Sakin, kavga gürültü sevmeyen Moldovalılar için çok sık kullanılan bir deyim vardır: "Mamaliga patlamaz." Mamaliga, Moldovalıların mısır unundan yaptığı bir yemek. Neden patlamadığı bilinmez, ama ne zaman Moldovalıların karakteristik özellikleriyle ilgili konu açılsa, bu çok ünlü deyim dile getirilir. Oysa son zamanlarda Moldova’da yaşanan gelişmeler bu deyimle çelişiyor. Hükümet krizlerine ve bu krizleri anlaşmalarla çözmeye alışan Moldovalılar şimdi değişikliği sokaklarda arıyor.

Yeni bir Maydan mı?

Moldova’da bir yıldır devam eden ve özellikle son ayda tırmanan gerilim şekil itibarıyla 2013’ün sonuyla 2014’ün başlarındaki Ukrayna Maydanı'nın ilk zamanlarını andırıyor. Ancak altını çizmekte fayda var: Sadece şekil itibarıyla.

Zira çok yakın komşu olmalarına ve birçok benzerliğe rağmen, Moldova ile Ukrayna’yı ayıran önemli bir fark var: Ukrayna’da, özellikle Rusya’nın son yıllardaki saldırganlığı nedeniyle yükselen ciddi bir "Ukraynacılık" söz konusu.

Batısı başta olmak üzere ülkenin büyük bir kısmı, siyasi güçlerin mutlak çoğunluğu, Ukrayna’nın, Ukraynaca konuşan, Ukrayna devletçiliğine dayalı bağımsız bir devlet olarak Avrupa’ya entegrasyonunu destekliyor. Ülkede Rusya ile ittifakı destekleyen güçler halen var, ancak Kırım’ın işgali ve Donbass’ın istikrarsızlık ocağına dönüştürülmesiyle birlikte, bu aktörler önemli ölçüde güç kaybına uğradı. Bu nedenle artık Ukrayna’da yüksek sesli bir Rusya yanlılığı yapmak çok zor.

Buna mukabil, Moldova’da bariz bir "Moldovacılık" yok. Batıya entegrasyon taraftarı olan güçlerin bir kısmı Moldova’nın Romanya ile birleşmesini istiyor. Romanya’nın "unionistler" olarak adlandırılan bu güçlere verdiği destek ve ülkeyi kendisiyle birleştirmeye çalışması, Moldova’da ve bölgede bilinen bir gerçek. Moldova’daki siyasi güçlerin hatırı sayılır bir kısmı ise Rusya güdümlü siyasetten yana. Seçim propagandasını bile Rus lider Vladimir Putin’in portreleri ile yapan, neredeyse her adımını Moskova’dan aldığı onayla atan siyasi partilerden bahsediyoruz. Bu partiler, ülkenin geleceğini Rusya’nın yanında yer almakta görüyor.

Ukrayna’da 2013 senesinde insanları sokakta birleştiren de bu ayırıcı özellikti. Elbette Yanukoviç iktidarının yolsuzlukları ve ülkenin içerisinde olduğu ekonomik durum da protestoları tetikleyen çok önemli faktörlerdi, ama gösterilerin çıkış noktası ülkenin jeostratejik tercihiydi. Her ne kadar gösterilerin sonuçlarının ülkenin tercihini etkileyeceğine yönelik ciddi tahminler olsa bile, Moldova’da ise gösterilerin çıkış noktası ülkenin jeostratejik tercihi değil.

Moldova halkının yarısı, Rusya’nın Transdinyester’i defakto işgal etmesine ve on yıllardır bu işgalin sürmesine rağmen Rusya’ya düşman değil, hatta aksine, Rusya’nın propaganda mekanizmasının esiri. Halkın diğer yarısı ise Avrupa Birliği ile entegrasyon istemesine rağmen, bu entegrasyon sürecinin ilk başta getireceği zorluklara katlanmaya hazır değil. Yani özetle, Moldovalılar Ukraynalılardan daha az “idealist” ve ideolojik olarak daha “esnek”. Rusya yanlıları ile Avrupa Birliği yanlılarının, Kremlin’e bağlanma taraftarları ile unionistlerin çeşitli ittifaklarda bir araya gelebilmesi de bunun en bariz göstergesi.

