Geçtiğimiz günlerde Güney Afrika'nın başkenti Johannesburg'da gerçekleştirilen Çin-Afrika İşbirliği Forumu, gözleri yeniden Çin'in Afrika politikalarına çevirdi.

Sahip olduğu ucuz iş gücü sayesinde dünyadaki üretim ve tüketim dengesini değiştiren Çin, son yıllarda yatırımda benimsediği "dışa açılım politikasını" Afrika kıtasında etkin bir şekilde hayata geçiriyor. 

Bazı uzmanlara göre Çin, özellikle Afrika ülkelerinden petrol gibi enerji ve hammadde ihtiyacını karşılamanın yanı sıra kara kıtanın pazarlarında ürünlerini satmak ve Afrika'nın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki gücünden yararlanmak istiyor. 

Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) Afrika Enstitüsü Başkan Yardımcısı Murat Bilhan, AA muhabirine yaptığı açıklamada Çin'in Afrika'daki varlığının ve hakimiyetinin son yıllarda önlenemez bir hızla arttığını söyledi. 

Afrika'nın inşa sürecinde olduğunu belirten Bilhan, Türk iş adamları için bölgede yatırım fırsatları bulunduğunu ifade etti. Bilhan kıtada, inşaat, alt ve üst yapı gibi alanlarda hızla gelişmeler yaşandığına dikkat çekerek, Çin'in bu fırsatları çok erken fark ettiğini vurguladı.

Fransa eski sömürgesinden vazgeçmiyor

Öte yandan Çin her fırsatta Afrika'ya yatırımlarını "kazan-kazan" anlayışıyla yaptığının altını çizse de kara kıtadaki ekonomik hakimiyetinin daha da güçlenmesi, Batılı ülkeleri de yeni politikalar belirlemeye sevk ediyor. 

Çin'in, Afrika'nın petrol gibi yeraltı kaynaklarına gösterdiği ilgi, kıta ülkelerine yaptığı yardımlar, verdiği krediler, başta ABD ve Fransa olmak üzere diğer Batılı ülkelerin planlarını da etkiliyor.

Örneğin Fransa Başbakanı Manuel Valls, birkaç ay önce, bölgenin "büyük ağabeyi" konumundaki Senegal'in Devlet Başkanı Macky Sall ile Paris'te bir araya geldi.

Taraflar görüşmede, Senegal'de "2016 Çin-Afrika-Fransa Zirvesi" düzenlenmesi kararı aldı.

Neden Senegal?

Fransa'nın bu adımı, yıllarca sömürdüğü kara kıtadaki gücünü kaybetmeye razı olmayacağının göstergesi ancak aynı zamanda Senegal'in Batı Afrika'daki etkinliğini de gözler önüne seriyor. Bölgenin oyun kurucularından Fransa, Batı Afrika'daki gücünü kaybetmemek için Çin ve Senegal ile aynı safta yer almaya çalışıyor.

Afrika'daki nadir huzurlu ülkelerden biri olması, Senegal'e hem Batı'da hem de bulunduğu coğrafyada farklı bir görev atfedilmesine sebep oluyor.

Batı Afrika'nın "büyük ağabeyi" rolü

Senegal son bir yılda bölgede yaşanan siyasi gelişmelerdeki tutumuyla Afrika kıtasında ne denli etkin bir aktör olduğunu da gösterdi.

Senegal Devlet Başkanı Sall, Burkina Faso'da Devlet Başkanlığı Muhafız Alayı'nın ekim ayında gerçekleştirdiği askeri darbenin ardından arabuluculuk görevi üstlenerek uluslararası siyaset sahnesinde gündeme geldi.

Çin hedefine yavaş yavaş ilerliyor

Çin-Afrika ticaret ve yatırım ilişkilerinin kökeni ise ilk temasların gerçekleştiği 1950'li yıllara dayanıyor. 1970-1975 yılları arasında inşa edilen Tanzanya-Zambiya demiryoluna Çin'in katkı vermesiyle yakınlaşan ilişkiler, 2006 yılında 48 Afrika ülkesinin siyasi liderlerinin katılımı ile düzenlenen Çin-Afrika Forumu ile daha görünür hale geldi.

Afrika'daki Çin yatırımlarının ilerleyişi, Güney Afrika'daki lider bankalardan birisinin hisselerinin yüzde 20'sinin satın alınmasıyla sürdü. 

Afrika'daki Çinli sayısı 1 milyona yaklaştı

Afrika ülkelerinde yaşayan Çin vatandaşlarının sayısı ise bazı kaynaklara göre 1 milyon sınırına dayanmış durumda. 

Bugün neredeyse 48 Afrika ülkesinde Çinli iş adamları, ticaret, imalat, kaynak geliştirme, ulaştırma, tarım ve tarımsal ürün işleme gibi pek çok pazarda bulunuyor. Afrika'yı ekonomik açıdan yakın takibe alan Çin, siyasette de bu ilgiyi Afrika'dan esirgemiyor. Afrika'yla ilişkilerini 2006'dan bu yana giderek arttıran Çin yönetimi, kıtaya yönelik üst düzey ziyaretlerini sıklaştırdı. 

Afrika insanının yaşam mücadelesi zorlaşıyor

Öte yandan Çin'in Afrika'daki nüfusunun artması sadece büyük güçleri değil, Afrikalı küçük esnafı bile tedirgin ediyor. Çinlilerin işlettiği madenlerde düşük ücretlerle çalıştırılan siyahi işçilerin varlığı da basında sık sık gündeme geliyor.

Pazar açısından değerlendirildiğinde ise Çin'in kalitesiz hammadde ve düşük işgücü kullanarak ürünleri ucuza mal etmesi ve düşük fiyatlarla satışa sunması, Afrika'daki pazar rekabetini olumsuz etkiliyor.