İslam İşbirliği Teşkilatı Parlamento Birliği (İSİPAB) Türk Grubu Başkanı, AK Parti Ardahan Milletvekili Orhan Atalay, DAEŞ'in 2010'a kadar sınırlı sayıda militanı olan, çok da korku salmayan bir örgüt iken, bu tarihten sonra çoğaldığını belirterek, "Ne zaman Maliki Irak'ta iktidar oldu; bütün Sünnileri dışlayan, onları umutsuz yolculuğa mahkum eden politikalar güttü, işte o zaman DAEŞ'in insan kaynağı 2 binlerden 50 binlere kadar çıktı" dedi.

Atalay, "Irak'ın başkenti Bağdat'ta düzenlenen 11. İSİPAB Konferansı'nda alınan kararlar, bölge sorunları ve DAEŞ'in nasıl ortaya çıktığı" konularında AA muhabirine açıklamalarda bulundu.

Orhan Atalay, konferansın bu yılki ana başlığının, "hep birlikte, terörizme ve aşırıcılığa karşı mücadele etmek" olduğunu belirterek, "Bu terör ve aşırıcılık ne yazık ki İslam dünyasına büyük zararlar veriyor. Terör, tarihi, medeniyeti, kültürü yok ediyor, birlikte yaşam iradesini ve geleceği ortadan kaldırıyor; böyle bir illet terör. Osmanlı'yı 1915-1920'li yıllarda bu coğrafyadan küresel aktör olarak devreden çıkartıp, bu bölgeyi kendi amaçları ve menfaatleri için yeniden dizayn eden güçlerin 100 yıl önce tohumlarını ektiği ağaçtan şimdi acı yemişler devşiriliyor. Bu terör o yemişlerin ete, kemiğe bürünmüş halidir" ifadesini kullandı.

Atalay, bu bölgelerde demokrasinin gelişmesine izin verilmediğini, diktatörlerin desteklendiğini söyledi.

AK Parti'li Atalay, terörle mücadele etmenin, sadece teröristi biyolojik olarak ortadan kaldırmakla mümkün olmadığına, terörün beslendiği, kendisine gerekçe kıldığı yapının düzeltilmesi gerektiğine dikkati çekti.

"Sistani'nin 'DAEŞ'e karşı cihat farzdır' fetvasından sonra..."

Maliki'nin Irak'ta iktidar olmasının DAEŞ'e etkisine işaret eden Atalay, şöyle devam etti:

"DAEŞ 2010'dan sonra azdı, bu tarihe kadar sınırlı sayıda militanı olan, çok da korku salmayan bir örgüttü, El-Kaide'den kopmuş bir yapısı vardı. Ama ne zaman Maliki Irak'ta iktidar oldu; bütün Sünnileri dışlayan, onların hak ve özgürlüklerini ellerinden alan, onları umutsuz yolculuğa doğru mahkum ve mecbur eden politikalar güttü, işte o zaman birden bire DAEŞ'in insan kaynağı 2 binlerden 50 binlere kadar çıktı.

Irak işgalinden bu yana, oradaki kanaat önderleri Sünni-Şii mezhep çatışmasını engellemek için ciddi çabalar sarf etseler de bu tehlike halen atlatılmış değil. Ne yazık ki Maliki iktidarı bu soruna tuz biber ekti, bunu kurumsal hale getirdi. DAEŞ'in Musul'u ele geçirmesinden sonra Şii lider Sistani'nin 'DAEŞ'e karşı cihat farzdır' fetvasından sonra, 100 bin sivilden oluşan gönüllü halk birlikleri oluştu, bunlar çeşitli isimler altında tugaylar oluşturdu ama bir süre sonra kontrolden çıktı. Irak'ta devletten asker olarak maaş alan insanların yarısı gerçekten asker, diğer yarısı ise değil. Dikkatlerimiz Suriye'de ama Irak daha riskli bir bölge. Bağdat'ta Maliki'den önce Sünni nüfus daha fazla iken, şimdi tam tersi söz konusu, bu durum Sünnilerde korku ve endişeye neden olmuş. Bu da 10-20 yıl sonra o coğrafyada çıkacak mezhepler arası çatışmanın duygusal zeminini hazırlayan, hatta rasyonel zeminini hazırlayan bir tehlike."