Moldova ekonomisindeki gerileme, iki ülke arasındaki ölçek farkı dikkate alınırsa, Ukrayna’dan daha az. Avrupa Birliği’nin ve ayrı ayrı Avrupa ülkelerinin desteği de bir hayli fazla. Ancak buna rağmen ülke, yeniden Rusya’nın güdümüne girme riskiyle karşı karşıya. Çünkü Moldova, Avrupa’yı temsil eden hükümet ile Rusya’yı temsil eden muhalefet olarak bölünmüş durumda.

Muhalefet, dolayısıyla da Rusya, çok büyük bir kolaylıkla, ülkede yaşanan olumsuzlukların sorumluluğunu Avrupa Birliği’ne yükleyebiliyor. Hiç kuşkusuz bunda, kendi içindeki sayısız ayrılıp birleşmelerle, yolsuzluk iddialarıyla ve bir sene önce ortaya çıkan bankacılık skandalıyla muhalefete çok ciddi kozlar veren Avrupa yanlısı hükümet güçlerinin de rolü büyük. Zira Moldova gibi fakir bir ülkenin bütçesinin üçte birine, gayri safi yurtiçi hasılasının yaklaşık sekizde birine denk gelen bir milyar avro paranın ülkenin en büyük bankalarından kaçırılması, Kişinev’in yabancı partnerlerinin, hatta hükümet ortakları da dahil, kimsenin savunamayacağı bir durum.

Moldova’da oligarşinin siyasetle iç içe oluşu, daha doğrusu, oligarşinin siyaseti açıktan yönetmesi, Avrupa’ya entegrasyon tercihinin bir sonucu değil, ancak Rusya yanlısı muhalefet, bunu kolaylıkla propaganda malzemesi yapabiliyor. İşte Moldova ile Ukrayna’yı ayıran farklılıklardan birisi de bu. Ukrayna’da da oligarşi siyasetin üzerinde ve içerisinde. Ancak buna ek olarak toprak kaybına, doğudaki istikrarsızlığa, ekonomideki çöküşe ve hükümetinin ciddi oranda destek kaybetmesine rağmen, halk halen Avrupa Birliği’ne entegrasyonu destekliyor. Yani halk ve muhalefetin büyük bir kısmı, hükümetten memnun olmasa bile, bundan dolayı Ukrayna’nın jeopolitik tercihini sorgulamıyor.

Dolayısıyla, Ukrayna ve Moldova’da yaşanan protesto gösterileri şekil itibarıyla her ne kadar benzerlik gösterse de içerik olarak farklı. Ukrayna’da yaşanan olaylarla Moldova’da 2009 senesinde yaşanan olaylar arasında benzerlik kurmak daha mantıklı. Ya da Ukrayna’da vaat edilen reformların gerçekleşmemesi durumunda şimdi Moldova’da yaşananların benzerinin yaşanacağına ilişkin tahminde bulunmak da makul bir iş.

Moldova’da ne yaşanıyor?

2009 senesinde halkın komünistleri devirmesinin ardından Moldova, Batı ile entegrasyon yönünde önemli adımlar attı. Hatta 2013 senesinde Avrupa Birliği, Moldova’nın Doğu İşbirliği Platformunda en çok yol kat eden ülke olduğuna ilişkin görüş bildirdi ve Moldovalılar için ayrıcalık tanıyarak vizeleri kaldırdı. Ancak buna rağmen Moldova’nın yolsuzluk içerisinde yüzen, oligarşi tarafından yönetilen fakir bir ülke olmasının önüne geçilemedi. Halen başta Rusya olmak üzere, yurtdışında çalışan Moldovalıların kazandığı paralar ülkenin gayrisafi yurtiçi hasılasının dörtte birini oluşturuyor. Bunları mevcut hükümet temsilcileri de itiraf ediyor.

Tartışmalara neden olan yeni hükümeti kuran Demokrat Parti ile koalisyon ortağı Liberal Parti, ülkenin bu hale gelmesinden ve protestolardan, eski Başbakan Vlad Filat başkanlığındaki Liberal Demokrat Parti’yi sorumlu tutuyor. Yani bu konuda sokaktaki muhalefetle yeni hükümet hemfikir. İki taraf da ülkede yaşananların, halkın yedi senedir iktidarda bulunan güçlerin yürüttüğü politikalardan bıkmasının bir sonucu olduğunu söylüyor. Ancak arada bir fark var: Muhalefet, mevcut hükümeti de yedi yıllık koalisyonun içinde görüyor ve sorumlu tutuyor. Daha da fazlası, en çok mevcut hükümetteki güçleri, daha doğrusu, bu güçleri yönettiği iddia edilen Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Vlad Plahotnyuk’u suçluyor.

