Obama yönetiminin Suriye'de "başarısız" bir sınav vermesinin, "Suriye ile ilgili net bir planının olmaması", "Afganistan ve Irak'tan sonra içinden çıkamayacağını düşündüğü bir savaşa girmedeki isteksizliği" ve "eylemsizliğin en az risk taşıyan tercih olacağı" gibi sebeplere bağlı olduğu değerlendirmesi yapılıyor.

Suriye'de 6. yılına girilen iç savaşın sona erdirilmesi için taraflar birçok anlaşmazlıkla müzakere masasına oturmuşken, Amerikan dış politikasının Suriye özelinde nasıl bir sınav verdiği sıkça tartışma konusu oluyor.

Eleştirilerin odak noktasında, görev süresinin son yılında olan ABD Başkanı Barack Obama'nın Suriye konusunda yapısal çözüm üretecek hemen hiçbir adımı atmamış veya atamamış olması yer alıyor.

Uzmanlara göre, Beyaz Saray'da 2009 yılı başında göreve başladığında gerek İslam dünyasının gerek Ortadoğu liderlerinin kendisinden çok şey beklediği Obama, Arap Baharı ile sarsılan Suriye'deki gelişmeleri, daha önceki Irak ve Afganistan tecrübelerinden de yola çıkarak mümkün olduğunca "mesafeli" takip etme yolunu seçti.

Bu mesafeli takip yaklaşımının da sonucunda iç savaş uzun yıllara yayılırken 235 bin civarında sivil öldü, 20 binden fazla çocuk hayatını kaybetti, 4,5 milyona yakın kişi mülteci konumuna düştü.

SETA DC Araştırma Direktörü Kılıç Buğra Kanat, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, Obama'nın "tutarlı" bir Suriye politikası izlemediğine işaret etti.

"Obama'da söylem var ama arkasında strateji yok"

Obama'nın Suriye ile ilgili söylemlerinin arkasında stratejik bir planlamanın olmadığına vurgu yapan Kanat, "Obama, tıpkı 'Mübarek gitmeli' dediği zamanki gibi 'Esed gitmeli' dediğinde de aynı etkinin ortaya çıkacağını düşündü. Ancak öyle olmadı ve Esed gitmediğinde bunun herhangi bir sonucu da ortaya çıkmadı" diye konuştu.

Esed, Şam'daki sarayında oturmaya devam ettiğinde tüm dünya birtakım sonuçların ortaya çıkmasını bekledi. Bu beklenti doğal olarak bölgedeki müttefikler ve Suriye muhalefeti için de geçerliydi. Kanat'a göre ilerleyen aylar, Obama yönetiminin "Esed gitmezse ne olur" senaryosu için hazırlanmış bir planının olmadığını gösterdi.

Suriye, seçim atmosferine giren ABD'de herkes gibi Obama'nın da öncelikli gündeminden yavaş yavaş düştü.

ABD'nin hemen aşılan "kimyasal silah kırmızı çizgimizdir" söylemi

Ancak Ağustos 2012'de yine bir kritik eşiğe gelindi ve "kimyasal silah kırmızı çizgimizdir" açıklaması yapıldı. Daha sonra görüldü ki bu açıklama da aynen "Esed gitmeli" açıklaması gibi, altında bir strateji ve plan olmayan bir söylem düzeyinde kaldı.

George Washington Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü Edmund Ghareeb'e göre Obama yönetimi, Suriye konusunda (özellikle kimyasal silahların kullanıldığı anlaşılınca) müdahaleci olmakla olmamak arasında bir çizgide gidip geldi ama sonunda müdahale etmemeye karar verdi.

Ghareeb, Obama'nın kimyasal silah olayından sonra Suriye'de daha güçlü bir tepki verebileceği konuşulurken 2012 yılının Eylül ayında Libya'nın Bingazi şehrindeki ABD Konsolosluğuna düzenlenen sadırıda Büyükelçi Chris Stevens'ın ölmesinin, gündemi tamamen değiştirdiğini ifade etti.

