Köklü tarihi ve kültürel bağlarının bulunduğu Balkanları dış politika stratejisinin başlıca unsurlarından biri olarak belirleyen Türkiye, bölgedeki faaliyetlerini, “kriz değil vizyon odaklı” kuşatıcı bir perspektifle devam ettiriyor. Son dönemde mülteci krizinin de etkisiyle etnik ve dini fay hatlarının giderek derinleştiği Balkanlarda Türkiye’nin, siyasi, ekonomik ve kültürel alanlardaki faaliyetleri ne ifade ediyor, bölge halkı tarafından nasıl karşılanıyor? Anadolu Ajansı, bu çerçevede hazırlanan ve iki görüş, bir röportaj ve bir analiz haberden oluşan Balkan dosyası ile Türkiye’nin Balkanlardaki varlığını ve oluşan kamuoyu algısını farklı boyutlarıyla mercek altına alıyor.

- Dr. Enri Hide: Türkiye, Balkanlarda istikrar üreten bir faktör

Tiran Avrupa Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Enri Hide, Türkiye ile Arnavutluk arasındaki ilişkilerin, AK Parti iktidarı döneminde, özellikle de son iki yılda büyük bir ivme yakaladığını belirterek, Türkiye'nin varlığının, sarsıntlı bir süreçten geçen Balkan coğrafyasında "istikrar üreten" bir faktör olduğunu belirtti.

Hide, AA'ya yaptığı açıklamada, Balkanlardaki siyasi durum, bölgedeki radikalleşme eğilimleri ve Türkiye'nin Arnavutluk başta olmak üzere bölge ülkeleriyle ilişkilerine dair değerlendirmelerde bulundu.

Kosova savaşının ardından bölgede jeopolitik dengelerin sarsıldığını, farklı yabancı aktörlerin nüfuz etmeye çalıştığını, bu çerçevede radikal eğilimlerin güç kazanmaya başladığını söyleyen Hedi, Balkan ülkelerinden terör örgütlerine katlımın, savaşlar, yoksulluk, siyasi istikrarsızlık ve devlet kademelerindeki yolsuzluklarla doğrudan bağlantılı olduğunu vurguladı. "Balkanlar siyasi radikalizmden de çok çekti" diyen Hide, Sırbistan, Hırvatistan ve diğer bazı Balkan ülkelerindeki aşırı sağcı hareketlerin neden olduğu sorunlara da işaret ederek, "Balkanlar istikrarsız bir jeopolitik saha. Dolayısıyla her zaman kendisinde bu potansiyeli barındırdı’’ şeklinde konuştu.

Türkiye'nin, Irak ve Suriye sınırlarında cereyan eden terör olaylarıyla başetmek zorunda kaldığını ve doğrudan maruz kaldığı bu tehditlere karşı bazı araçlar geliştirdiğini söyleyen Hide, Türkiye gibi bir gücün Balkanlara entegre olmasının, bölge istikrarına hizmet ettiğini ayrıca beraberinde taşıdığı ılımlı İslam anlayışıyla radikal eğilimlere set çektiğini kaydetti. Hide, "Türkiye'nin Balkanlar için yaptığı yardımlarla sunduğu ikinci bir katkı da jeopolitik istikrardır. Yani Türkiye, yürüttüğü faaliyetlerle istikrar üreten bir faktör olarak bölgeye katkıda bulunmaktadır ve bu durum da Balkan ülkeleri ile Türkiye arasındaki işbirliğinin daha da gelişmesine zemin hazırlamaktadır" ifadelerini kullandı.

- Türkiye'nin Balkan Politikası Çıkar Değil Vizyon Hedefli

Yugoslavya’nın dağılmasının ardından patlak veren kanlı savaşları, bölgeyi “siyasi bir kördüğüme” mahkum ederek bitiren Dayton Anlaşması, azınlıklar, giderek derinleşen dini ve etnik bölünmeler gibi birçok kronik sorunla malul olan Balkanlar, “kalıcı ve kurumsallaşan istikrar” ya da bir şiddet dalgasına yol verecek yeni bir sürecin eşiğinde.