Moldova’nın en zengin adamlarından biri olan Plahotnyuk, ülkedeki sağ ve sol muhalefeti birleştiren ortak nokta. Eski komünist Cumhurbaşkanı Vladimir Voronin’in yakın çevresinden çıkan Plahotnyuk, 2009 senesindeki devrimden sonra Avrupa yanlısı koalisyonu destekledi. Siyasi kariyerinden önce ülkede petrol ürünleri ithalatı ile uğraşan ve Moldova'nın en büyük bankalarından Victoriabank’ın kontrolünü elinde bulunduran Plahotnyuk, 2010 senesinde milletvekili seçildi. 2010-2013 yılları arasında ise parlamento başkan yardımcılığı görevinde bulundu.

Sürekli birbirileriyle kavga halinde olan Avrupa yanlısı liberaller, demokratlar ve liberal-demokratlar arasındaki “iç savaştan” da galip çıkan Vlad Plahotnyuk, iddialara göre Demokrat Parti’nin gayri resmi sahibi. Demokrat Parti ise 15 milletvekili bulunmasına rağmen, gerilimin yükselmesine neden olan yeni hükümetin başında. Ülkede şu an hem parlamento başkanı hem de Başbakan Demokrat Partili. İki oteli, sigorta şirketi ve eğlence mekanları da bulunan Vlad Plahotnyuk’un bankacılık sektörünü ve kolluk kuvvetlerini kontrol altında tuttuğu iddia ediliyor. Yedi televizyondan dördüne ve bütün radyolara sahip olan Plahotnyuk ülke medyasını da neredeyse tekeline almış durumda.

Vlad Plahotnyuk’la eski Başbakan, Liberal-Demokrat Parti lideri Vlad Filat arasındaki kavga, Moldova’da uzun yıllardır bilinen bir gerçek. Geçen ekim ayında Filat, “1 milyar avro” skandalından dolayı hapse atıldı. Liberal Demokrat Parti Genel Başkan Yardımcısı Strelets’in Başbakan olduğu hükümet için güven oylaması istendi ve Rusya yanlısı partilerle Demokratların ortak çabasının ardından hükümet düşürüldü. İddialara göre gerek Filat’ın hapse atılmasının, gerekse de Strelets kabinesinin istifaya zorlanmasının arkasında Plahotnyuk vardı.

Filat’ın cezaevine, hükümetin ise istifaya sürüklenmesinin ardından Plahotnyuk Başbakan olmak için harekete geçti. Daha geçen yılın sonlarında Cumhurbaşkanı Nikolay Timofti, Plahotnyuk’un Başbakan olarak atanması için baskılara maruz kaldığını açıkladı. Ancak Batı’nın da bu duruma sıcak bakmaması Timofti’yi kurtardı. Cumhurbaşkanı, Ocak ayında iki kez Plahotnyuk’un adaylığını geri çevirdi. Bunun üzerine Demokrat Parti, parlamento çoğunluğu oluşturmak için kolları sıvadı. 15 milletvekiline sahip olan bir partinin çoğunluk oluşturması ise “pragmatik” Moldova siyaseti için bile sürpriz oldu. Plahotnyuk, aynı anda hem eski Cumhurbaşkanı Vladimir Voronin’in komünist grubunu, hem de hapiste olan Filat’ın liberal-demokrat grubunu bölmeyi başardı. Ülkede birkaç saat içerisinde yeni hükümet kuruldu, Plahotnyuk’un adaylığını reddeden Cumhurbaşkanı, ünlü oligarkın yakın adamı olarak bilinen Pavel Filip’in hükümet kurmasına karşı çıkmadı. Ardından hükümet gizli şekilde yemin etti.

