüp, çamurlarını silerek, temizledikten sonra, güzel kokular sürüp, evinin duvarına asar. O gece velî bir zâta, rüyâda, “Git Bişr’e söyle! İsmimi temizlediğin gibi seni temizlerim. İsmimi büyük tuttuğun gibi, seni büyültürüm. İsmimi güzel kokulu yaptığın gibi, seni güzel ederim. İzzetime yemin ederim ki, senin ismini dünyâda ve âhirette temiz ve güzel eylerim” denir. O zât sabah Bişr-i Hâfî’yi arayıp meyhanede bulur. Bişr; “Kimden haber vereceksin?” der. “Sana Allahü teâlâdan haber vereceğim.” deyince, ağlamaya başlar ve o zâtın yanında hemen tövbe eder. İSLAM DİNİ DE YASAKLIYOR Evet, bizim dinimiz, hayra yarayan, hakka hadim olan her yazıya saygıyı gerektirir. Herhangi bir yazıya veya yazılı herhangi bir şeye hürmet etmek, üstüne basmamak, oturmamak, tahkir etmek, ayak altlarına, pis yerlere atmamak ve kötü işlerde kullanmamak dinin emirleri ve yasakları arasındadır. Büyük âlim Abdülganî Nablüsî hazretleri, “Hadîka isimli kitabının ikinci cildi, altı yüz otuz üçüncü sayfasında, “Üzerinde, dokuyarak veya boya ile mübârek yazı bulunan halıyı, hasırı, seccâdeyi yere sermek, üzerine oturmak ve her ne suretle olursa olsun kullanmak ve paralar, mihraplar ve duvarlar üzerlerine yazmak mekruhtur” der. Yine aynı eserin bir başka sayfasında ise , “Üzerinde yazı, hattâ harf bulunan kâğıdı, örtüyü, seccâdeyi yere koymak [hakâret için sermek veyâ kullanmak] küfr olur.” buyrulur. PARMAĞINDAKİ BİR NOKTA İÇİN Bir gün İmâm-ı Rabbânî hazretleri dergâhında çalıştığı sırada aniden kalkıp helâya gider, ama gitmesiyle dönmesi bir olur. Helâdan çıkar çıkmaz talebelerinden su ibriğini ister ve sol elinin baş parmağının tırnağını var gücüyle yıkayıp ovalar, sonra tekrar helâya girer. Talebelerinin meşhurlarından olan Muhammed Hâşim-i Keşmî, hocasına böyle süratle helâya girip, hemen aceleyle dışarı çıkmalarının sebebini sorar. İmâm-ı Rabbânî hazretleri cevaben: “Acele ile helâya girmek durumunda kaldım ancak gözüm tırnağımın üzerine gitti. Üzerinde siyah bir nokta vardı, kalem yazıyor mu diye kontrol etmek için bunu yapmıştım. Hâlbuki, o nokta Kur’ân-ı kerîmin harflerini yazarken kullanılırdı. O an helâda bulunmayı edep dışı buldum ve dışarı çıkıp o noktayı temizledim” diye buyurur. Velhasıl “Bir esere saygısızlık, sahibine saygısızlıktır” anlayışını benimseyen eskiler, mürekkebe, kâğıda, kaleme ve hatta kalem kırıntılarına karşı bile hürmetsizliği dinî hassasiyetlerine aykırı bulur. BOŞ KÂĞIT DAHİ YERE ATILMAZ Avusturya Elçisi Busbek “Türkiye Mektupları” adlı eserinde, hiç bir yerde Türklerin boş bir kâğıdı bile yerde bırakmayıp mutlaka bir tarafa kaldırdıklarını ve bu itinanın ilim vasıtası kâğıda karşı millî bir hürmet hissinden doğmuş olduğunu yazar. Evet Müslümanlar yazılı bir kâğıdı ayak altında bulundurmaz, Kur’ân-ı kerîm veya harflerinin bulunduğu kitap ve kağıtları önce yakar, sonra da denizde atarlar. BURASI FiLiPiNLER Sadakalar gece yarısı veriliyor Müslümanlar, sağ eliyle verdiğini sol elinden bile gizler, yaptıkları iyilikleri unutup giderler. Bir şeyi (Allahü teâlânın onu gördüğünü) akıllarından çıkarmaz, iki şeyi de (başkalarının yaptıkları fenalıkları ve kendi yaptıkları iyilikleri) akıllarına bile getirmezler. Filipinler’de azınlık olarak yaşayan Müslümanlar için ramazan yardımlaşma ayıdır. Sadakalar bu ay boyunca gece yarısı dağıtılır, aleni verilmez, kimse incinmesin istenir. Zenginler ise ramazan bouyunca muhtaçlara yardım için adeta çırpınır, arar bulur, fakirleri sofralarına davet eder, hediyesini de unutmaz. Filipinlilere has en belirgin adet de bu ayda camilerin süslenmesi ve ışıklandırılmasıdır. Dahası camiler aile toplanma merkezi gibidir, özellikle küçük çocuklar namaza alışsın diye teravihe getirilir. İftar vakti yaklaştığında Filipinli Müslümanlar kendilerine has olan muz, şeker ve Hindistan cevizi sütü karışımı bir su ile iftarlarını açarlar. SEYYAHLARIN KALEMİNDEN “Türkler