İnsan Hakları Takip Örgütü'nün (Human Rights Monitor HRM) raporuna göre, Mısır'daki 3 Temmuz 2013 darbesinin ardından gösterilerin merkezi olan ve 14 Ağustos 2013'te emniyet güçlerinin kanlı baskınına maruz kalan Rabiatul Adeviyye ve Nahda meydanlarında aralarında 9 kadının bulunduğu 400'den fazla kişi zorla kaybedildi.

AA muhabirine konuşan İnsan Hakları Takip Örgütü İcra Müdürü Selma Eşref, "Örgüt tarafından kaybolduklarına dair rapor edilen kişilerin öldürüldüğü, gözaltına alındığı veya emniyet güçlerinin kamplarında yakıldıktan sonra süprüldüğüne dair herhangi bir bilgiye ulaşılamadı." dedi.

"Şimdiye kadar zorla kaybedilenlerin hiçbirinden haber alınamadı"

Mısır yönetimi için Rabia ve Nahda meydanlarına gerçekleştirilen müdahaleden sonra zorla kaybetme uygulamasının gözaltı yerine tercih edilen bir yöntem olduğuna dikkati çeken Eşref, "Zorla kaybedilenlerle ilgili hükümete bağlı İnsan Hakları Ulusal Konseyi'ne yüzlerce başvuruda bulunuldu. Konsey de bunun üzerine bir rapor hazırlayarak yetkililerden bilgi istedi. Ancak şimdiye kadar zorla kaybedilenlerin hiçbirinden haber alınamadı." diye konuştu.

Öte yandan Mısır İnsan Hak ve Özgürlükleri Koordinasyonu Müdürü İzzet Ganim, AA muhabirine yaptığı açıklamada ülkede "zorla kaybetme" vakalarında ciddi artış yaşandığını belirtti.

Zorla kaybedilenlerden bazılarının belli bir süre bilinmeyen yerlerde tutulduktan sonra serbest bırakıldığını ancak bazılarından hala haber alınmadığını kaydeden Ganim, koordinasyonun kaybedilenlerin yakınlarına vekaleten Başsavcılığa yüzlerce dilekçe ve şikayet yazdığını ancak Başsavcılığın soruşturmayı kabul etmediğini kaydetti.

Kaybolanların yakınları, olayın üzerinden 1000 gün geçmesine rağmen hala akrabalarından haber alamazken, savcılık ve karakollara yaptıkları başvurular da sonuçsuz kalıyor. Bir çok aile yaklaşık 3 yıldır kayıp yakınlarının bir gün geri dönmesini bekliyor.

"Oğlumu çok özledim"

Ezher Üniversitesi Mühendislik Fakültesi öğrencisi Ömer Hammad'ın annesi Bedriye Muhammed es-Seyyid, oğlunun Rabia Meydanı'na baskın yapıldığı gün Kahire'nin Nasr bölgesindeki okuluna gitmek için evden çıktığını ve bir daha dönmediğini belirtti.

Oğlunun gösterilere katılmamasına rağmen fakülteye giderken Rabia Meydanı baskınına denk geldiğini söyleyen anne Bedriye, "İkindi vakti Ömer'in omuzundan vurulduğunu görenler olmuş. Akşam saatlerinde ise güvenlik güçleri tarafından zırhlı askeri araca bindirildiğine şahit olan arkadaşları var. O günden beri görmediğim oğluma ne olduğunu bilmek istiyorum. Öldü mü yoksa hayatta mı onu bile bilmiyoruz." ifadelerini kullandı.

Ömer için polise kayıp başvurusunda bulunup, hastaneleri ve hapishaneleri araştırdıklarını, araştırmalarını başsavcılık, içişleri ve savunma bakanlıklarına kadar genişlettiklerini kaydeden anne, ülkedeki insan hakları kurumlarına oğlunun durumunu haber verdiğini ve onu bulma ümidi taşıdığını dile getirdi.

Bazı avukatlar, subaylar ve aracılar yoluyla El-Azuli hapishanesinde bulunduğunu öğrendiklerini, bunu onaylatmaya çalıştıklarını ancak henüz kesin bir bilgiye ulaşamadıklarını belirten anne, hala oğlunu bulma inancı taşıdığını ifade ederek, "Oğlumun hayatta olduğunu hissediyorum. Dönmesini ve ona sarılmayı ümit ediyorum çünkü onu çok özledim.”dedi.

"Aramaktan vazgeçmeyeceğiz"

Eşi Mahmud İbrahim (30) Rabiatul Adeviyye baskınından bu yana kayıp olan Rıdva İbrahim, eşiyle son kez baskın günü saat 17.00 sularında telefonla görüştüğünü ve bir daha kedisinden haber alamadığını kaydetti.

İki yıl önce eşinin ailesiyle hapishaneleri ve hastahaneleri araştırdıklarını, zorla kaybedilenler için bir birlik kurduklarını belirten Rıdva, bu yılın başında resmi kurumlara, başsavcılığa ve yargıya eşinin durumunu öğrenmek için başvurduğunu ifade etti.

Kendileri gibi onlarca ailenin kayıplarını bulmak için hapishaneleri dolaştığını kaydeden Rıdva, “Bizden biri cezaevlerindeki araştırmalarda zorla kaybettirilen yaklaşık 20 kişinin fotoğrafını taşıyor.”dedi.

“‘Zorla kaybetme’ kelimesinin anlamını 2014’e kadar bilmezdik.”diyen Rıdva şöyle devam etti:

“Zorla kaybedilenleri arayan ve ölü mü diri mi olduklarını bilmeyen bizim gibi onlarca kişi var. İki çocuğumuz var ve ikisi de babalarının kayıp olduğunu biliyor. Onları kandırmayıp aksine babalarının Rabia’dan bu yana kayıp olduğunu söyledim. Çocuklar ailelerine yapılan zulümleri biliyor. Çocuklarım babalarını bulup bu ülkeden gitmek istiyor. Eşim öldü mü hayatta mı bilmiyoruz. Bize yardım edecek bir yetkili ya da resmi makam yok. Kaçırılması üzerinden 1000 gün geçti ama ümidimizi kaybetmeyeceğiz ve aramaktan vazgeçmeyeceğiz."