Avrupa Ekonomik Topluluğu'na 43 yıl önce Muhafazakar Parti iktidarında üye olan İngiltere'nin, yine iktidardaki Muhafazakar Parti ile Avrupa Birliği'nden (AB) çıkma ihtimali bulunuyor.

İngiltere Başbakanı ve Muhafazakar Parti'nin lideri David Cameron'ın yarın Brüksel'deki AB liderleri zirvesinde reform talepleriyle ilgili son görüşmelerini yapması ve ardından ülkesine dönerek referandum tarihini açıklaması bekleniyor.

"Birleşik Krallık AB'nin üyesi olarak kalmalı mı, yoksa AB'den ayrılmalı mı?" sorusunun yönetileceği referandumun, haziran ayında yapılması öngörülüyor.

AB ile egemenlik, ekonomi yönetimi, rekabet ve göç başlıkları altında yeniden müzakereler yürüten Cameron, istediğini alması durumunda 28 üyeli birlikte kalınmasından yana kampanya yapacak.

Ancak "Avrupa şüpheciliğiyle" bilinen Cameron'ın lideri olduğu Muhafazakar Parti'nin diğer üyelerinin bir kısmının AB'den ayrılmak istediği biliniyor.

"İngiliz halkına nasıl anlatacağı da önemli"

İngiliz basını Cameron'ı iç siyasette zorlu günlerin beklediğini belirtirken, Avrupa uzmanları da Cameron'ın yeniden müzakerelerde elde ettikleri konusunda İngiliz halkını ikna edip edemeyeceğinin önemli olacağına dikkati çekiyor.

Chatham House düşünce kuruluşu Avrupa Programı araştırmacısı Prof. Richard Whitman, "Cameron'ın AB üyeliğiyle ilgili yürüttüğü yeniden müzakerelerdeki son aşama oldukça tehlikeli. Cameron'ın müzakerelerden elde ettiklerini, İngiliz halkına nasıl anlatacağı da bu aşamada önemli olacaktır" dedi.

Referandum öncesinde, özellikle AB'de kalınmasından yana kampanya yürütenlerin ekonomi kartını oynaması bekleniyor. İngiltere, toplam ihracatının yaklaşık yüzde 45'ini, toplam ithalatının ise yaklaşık yüzde 54'ünü AB ülkeleri ile yapıyor ve yaklaşık 2 milyon AB üyesi vatandaşı Birleşik Krallık'ta çalışıyor.

İngiltere, birliğin kuruluşunu uzaktan izledi

İngiltere'de yeni bir kavram olmayan "Avrupa şüpheciliği", ülkenin ilk ve tek kadın Başbakanı Margaret Thatcher döneminde daha sık dillendirilmeye başlamıştı. Günümüzde de Thatcher'ın Avrupa politikasının Muhafazakarlar üzerindeki etkisi sürüyor. Ancak, ülkeyi 1973 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu'na dahil eden Başbakanın da Muhafazakar Partili olması dikkati çekiyor.

2. Dünya Savaşı'ndan sonra dönemin Başbakanı Winston Churchill, Avrupa'nın yeniden tasarlanmasıyla ilgili görüşünü "Avrupa ailesini yeniden tasarlamanın temelinde barış, güvenlik ve özgürlük yatmalıdır. Avrupa Birleşik Devletleri gibi birşey yaşatmalıyız" şeklinde açıklamıştı. Ancak Churchill, ülkesinin Avrupa'nın kalbinde yer almasını istememiş, 1946 yılındaki bir konuşmasında "Fransa ve Almanya, birlikte Avrupa'nın liderliğini üstlenmelidir" demişti.

İngiltere böylece, Fransa ve Almanya'nın 1951 yılında önce Avrupa Kömür ve Çelik Toplumu'nu, bundan 6 yıl sonra da Avrupa Ekonomik Topluluğu'nu (AET) kurmasını uzaktan izledi. İngiltere 1957 yılında, AET'nin kurulmasını sağlayan Roma Anlaşması'nın imzalanmasına ise orta kıdemde ticari yetkiliyi gönderdi.

AET'ye de muhafazakar başbakanlar başvurdu

Birleşik Krallık'ı, AET'ye sokmak için başvuran ise Muhafazakar Partili Başbakan Harold Macmillan oldu.

