Seyahatnamesinde Radoviş'te bahseden Evliya Çelebi, 1662 yılında Ohri'den İstanbul'a yolculuğu sırasında uğradığı şehri, "mesire alanı" ve "av bölgesi" olarak tanımlıyor. O yıllarda Hristiyan ve Müslüman nüfusun bir arada yaşadığı şehrin beş mahalleden oluştuğu, şehirde beş cami ve üç han bulunduğu ifade ediliyor.

Tarihinde birkaç kez Radovişka nehrinin taşması nedeniyle sel mağduru olan Radoviş, en büyük sel felaketini ise 1774 yılında yaşamış. Kilise kayıtlarına göre o yıl meydana gelen sel 104 eve zarar verirken, şehrin bugünkü yerine taşınmasına da neden olmuş.

Makedonya'da 2002 yılında yapılan son nüfus sayımına göre yaklaşık 28 bin kişinin yaşadığı Radoviş'te 4 bin civarında Türk nüfus da mevcut.

Şehrin merkezinde "yalnız bırakılan" minare ve türbe

Uzun yıllar Osmanlı hakimiyetinde kalan ve bu dönemde birçok cami, han ve türbenin bulunduğu şehir bugün eski günlerinden çok uzak. Şehirde bugün Osmanlı döneminden kalan bir yalnız minare ve harabeyi andıran türbe bulunuyor.

İlk bakışta türbe mimarisini andıran bu yapı, halkın bir kısmı tarafından kütüphane olarak da adlandırılıyor. Taş duvarına çirkin yazıların yazıldığı, harabeyi andıran bu Osmanlı eserinin tarihinin 1390'lı yıllara dayandığı ifade ediliyor.

Türbenin yanı başındaki "yalnız" minarenin ise 1400'lü yıllarda inşa edilen bir camiye ait olduğu, ancak caminin yıkılmasıyla bugüne sadece minarenin kaldığı belirtiliyor.

Şehirde bugün hala ayakta olan iki Osmanlı eserinin korunup şehrin kültürel ve tarihi zenginliğine kazandırılması için yerel yöneticiler tarafından birçok kez söz verilse de henüz somut bir adım atılmaması nedeniyle bu iki eser de yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor.