Başbakan Başdanışmanı ve Ortadoğu uzmanı Ömer Faruk Korkmaz, Sudan'da İslami hareketin önde gelen lideri olarak bilinen Hasan Abdullah et-Turabi'nin, son iki yüzyılın en önemli siyasi ve dini figürlerinden biri olduğunu belirterek, "Onun hakkında söylenecek çok söz var ama en önemli özelliğinden bahsedecek olursak her şeyden önce çok iyi bir entelektüel, altı dolu, kendisini çok iyi yetiştirmiş bir şahsiyetti" dedi.

Hasan et-Turabi'nin, 84 yaşında vefatının ardından AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan Korkmaz, Turabi'nin entelektüel kişiliğine işaret ederek, "O, Batı'yı İslam dünyasında en iyi bilen isimlerden biriydi. Almanca, Fransızca, İngilizceyi o ülkelerde kendi dilleriyle konferanslar verecek kadar iyi bilirdi. Fransa ve İngiltere'de hukuk okumuş, 28 yaşında Sorbon Üniversitesinde doktorasını bitirmiş, daha sonra Hartum Üniversitesi'nde hukuk fakültesi dekanlığı yapmıştı. Turabi, kendini iyi yetiştirmiş, heyecan dolu, kabına sığmayan bir entelektüel ve ilim adamıydı" ifadesini kullandı.

Dünyada, Türkiye'den Necmettin Erbakan, Sudan'dan Hasan et-Turabi ve Tunus'tan Raşid Gannuşi'nin gençler arasında adı en çok zikredilen liderlerden olduğunu dile getiren Korkmaz, "Bu öncü liderler, teker teker birer yaprak dökümü gibi aramızdan ayrılıyorlar. Bu anlamda tüm ümmetin başı sağ olsun" diye konuştu.

Hasan et-Turabi'nin, Batı hukukunu çok iyi bildiği gibi İslam hukukuna da vakıf bir şahsiyet olduğunu kaydeden Korkmaz, "Bu özellikleri nedeniyle, ona hem fakih hem de hukukçu demeyi daha uygun görüyorum" dedi.

Pakistan'da 1986'da yapılan Uluslararası İslam Birliği Konferansı'na Turabi'nin yanı sıra Türkiye'den Prof. Dr. Necmettin Erbakan ve Pakistan'dan Ziya-ül Hak gibi birçok liderin katıldığını ifade eden Korkmaz şunları anlattı:

"Ziya-ül Hak, yaptığı konuşmada, birkaç senedir İslamlaştırmadan, İslami çalışmalardan bahsettiğini fakat, Turabi dışında orada bulunan hiçbir liderin kapsını çalarak 'Ne yapıyorsun Ziya? Bir şeye ihtiyacın var mı?' demediğini söylemişti. Ziya-ül Hak, 'Sadece Turabi kardeşim, size nasıl yardımcı olabiliriz? dedi ve İslam fıkhının, hukukunun kanunlaştırılması konusunda bize çok yardımcı oldu' demişti. Bu örnek de gösteriyor ki hem fıkıh hem hukuk hem de hukukun kanunlaştırılamasını çok iyi bilen önemli bir isimdi."
Korkmaz, dünyadaki İslami hareketlerin, "devrimci, sufi ve selefi" özellikleri aynı anda taşıyan Turabi'den yeterince istifade edemediklerini belirterek şunları kaydetti:
"Hasan et-Turabi, düşüncelerini çok rahat ifade eden, Sufi bir ailede yetişmiş, küçük yaşlarda Kuran-ı Kerim'i ezberlediği için hafız ve Kur'an-ı Kerim'e çok hakim, daha sonra hukuk çalışmalarının yanında tefsir yazmış, öte yandan Sufi olduğu kadar devrimci bir şahsiyetti. Özellikle Kur'an-ı Kerim ve sünnete bakışında aydın olduğu kadar Selefi boyutları da vardı. Ancak hadis alanında zayıf olması ve bazı yorumlarından dolayı, özellikle Selefi çevrelerce çok fazla hırpalandı ve itibarsızlaştırılmak istendi. Önemli bir değer değersizleştirildi."

"Turabi’nin siyasi mirası, üzerinde durulması gereken bir mirastır"

Hasan et-Turabi’nin siyaset fıkhı alanında ciddi çalışmaları olduğuna işaret eden Korkmaz, "Onun siyasi mirası, üzerinde durulması gereken bir mirastır. Turabi, son iki yüzyıla imza atmış modern Sudan tarihi ve ülkenin modernleşmesinde önemli hizmeti olan bir insandır. Dünya ve Sudan tarihine geçmiş önemli bir şahsiyet olarak anılacaktır" ifadesini kullandı. Korkmaz, Turabi'nin siyaset hususunda ciddiye alınması gereken, ancak hadis konusunda iddialı olmayan bir şahsiyet olduğunu anlattı.