Üyelik için 1961 yılında başvuran Macmillan, topluluğun dışında kalmanın uzun vadede ülkeye zarar vereceğini savundu. Avrupa şüpheciliğinin yoğun olduğu İşçi Partisi ise buna karşı çıktı. Macmillan'ın ülkesinin AET'ye katılım başvurusu, dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle tarafından "İngiltere'nin büyük Avrupa projesini baltalayacağı" düşüncesiyle veto edildi. Birleşik Krallık, topluluğa ilk başvurusundan 12 yıl sonra 1973'te, yine bir Muhafazakar Parti Başbakanı Edward Heath döneminde kabul edildi.

Heath'ten bir yıl sonra hükümet değişikliği yaşandı ve iktidara İşçi Partisi geldi. İşçi Partili Başbakan Harold Wilson, 1974 yılında AET üyeliğini müzakere etme ve referanduma götürme sözü verdi. Yapılan referandumdan yüzde 67 toplulukta kalma sonucu çıktı. Bu dönemde hem partiler içinde hem de partiler arası yaşanan çatışmalar dikkati çekti.

İngiltere'nin kadın Başbakanı Margaret Thatcher ise, 1979 yılında Başbakanlık koltuğuna oturmadan 4 yıl önce, 1975'te ülkesinin AET'de kalması için kampanya yürüttü. Ancak zaman içerisinde "Avrupa projesine karşı umudunu yitiren" ve topluluğun "buyurganlığına" karşı çıkan Thatcher, Muhafazakar Parti'de günümüze kadar uzanan "Avrupa şüpheciliğinin" temellerini atmış oldu.

İngiltere, avro dışında kaldı

AET'nin 1979'da, Avrupa ülkeleri arasında kur oranlarından kaynaklanan değişiklikleri önlemek ve ekonomik bir birlik kurmak için oluşturduğu Avrupa kur mekanizmasına dahil olan Birleşik Krallık, 1992 yılında bu mekanizmadan sterlini değersizleştirdiği gerekçesiyle çıktı. İngiltere böylece 1999 oluşturulan avro bölgesine de girmedi.

İngiltere, en Avrupa yanlısı dönemlerinden birini ise 1997 yılında başbakan seçilen Tony Blair döneminde yaşadı. İşçi Partisi'nin iktidarda olduğu ikinci beş yıllık dönemde Blair kimi zaman halefi ve dönemin Maliye Bakanı Gordon Brown'un avro ile ilgili itirazlarıyla karşılaşsa da, Muhafazakar Parti'nin 2010 yılında iktidara gelmesine kadar İngiltere'de daha Avrupa yanlısı bir hava esti.

"Ülkesini AB'den çıkaran Başbakan"

Koalisyon hükümetiyle 2010 yılında Başbakan olan David Cameron, ilk beş yıllık görev süresinde AB yanlısı koalisyon ortağı Liberal Demokrat Parti dolayısıyla ülkesinin AB üyeliği konusunu çok fazla gündeme taşıyamadı. Ancak geçen yıl mayıs ayında yapılan genel seçimle tek başına iktidara gelen Muhafazakar Parti lideri Cameron, ülkesinin 1973 yılından bu yana sürdürdüğü AB üyeliğini referanduma götürme sözü verdi.

Ülkesinin AB'den çıkmasını istemeyen Cameron, "reform yapılmış bir AB görmek istediğini ve bunun tüm üye ülkelerin faydasına olacağını" söylüyor. David Cameron, AB üyesi ülkelerden İngiltere'ye gelen göçmenlerin devlet yardımları alabilmesi için ülkede en az 4 yıl yaşamasını, AB'den İngiltere gibi avro bölgesi dışında kalan ülkelerin çıkarlarına saygılı olmasını, milli parlamentolara daha fazla rol verilmesini ve AB'nin yetki ve sorumluluğunu artıracak adımlardan kaçınılmasını talep ediyor.

Cameron'ın AB ile yürüttüğü yeniden müzakerelerde istediğini koparıp koparmayacağı belirsizliğini koruyor. Ancak ülkesinde bu yıl haziran ayında yapılması beklenen AB referandumunda halk, birlikten ayrılmaktan yana oy kullanırsa, David Cameron'ın "ülkesini AB'den çıkaran Başbakan" olarak tarih sayfalarında yerini alması bekleniyor.