İngiltere'de koalisyon hükümetiyle 2010 yılında başbakan olan David Cameron, ilk beş yıllık görev süresinde AB yanlısı koalisyon ortağı Liberal Demokrat Parti dolayısıyla ülkesinin AB üyeliği konusunu çok fazla gündeme taşıyamadı. Ancak Cameron geçen yıl mayıs ayında yapılan genel seçimle tek başına iktidara gelmesiyle, ülkenin AB üyeliğini referanduma götürme sözü verdi.

Cameron’ın, ülkesinin üyelik koşullarını değiştirmeye yönelik AB üyesi ülkeler ve Brüksel ile yürüttüğü müzakereler geçen hafta yapılan AB Liderler Zirvesi'nde varılan anlaşma ile tamamlandı.

AB içinde serbest dolaşıma izin veren Schengen Anlaşması’nın dışında bulunan ve birliğin resmi para birimi avro yerine kendi para birimi Sterlin’i kullanan İngiltere, halihazırda bir tür “özel statü”ye sahip.

Yeni anlaşma ile İngiltere, bu ayrıcalıklarını sürdürme, ulusal egemenliğini pekiştirme ve AB içi göçmenlerin sosyal güvenlik sistemi üzerinde oluşturduğu yükü hafifletecek düzenlemeleri yapma sözünü aldı.

Anlaşmaya göre AB, İngiltere’nin “daha fazla siyasi birlik” hedefinin dışında kalabileceğini ve özel bir statüsü olabileceğini kabul etti.

Anlaşmada, "ulusal güvenlik üye ülkelerin sorumluluğundadır. Birlik kurumları yetkilerini icra ederken üye ülkelerin ulusal güvenlik sorumluluklarına tam saygı gösterecektir" ifadesi kullanılarak, İngiltere'nin sınır güvenliğiyle ilgili kaygıları giderildi.

Anlaşmaya göre İngiltereye sağlanan “acil durum freni” bu ülkenin AB göçmenlerine ilk 4 yıl sosyal yardım vermemesine olanak tanıyor. 

Anlaşma İngiltere’nin kendi para birimini kullanma sürdürmesini de teminat altına aldı. 

Ayrıca, anlaşmayla İngiltere, krizdeki AB üyesi ülkelerin kurtarılmasına dönük önlemlerin yükünü paylaşmak zorunda olmayacak.

Referandum sorusu

İngiltere’de, 23 Haziran’da yapılacak referandumda halka "Birleşik Krallık AB'nin üyesi olarak kalmalı mı, yoksa AB'den ayrılmalı mı?" sorusu yöneltilecek.