Küresel aktörlerin “istikrar” gerekçesiyle Balkan ülkelerine yönelik müdahaleleri, son tahlilde, ittifak eksenleri ve enerji güzergahlarının temini gibi stratejik hedeflerin yedeğinde gerçekleşiyor.

Köklü tarihi ve kültürel bağlarının bulunduğu Balkanları dış politika stratejisinin başlıca unsurlarından biri olarak belirleyen Türkiye ise son dönemde siyasi kamplaşmaların ve hesapların sonucu olarak çıkan “çatlak seslere” karşın, bölgedeki faaliyetlerini, mevcut bütün ihtilaf alanlarını aşacak şekilde, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun ifadesiyle “kriz değil vizyon odaklı” kuşatıcı bir perspektifle devam ettiriyor.

- Türkiye’nin Balkan politikasının üç ana zemini 

Türkiye’nin bölgede izlediği politikaları, çok taraflı bir yaklaşım ve uluslararası barış girişimlerine iştirak üzerine kuruldu. Dışişleri Bakanlığının 2013 yılına ait strateji belgesine göre, Balkan politikası “üst düzeyli siyasi diyalog”, “herkes için güvenlik, azami ekonomik entegrasyon” ve “bölgedeki çok etnikli, çok kültürlü, çok dinli toplumsal yapıların muhafazası” ana eksenleri üzerinde şekilleniyor. Bu yaklaşımla Türkiye, ekonomik faaliyetlerinin yanı sıra sosyal ve kültürel boyutlu faaliyetlere de ağırlık veriyor. Türkiye’nin bu yumuşak güç enstümanlarına ağırlık vermesi bölge halkı tarafından güven ve istikrarı artırmaya yönelik iyi niyetli adımlar olarak algılanıyor. Bununla beraber bazı kesimlerin, son dönemde Balkanlar’da artan DAEŞ tehdidi bağlamında Türkiye’ye yönelik hiçbir nesnel gerçekliği olmayan eleştiri ve suçlamalarda bulunması, Balkanların, alternatif enerji güzergahları açısından gizli bir strateji savaşının odağına yerleşmesi, diğer yandan bölgedeki büyük güçlerin ekonomik, siyasal, kültürel alanlarda rekabet içinde olmalarıyla açıklanabilir. Ancak, uzmanlar, bu türden yaklaşımların bir kara propagandaya dönüştürülmesinin, çok etnikli ve dinli kırılgan yapısıyla Balkanlardaki ayrışmaları daha da derinleştirme tehlikesi taşıdığı görüşünde,

-TİKA’nın Balkanlar’daki faaliyetleri

Türkiye, ABD, Almanya ve Vatikan gibi ülkeler Balkanlarda eğitim, sağlık, insani yardım, restorasyon ve istihdam sağlamaya yönelik hizmetleri çeşitli kurumlar aracılığıyla sağlıyor. Türkiye’nin Balkanlarda varlığı en fazla hissedilen kurumlarından TİKA, bölgede geniş etkinlik alanına sahip. Kamuoyuna açıklanan faaliyet raporlarına göre TİKA tarafından gerçekleştirilen proje ve faaliyetlerin sektörel dağılımı ve oransal değerleri şu şekilde: Yüzde 45,5 sağlık, yüzde 20,49 idari ve sivil toplum, yüzde 15,81 eğitim, yüzde 14,78 kültürel işbirliği ve restorasyon, yüzde 3,45 su ve su hijyeni. 

- Kilise ve manastırlar da restore ediliyor

TİKA’nın, Balkanlardaki faaliyetlerini herhangi bir ayrım gözetmeden, kapsayıcı bir yaklaşımla yürüttüğünün en önemli göstergelerinden biri de küçük bir azınlık olarak bulundukları ülkelerde Hristiyan nüfusa ait ibadethanelerin de imar ve restorasyon projelerine imza atması. Bu çerçevede Makedonya’da Kumanovo şehri yakınlarında bulunan Aziz George Kilisesi’nin ölçüm ve arazi çalışmaları Makedonya Cumhuriyeti Milli Konservasyon Merkezi uzmanlarının talebi üzerine, TİKA tarafından görevlendirilen restorasyon firması tarafından gerçekleştirdi. 
TİKA yine Bosna Hersek’te, Fojnica Fransisken Manastırı’na alarm, kamera, yangın alarmı ve müdahale sistemleri kurdu, Bosna-Hersek’teki Ortodoks cemaatin Noel ve Paskalya ayinlerine ev sahipliği yapan Azize Meryem Kutlu Doğum Katedrali Kilisesi’nin çevre düzenlemesi çalışmalarını tamamladı.

- Yüzde 5’lik azınlık için büyük mali destek

Bölgede faal olan diğer aktörlerin ise genel olarak belirli bir grubun refah ve çıkarlarını önceleyen bir hedef doğrultusunda çalışmalar yürüttükleri dikkat çekiyor. Örneğin Kosova’da Hristiyanlar, toplumun yüzde beşlik kesimini oluşturuyor ve Vatikan, Hristiyanların dini ibadetlerini en uygun şekilde yerine getirmeleri için pek çok ibadethanenin açılması konusunda Kosova hükümetine destek sağlıyor. Bu çerçevede bölgedeki Hristiyanların en önemli tarihsel şahsiyetlerinden Rahibe Teresa anısına 2010’da bir katedral inşa edildi. Diğer yandan Katolik sivil toplum örgütü Caritas, Ferizaj merkezli 153 personel 400 gönüllü yapılanması ile Kosovalı Katoliklere eğitim, sağlık, istihdam gibi sosyal destek projeleri sağlayarak çalışmalarına devam ediyor.

- ABD’nin Balkanlardaki faaliyetleri

Balkanlarda varlığı ve nüfuzu en fazla hissedilen ülkelerden ABD’nin ise bölgede sağlık, eğitim, istihdam gibi projelerinin büyük bir kısmı Birleşik Devletler Uluslararası Kalkınma Dairesi (USAID) tarafından yürütülüyor. USAID 2005 yılında Balkan ülkelerinde başlattığı Küçük Girişimcilere Destek-Güney Balkan Fonu (SEAF South Balkan Fund) ile Sırbistan, Makedonya ve Karadağ’da destek yatırımları gerçekleştiriyor. Sırbistan merkezli GOMEX Süpermarketler Zinciri, USAID’in Güney Balkan Fonu aracılığıyla istihdam alanında yaptığı en önemli yatırımlardan birisi. Öte yandan, USAID bölgedeki sivil toplum kuruluşlarıyla da işbirliği içerisinde. USAID, “Balkan Sunlowers” adlı kültür ve eğitime yönelik çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşuna Dünya Bankası ve Yahudi kökenli Macar iş adamı George Soros’un kurduğu Roma Eğitim Fonu ile beraber maddi destek sağlıyor. 

- Cami restorasyonu dördüncü öncelikte

Türkiye’nin Balkanlar’da artan nüfuzu ve etkinliğine yönelik eleştirilere mesnet olarak kullanılan ve son olarak Amerikalı akademisyen ve ABD Dışişleri Bakanlığı eski danışmanlarından David Phillips’in, Huffington Post haber portalındaki makalesinde söz konusu ettiği TİKA’nın “cami restorasyonu” faaliyetleri ise kurumun öncelikler listesinde dördüncü sırada yer alıyor. Halkın yüzde doksanının Müslüman olduğu Kosova’da TİKA’nın, tarihi ve kültürel mirasın önemli unsurları arasında yer alan ibadethaneleri restore etmesini “bu ibadethaneler aracılığıyla dini radikalizmin yayıldığı” gibi mesnetsiz bir suçlamaya konu eden Phillips’in bu iddiayı, Türkiye’nin Balkanlar’daki önemli strateijk açılımlarından bir olan ve 28 Aralık 2015’te yapılan Sırbistan-Türkiye İş Forumu’nun ertesi gününde kaleme alması, gündeme getirdiği suçlamaların arka planında başka amaçlar olabileceği şüphelerini de beraberinde getiriyor. 