titiz insanlardır” Avrupa’da salgın hastalıkların kol gezdiği ve Avrupalıların temizliğin ne olduğunu bilmedikleri çağlarda, Türklerin temizliği ve sıhhati tarihî belgelerle sabittir: “Türkler çok yaşarlar ve az hasta olurlar. Bizim memleketlerdeki böbrek hastalıkları ve daha bir sürü tehlikeli hastalıkların hiçbirini bilmezler. Onların mükemmel sıhhatlerinin sebebi sık sık hamama gitmeleri ve yiyip içmedeki itidalleridir.” (M. Thevenot) “Türkler, Avrupa’da ekseriyetle tesadüf edildiği gibi insanların yemek yedikleri veyahut yıkanıp temizlendikten sonra tekrar yiyecekleri kaplarda köpeklerin de yemek yemesine müsaade etmezler. Frenklerin bu hali sık sık tecviz etmelerinden dolayı onlardan (Köpekler!) diye bahsederler. Çünkü Avrupa’da çok defa sofraya köpeklerin de kullanmış oldukları kaplarla yemek getirilir.” (Comielle Le Bruyn-1914) Her güne bir dua EZAN DUASI Resûlullah buyurdu ki: “Ezan okunurken şu duâyı okuyun: “Ve ene eşhedü en lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîkeleh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlüh ve radîtü billâhî rabben ve bil-islâmi dînen ve bi Muhammedin sallallahü aleyhi ve selleme resûlen nebiyyâ”. Başka bir hadis-i şerifte de “Ey benim ümmetim. Ezan bitince şu duâyı da okuyunuz.” buyurulmuştur: “Allahümme rabbe hâ zihid-dâvetit-tâmmeti ves-salâtil-kâimeti âti Muhammedenil-vesîlete vel fadîlete ved-dereceter-refîate veb’ashü mekâmen mahmûdenil-lezî ve’adtehü inneke lâ tuhlifül-mîâd. Lâ havle velâ kuvvete illâ billahil’aliyyil’azîm”. Resûlullah bir hadis-i şerifinde, “Her kim ezan sesi işittiği zaman, müezzin ile beraber hafifçe okusa, her harfine bin sevap verilir, bin günahı mahvolur” buyurdu. (Hayye alâ)ları duyunca bunları söylemeyip, (lâ havle velâ kuvvete illâ billâh) der. Ezandan sonra salevât getirilir. Sonra ezan duâsı okunur. İkinci (Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah) söyleyince, iki başparmağının tırnaklarını öptükten sonra, iki göz üzerine sürmek müstehabdır. Hâlid bin Zeyd Câmi’inin müezzinleri her namâzdan sonra şu duâyı okurlardı: “Rabbenâ amennâ bi mâ enzelte vetteba’ nerresûle fektübnâ ma’aşşâhidîn”. MENKIBELER Şevvalde tuttuğu orucun hürmetine... Süfyan-ı Servi anlatıyor: - Ben Mekke-i Mükerreme’de üç sene oturdum. Mekkelilerden bir kimse her gün Haremî Şerif’e gelir, tavaf eder, namaz kılar ve sonra bana selâm verip giderdi. Ben bu kimse ile tanıştım. Bir gün o kimse beni yanına çağırdı. Bana dedi ki: “Ben öldüğüm vakitte kendi elinle beni yıka, namazımı kıl ve defneyle. O gece de beni terk etmeyip kabrimde gecele. Münkireynin suali anında bana Tevhîd’i telkin et!” Ben o kimsenin istediklerini yapmayı kabul ettim. Bana dediğinin aynını yaptım: Kabrinde geceledim. O gece uyku ile uyanık arasında iken: “Ya Süfyan! Beni korumaya ve senin telkînine ihtiyaç kalmadı” diye bir ses işittim. O zaman: “Ne sebeple bu lutfa eriştin” diye sordum. Bana cevap olarak: “Ramazan-ı Şerîf’in orucunu tutup Şevval’den altı gün daha eklemem sebebiyle” dedi. O zaman ben uyandım. Yanımda kimseyi göremedim. Abdest aldım, namaz kıldım, uyudum; böylece üç kere gördüm. Bildim ki bu Rahmânîdir, şeytandan değildir. O zaman da kabrin yanından ayrıldım ve, “Ya Rabbi! Beni ramazanın orucuna ve şevvalden altı gün orucuna muvaffak kıl” diye dua ettim. Allahü teâlâ beni de muvaffak kıldı. KIBRIS MUTFAĞINDAN Malzemeler > 250 gram kuzu kıyması > 250 gram dana kıyması > 250 gram soğan > Yarım demet maydanoz > 1 çay kaşığı karabiber > 1 kg kuzu içyağı Şeftali Kebabı Hazırlanışı: Soğan ve maydanoz ince kıyılır. Kıymanın içine kenarda bekletilen bütün malzeme ilave edilerek yoğrulur. İç yağına başparmak kalınlığında ve uzunluğunda sıkıca köfte formunda sarılan kebap, hafif ateşle yanan kömürde pişirilir ve sıcak servis yapılır. Şehriye Çorbası, Şeftali Kebabı, Pirinç Pilavı, Çoban Salata, Sütlü Nuriye
Reklamı Geç
KAPAT