Almanya’da göçmen karşıtı Almanya İçin Alternatif (AfD) partisinin son anketlerde oy oranını yüzde 9’a çıkarması ve parti liderlerinin artan şekilde aşırı sağcı söylemleri kullanması kaygılara yol açıyor.

Irkçı ve aşırı sağ hareketler üzerinde araştırmalar yapan Prof. Dr. Beate Küpper, 2013 yılında Avro krizine tepki olarak bir grup ekonomist tarafından kurulan AfD’nin son dönemde hızlı bir değişimden geçtiğini belirterek, "İktisatçı ve akademisyenlerin ağırlıkta olduğu yapı geçen sene çöktü. Bu akademisyenlerin çoğu partiden ayrıldı. AfD hızla aşırı sağcı popülist bir harekete dönüşüyor" dedi.

2013 yılındaki genel seçimde yüzde 5 barajını aşamayan AfD’nin, mülteci kriziyle birlikte tırmanışa geçmesini ve Almanya’daki üçüncü en büyük parti konumuna yaklaşmasını AA’ya değerlendiren Prof. Küpper, AfD’nin önde gelen bazı isimlerinin bilinçli olarak milliyetçi, ırkçı söylemler kullandığını, aşırı sağa göz kırptığını söyledi.

AfD ile PEGIDA’nın iş birliği

AfD’nin, İslam karşıtı PEGIDA hareketiyle yakın diyaloğuna işaret eden Prof. Küpper, AfD ve PEGIDA liderlerinin kullandıkları söylemlerinin, son dönemde ırkçı şiddet olaylarının artmasında etkili olduğunu vurguladı.

Prof. Küpper, AfD mitinglerine katılanlar ile PEGIDA göstericilerinin büyük benzerlikler gösterdiğini belirtirken, "PEGIDA, söylemleriyle şiddetin, saldırıların zeminini hazırladı. AfD de PEGIDA’nın doğal müttefiki olduğunu duyurarak bu söylemleri üstlenmiş oldu. Sosyal ağlarda, etkinliklerde gerçekten de bazen aynı kişilerin aktif olduklarını görüyoruz" şeklinde konuştu.

Merkel için tehdit mi?

Alman uzman, AfD’nin popülist söylemi ve artan oy oranıyla, Başbakan Angela Merkel liderliğindeki Hristiyan Birlik Partilerini (CDU/CSU) zorladığı görüşüne katıldığını söylerken, bu partilerin AfD’ye karşı belirledikleri stratejinin ise hatalı olduğunu kaydetti.

Almanya’da yeni kutuplaşma

Almanya’da AfD’nin güç kazanmasının, toplumdaki yeni bir kutuplaşmayı da gösterdiğini kaydeden Prof. Küpper, "Bir tarafta demokratik değerler, çoğulculuk, eşitlikten yana tavır alan, mültecileri kabul eden bir çoğunluk var. Diğer tarafta ise buna karşı duruş sergileyen bir azınlık var. İkinci gruptakilerin sayısı az, ancak son dönemde seslerini çok daha güçlü duyuruyorlar" değerlendirmesini yaptı.

'Bayaz adamın sonu'

Yeşiller Partili eski siyasetçi Joschka Fischer’in yaşanan bu süreci "Beyaz adamın sonu" sözleriyle ifade ettiğini hatırlatan Prof. Küpper, "Doğru bir noktaya işaret ettiğini düşünüyorum. Yaşadığımız süreç bir kesimin ayrıcalıklı konumlarını müdafaa etmeye çalışma girişimidir. Artan eşitlik ve modernleşme aynı zamanda daha çok insanın mesela kadınların ve göçmen kökenlilerin dışlanması değil artık oyuna dahil edilmelerini beraberinde getirdi" diye konuştu.

Batı Almanya’nın 70 yıldır demokrasiyi geliştirme ve modernleşme çabasında olduğunu, göçmen karşıtlığının güçlü olduğu eski Doğu Almanya eyaletlerinin ise süreçte geriden geldiğine dikkat çeken Küpper, "Almanya’nın doğusunda bazı insanlar hala Rusya’ya bir bağ hissediyor ve oradaki anlayışları, toplumsal modelleri kabul edebiliyor. Şimdi Doğu’da onlara çekici görünen ancak demokratik olmayan alternatif modeller var ne yazık ki. Bu çok tehlikeli" şeklinde konuştu.

AfD’nin hızlı yükselişi

2013 yılındaki genel seçimlerde yüzde 4,7’lik oy oranıyla barajı geçemeyen ve meclis dışında kalan AfD, son dönemde yürüttüğü sığınmacı karşıtı propagandayla oy oranını yüzde 9’a yükseltmeyi başardı.