İddialara göre Plahotnyuk’un nihai hedefi, parlamento çoğunluğunu bu şekilde elinde tutarak Mart sonunda görev süresi dolan Cumhurbaşkanı Nikolay Timofti’nin yerine geçmek. Muhalefet de bu nedenle anayasada değişiklik yapılmasını, cumhurbaşkanını halkın seçmesini istiyor. Zira muhaliflere göre, halkın yapacağı seçimde Plahotnyuk’un şansı yok. Bu kanaati çoğu politika uzmanı da paylaşıyor. Plahotnyuk için “Herşeyi var, bir tek iyi bir imajı yok. İmajını düzelteceği tek alan ise Avrupa Birliği’ne entegrasyon. Bunun için entegrasyonu savunuyor” yorumu yapılıyor.

Görünüşe bakılırsa Batı, mevcut hükümete şans verilmesinden yana. Çünkü aylardır hükümetsiz olan Moldova’da bütün çalışmalar durmuş vaziyette ve Batı, bu çalışmaların devam etmesi için birilerinin sorumluluğu üstlenmesini, karşısında bir muhatabın olmasını istiyor. Muhalefetin gösterilerini ise hükümeti reformlara zorlayacak baskı unsuru olarak görüyor. Fakat şimdilik muhalefetin iktidara gelme olasılığı ABD ve AB’yi rahatsız ediyor. Çünkü Moldova’da mevcut iktidarın alternatifi olabileceğini iddia eden güçler, doğrudan Rusya’dan talimat alan ve iktidara gelmeleri durumunda Batı’yla entegrasyon anlaşmalarını iptal edeceğini beyan eden partiler.

Moldova’da yapılan son anketler, yakın zamanda bir seçim olması durumunda Rusya yanlısı Sosyalistler Partisi ile Bizim Parti’nin parlamentoda çoğunluk kazanacağını gösteriyor. Gerçi Avrupa yanlısı muhalefet ve çoğu uzman, henüz halkın yaklaşık yüzde 40’ının karar vermediğini, tereddüt içinde olduğunu savunuyor, ancak sokakta Rusya yanlılarının popülaritesinin arttığı bir gerçek.

Rusya yanlısı güçler arasında özellikle Moskova’nın Voronin başkanlığındaki Komünist Parti’yi gözden çıkarmasının ardından 2013 senesinde kurulan Sosyalistler Partisi dikkat çekiyor. Sosyalistler, Moldova’da federal sistemin kurulmasını ve ülkenin Rusya güdümündeki Gümrük Birliği’ne dahil olmasını istiyor. Parti liderleri, seçimlerde Putin’le çektirdikleri fotoğraflarla propaganda yapıyorlar.

Sosyalistler Partisi 2014 senesindeki seçimlerden birinci olarak çıktı, ancak Rusya yanlıları çoğunluk sağlayamadığı için muhalefette kaldı. Şimdi birinci olup kaybettiği seçimin rövanşını almaya hazırlanıyor. Sokaktaki bir diğer Rusya yanlısı güç ise Moskova’nın yeni “prensi” Renato Usatıy’ın Bizim Parti’si. Usatıy, Moldova’da “Kremlin’in yeni “prensi”, “selfie lider”, “pop lider” olarak biliniyor. Moldova siyasetine doğrudan Moskova’dan gelerek katılan Usatıy, politikaya Rusya’daki dostlarının tavsiyesi üzerine atıldığını saklamıyor. 2014 senesindeki seçime farklı isimlerle katılmak istemesine rağmen başaramadı ve seçime kısa bir süre kala Rusya’ya kaçtı. Ardından yeniden Moldova’ya dönerek belediye seçimlerine katıldı ve Rusların çoğunlukta olduğu Beltsı’da belediye başkanı seçildi. Bazı politika uzmanlarına göre Usatıy, Rusya istihbarat servisi FSB’nin projesi. Aksi takdirde Rusya’da demiryolu projelerinde yer alması imkansız olurdu.

Rusya yanlısı olmalarına ve neredeyse aynı görüşleri savunmalarına rağmen bu iki partinin müttefik olduğunu söylemek çok zor. Moldova siyaseti, bu iki partinin birbirilerini ihanetle suçlamasına çok sık tanık oluyor. Hatta ortak protestolar düzenledikleri bugünlerde bile Usatıy ile sosyalistler arasında bazen basına da yansıyan gerginlikler eksik olmuyor. Ancak Moskova şimdilik onları bir arada tutuyor.