- "Türkiye’nin varlığı aşırlıkları törpülüyor" 

“Hariçten” yapılan değerlendirmeler ve gündeme getirilen eleştirilere karşın bölgeyi yakından tanıyan, takip eden uzmanlar ve akademisyenler, Türkiye’nin Balkanlarda yürüttüğü faaliyetlerin, tam aksine radikal eğilimlerin önlenmesine kritik bir rolü olduğu görüşünde. 
Bu çerçevede, Türkiye’nin bölgedeki varlığının güçlenmesine paralel olarak bu tarz karşı söylemlerin de artacağını ifade eden Uluslararası Saraybosna Üniversitesi Öğretim Üyesi Amerikalı Joseph J. Kaminski, “Kosovalı Müslümanların radikal eğilimli gruplara katılım oranı yüksek değil. Bu durumun en büyük sebebi Kosovalı Müslümanların din anlayışlarının temelini Hanefi mezhebinin oluşturması ve yine Kosovalı Müslümanlar ile aynı mezhebi benimseyen Türkiye’nin, bölgede restore ettiği ibadethaneler sayesinde aşırılığı tetikleyen dini eğilimleri törpülemesidir” değerlendirmesinde bulundu. 
Sahada edindiği izlenimlerin de bu kanaatini pekiştirdiğini söyleyen Kaminski, “Türkiye Balkanlarda zengin bir mirasa sahip. Geçen yaz Prizren’deydim. Tanıştığım insanlar, şimdiki Türk hükumetinin gayretlerine yönelik derin takdir hislerini ifade ettiler; Türk kültürüyle alakalı da çok daha derin bir minnettarlık gösterdiler. Türkçe, Prizren ahalisince yaygın bir şekilde kullanılıyor ve şehrin mimari tarzı ve kafeleri ise su götürmez derecede Osmanlı. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Ekim 2013'te bu tabii bölgesel müttefikiyle olan dayanışmasını pekiştiren bir konuşmayı, hususen Osmanlı'nın bu tarihi müstahkem şehrinde yapması ise son derece anlamlı” diye konuştu. 

- “Balkanlarda dini aşırılıklara karşı kalkan ülke: Türkiye”

Makedonya Cumhuriyeti Tetova Universitesi Sanat Felsefesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Metin İzeti de Türkiye’nin bölgedeki etkinliğinin artmasıyla birlikte sivil toplum örgütlerinin dini ve kültürel faaliyetlerinin görünür hale gelmesinden bazı çevrelerin fazlasıyla rahatsız olduğu, bölge halkını Türkiye’ye karşı kışkırtmaya çalıştıkları görüşünde. 
Bu rahatsızlık sebebiyle Türk dış politikasının “Neo Osmanlıcılık” yaftası altında mahkum edilmeye çalışıldığını belirten İzeti, “Türkiye’nin Arnavutluk, Kosova, Makedonya, Bosna Hersek, Bulgaristan, Karadağ gibi Balkan ülkelerinde din, dil, ırk ayrımı gözetmeden gerçekleştirdiği faaliyetlerin bölgeye ne tür bir kötülük ve tehlike getireceğini anlamakta zorluk çekiyorum. Türkiye’nin Balkan halklarına ait olan bu öz kültürü yaşatmasından memnun olan halkın gönüllerine nifak tohumu yerleştirilmeye çalışılmasının art niyetli yapıldığı gayet açıktır” ifadelerini kullandı.
İzeti şöyle devam etti: “Türkiye Cumhuriyeti’nin bazı çevrelerin söyledikleri gibi bölgede hiçbir zaman zorla ve baskıcı dini faaliyetleri olmamıştır. Tam tersine şiddete başvuran ve İslam düşüncesini son dönemlerde ciddi sıkıntılara sokan anlayış ve gruplara karşı, Türkiye en üst yöneticisinden memuruna kadar, her zaman bölgeye destek olduklarını devamlı dile getirmiş ve bu aşırıcılığın geniş kitlelere yayılmaması için büyük gayret göstermiştir. Aynı zamanda Türkiye’nin bölgedeki mevcudiyetinin dini aşırılıkların ve şiddetin önüne geçilmesinde en önemli etken olacağından asla şüphe yoktur. Türkiye, Balkanlarda dini aşırılıklara karşı kalkan ülkedir.”