Kanat'a göre de bu saldırı, zaten Suriye ile ilgili somut adım atmakta kararsız olan Obama yönetiminin "iştahını tamamen kaçırdı" ve bundan sonraki süreçte Obama yönetimi, Suriye'de "risk almamak" üzerine bir siyaset takip etmeye başladı.

Kanat, konuyla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi:

"Obama yönetimi, (bu saldırının ardından) eylemsizliğin minimum risk anlamına geleceği ve 'Amerikan çıkarlarına en uygun yaklaşım' olacağı fikrini benimsedi. Bu durum gerek Esed rejimi gerek Rusya ve gerek İran tarafından net bir şekilde algılandı ve eylemsizlikle geçen her ay rejimin katliamları arttı. Bunun sonucunda kimyasal silahlar kullanıldı, DAEŞ giderek büyüdü ve bölgede aktif rol oynamaya başladı ve nihayetinde Rusya fiili olarak Esed rejimine destek için Suriye'ye girdi."

Irak, Afganistan ve Libya tecrübeleri

Obama yönetiminin Suriye'de gösterdiği "mesafeli" ve "kararsız" tutumun bir diğer sebebinin de 11 Eylül saldırılarından sonra önce Afganistan ve Irak'ta, Arap Baharı sürecinde 2011 yılında da Libya'da yaşanan "kötü tecrübeler" olduğu kaydediliyor.

Her iki ülkedeki uzun savaşları tecrübe eden ABD yönetiminin, Suriye'de (her geçen gün masum insanlar ölüyor olmasına rağmen) "içinden çıkamayacağı" yeni bir savaşa girmekten imtina ettiği değerlendirmesi yapılıyor.

Wilson Center Ortadoğu Programı Başkan Yardımcısı David Miller da AA muhabirine yaptığı açıklamada, ABD'nin "Esed sonrası için hazırlıklı olmadığını" ifade etti. Ancak Miller'a göre bu hazırlıksız olma hali, ABD yönetiminin Irak ve Afganistan tecrübelerine dayanıyor.

"Bence asıl mesele Esed'i devirmek değildi. Asıl soru, Esed'i devirdikten sonraki gün ne yapacaksınız? ABD daha önce Saddam Hüseyin'i ve Taliban'ı devirdi fakat sonuçlarına bir bakın?" şeklinde konuşan Miller'a göre Irak ve Afganistan'dan çıkardığı "derslerle" Obama, Suriye'deki savaş tehlikesinden "bilerek kaçındı".

"Türkiye'nin önerdiği 'güvenli bölge' çok sayıda sivilin hayatını kurtarabilirdi"

"ABD, Türkiye'nin şiddetle önerdiği güvenli bölge (safe-zone) teklifini kabul edip gerekli adımı atsaydı bu kadar yüksek sayıda sivil hayatını kaybetmeyebilirdi" diyen Kanat, bu konunun ilerleyen zamanlarda (PYD'nin de katılmasıyla) daha stratejik bir ayrılık sebebine zemin olduğunu vurguladı.

Miller, DAEŞ'in 2014 yılından itibaren bölgede yükselmeye başlamasıyla ABD'nin Suriye'ye ve bölgeye bakışının tamamen terör-karşıtı (counter-terrorism) bir perspektife büründüğünü anlatırken Kanat da sadece DAEŞ-eksenli bu perspektifin giderek Türkiye ile ABD'nin Suriye bakışlarındaki farklılığı artırdığına dikkat çekti.

Obama yönetiminin "eylemsizlik üzerine kurulu" Suriye politikasının sonuçları kuşkusuz zaman içinde daha net görülecek.

Suriye'de iç savaşın başladığı Mart 2011'den bu yana 235 binden fazlası sivil olmak üzere toplam 361 bin kişi hayatını kaybetti. Halihazırda 180 bin kişi de rejim güçlerince tutuklu durumda.