Rusya yanlısı muhalefetin elini güçlendiren bir diğer unsur ise sokakta onlarla birlikte boy gösteren Avrupa yanlısı muhalefet. Moldovaca kısaltması DA (Demnitate şi Adivar) olan Haysiyet ve Onur Platformu, geçtiğimiz Şubat ayında Avrupa yanlısı bazı aktivistler tarafından kuruldu. Platform, önce partileşme amacının olmadığını, toplumsal sivil hareket olarak faaliyetini sürdüreceğini belirtiyordu, ancak sonra partileşme kararı aldı. Fakat Moldova Adalet Bakanlığı DA Partisi’nin resmiyet kazanmasını reddetti. DA Platformunu, Vlad Plahotnyuk’la aralarındaki anlaşmazlık nedeniyle ülkeden gitmek zorunda kalan ve Almanya’da yaşayan eski oligarklar Viorel ve Viktor Tsopa’nın finanse ettiği iddia ediliyor. Ancak platform yetkilileri bu iddiaları reddediyor.

DA, ülkenin Avrupa’ya entegrasyonunu savunuyor. Platform üyelerinin ilan ettiği tek hedef ise demokratik seçim. DA lideri Andrey Nestase, bu hedefe ulaşmak için Rusya yanlıları da dahil herkesle aynı tribünde durabileceklerini söylüyor. Zira Nestase, demokratik seçim olması durumunda Rusya yanlılarının iktidara gelemeyeceğini savunuyor. DA liderine göre, Moldova halkı bir Avrupa halkı ve asla iktidara Rusya yanlılarını getirmeyecek. Ayrıca, Nestase Rusya yanlıları iktidara gelse bile ülkenin dış politika tercihini değiştirmenin artık imkansız olduğunu söylüyor. İktidar temsilcileri ise Nestase başta olmak üzere DA hareketinin görünürde Avrupa yanlısı, gerçekte ise Rusya’nın bir figüranı olduğunu iddia ediyor. Yeni hükümetin ortaklarından Liberal Parti’nin Genel Başkan Yardımcısı, Çevre Bakanı Valeriu Munteanu, DA Platformu’nun Putin’in Moldova’ya yerleştirdiği “mayınlardan” olduğunu söylüyor. Ancak bununla birlikte Munteanu, her ne kadar kendi partisini soyutlayarak “ortaklarımızın kötü olduğunu biliyoruz, ancak yine de bize zaman verilmesi gerekiyor” dese de hükümete yönelik iddiaları da kabul ediyor.

Hem muhalefetin, hem de iktidar ortaklarının hedefi haline gelen Demokrat Parti’nin lideri Marian Lupu ise birilerinin bilinçli olarak Plahotnyuk’u bir “şeytan” olarak gösterdiğini savunuyor. Lupu’ya göre, Plahotnyuk’un gerçek yüzünün görülmesi ve bu mitlerin dağılması için zamana ihtiyaç var. Demokrat Parti lideri, 3-5 ay içerisinde yeni hükümetin faaliyetiyle bu sorunun aşılacağı görüşünde.

Demokrat Partili parlamento başkanı Andrian Kandu da Plahotnyuk’un ve demokratların ülkeyi tek başına yönetmek gibi bir iddialarının bulunmadığını söylüyor. Kandu, Moldova tecrübesinin, bir partinin veya liderin ülkeyi tek başına yönetmesini imkansız kıldığını vurguluyor ve hedeflerinin en az birkaç ay içerisinde, önceki hükümetlerden farklı olduklarını göstermek olduğunu belirtiyor.

Muhalefet ise yeni hükümetin istifasını, parlamentonun feshini, Nisan 2016’dan geç olmamak kaydıyla yeni seçimlerin yapılmasını istiyor. Perşembe gününe kadar hükümete süre veren muhalefet, taleplerinin yerine getirilmemesi durumunda ülkede sivil itaatsizliğe varan eylemler düzenleyeceğini ilan ediyor. Peki bu meydan okuma ne kadar gerçekçi? Gerçekten mamaliga patlar mı? Kesin bir cevap vermek zor, ancak genel izlenim, hem hükümetin hem de Batı’nın, şimdilik uzlaşma zeminini zorlayacağı ve zaman kazanmaya çalışacağı yönünde.