Osman Sağırlı - Arap baharının son halkası Suriye’de Esad rejimini ayakta tutmak için harekete geçen İran’ın bu hamlesi Orta Doğu’yu yeni bir savaşın eşiğine getirdi. Başta Körfez ülkeleri olmak üzere bölgedeki Şiilerden; Haşdi Şabi ismiyle Irak’ta, Fatimuyyun Tugayları ile Suriye’de Husilerle de Yemen’de iş savaşlara müdahil olan İran, son olarak yılların savaş yorgunu Lübnan’ı hedef tahtasına taşıdı. İran’ın bölgede yaşanan her türlü iş savaşa kayıtsız kalmamasının altında yıllardır hayalini kurduğu Şii Hilali projesi ve bölgedeki Şiilerin hamiliğini üstlenme çabası yatıyor. Bu hedefe yönelik atılan her türlü adım da başta İsrail ve Suudi Arabistan olmak üzere bölge ülkelerini tedirgin ediyor. Bu tedirginlik Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin 4 Kasım’da Riyad ziyaretinde tam da bölgesel gerginliklerin arttığı bir dönemde İran’ın ülkedeki ‘hakimiyeti’ ve hayatının tehdit altında olduğunu öne sürerek “Başbakanlık görevinden istifa ettiğimi duyuruyorum. Hayatımı hedef alan gizlice planlanmış tehditlerin olduğunu hissettim” sözleriyle yeni bir krize kapı araladı. Daha önce iki dönem başbakanlık yapan babası gibi suikasta kurban gitmek istemediğini söyleyen Hariri’nin istifasına ilk tepki ise beklendik şekilde Lübnan yerine İran’dan geldi. 

HARİRİ EV HAPSİNDE Mİ?
İran Dışişleri Bakanı Başdanışmanı, ABD Başkanı Donald Trump ile Suudi Veliaht Prens Muhammed Bin Salman’ın Lübnan Başbakanı Saad Hariri’ye Suudi Arabistan’dan istifasını ilan etmesini istediklerini iddia etti. İran “Hariri’nin istifası, Lübnan ve bölgede gerginliği tırmandırmak için Trump ve Muhammed bin Salman’la koordinasyon içinde yapıldı” dedi. İstifasının hemen ardından Birleşik Arap Emirliklerine geçen ve ardından tekrar Riyad’a dönen Hariri’nin Lübnan’a dönmemesi üzerine ülkede farklı tepkiler yükselmeye başladı. Hariri’nin ev hapsinde tutulduğu iddia edilirken, Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Aun, Hariri ile görüşmeden istifa hakkında işlem yapmayacağını söyledi. Lübnan Meclis Başkanı Nebih Hariri’nin istifasının Lübnan anayasası ve siyasi teamüllere göre usul açısından uygun yapılmadığını, bunun için hükûmetin işbaşında olduğunu söyledi. İran ise, istifanın geçersiz olduğunu Hariri’nin Suudi Arabistan yerine Lübnan’da istifa etmesi gerektiğini dile getirdi. Suudi Arabistan’dan Hariri’nin istifası konusunda kayda değer bir açıklama gelmedi. 

OPERASYONA MI TAKILDI?
Hariri’nin istifası ile ilgili olarak ciddi spekülasyonlar da gündemde. İstifanın yaşandığı günün akşamında Kral Selman bin Abdülaziz ve oğlu Veliaht Prens Muhammed bin Salman’ın tahtı güvenceye almaya dönük olarak bazı prens ve bakanları tutuklaması Hariri’nin istifasıyla ilgili şüphe uyandırdı. Kendisi de aynı zamanda bir Suudi vatandaşı olan Hariri’nin babasından devraldığı inşaat devi Saudi Oger’in bir süredir işçi maaşlarını bile ödeyemediği hatta devlete 13 milyar dolar borcu olduğu bu sebeple gözaltına alındığı öne sürüldü. 40 yıllık şirketin iflas ettiği ve devletin mal varlıklarına el koyduğu, Hariri’nin de Muhammed bin Selman’ın kara listesinde olduğu ve Ritz Carlton Hotel’de alıkonulduğu iddia edildi. Eski milletvekili Viyam Vehhab, Twitter hesabından “Hariri, Suudi Arabistan’da gözaltında tutuluyor” diyerek iddiayı dünya gündemine taşıdı. Hariri’nin batan şirketlerini kurtarmak amacıyla Esad ile yakın ilişki içerisine girdiği, Şam’la ilişkilerin normalleşmesi ve mültecilerin ülkelerine dönüşüne yardım edilmesi karşılığında yeniden inşa projelerinden pay almak çabasının da Suudileri kızdırdığı sızan bilgiler arasında. Suudiler, bu işten vazgeçmesi için Hariri’yi uyarmış, buna rağmen Hariri, ekim ayının sonunda Şam’a yeni büyükelçi atanmasını öngören kararnameyi Cumhurbaşkanı Mişel Aun ile birlikte imzalamıştı. 

İSTİHBARATÇILAR BULUŞTU
 Hariri’nin istifanın Riyad ve Washington’ın paralelleşen bölge siyasetiyle birlikte düşünülmesini gerektiren başka gelişmeler de yaşandı. Donald Trump’ın damadı ve Beyaz Saray Kıdemli Danışmanı Yahudi kökenli Jared Kuschner’in prens operasyonları ve Hariri’nin istifasından bir hafta kadar önce Veliaht Prens Muhammed bin Salman ile görüşmeler yaptığı ortaya çıktı. Bu görüşmeyi önemli kılan ise, İsrail istihbarat kurumu Nativ’in eski Başkanı Yakov Kedmi, eylül ayında katıldığı bir TV programında İsrail ile Arap Körfez Ülkeleri arasındaki ilişkinin medyaya yansıdığından çok daha ileri boyutlarda olduğunu, Suriye ve Irak’ın DEAŞ terör örgütünden temizlenmesiyle birlikte İsrail’in, İran’ın bölgedeki varlığını sona erdirecek her türlü faaliyet içine girebileceğini söylemiş olması. Ve hemen akabinde ekim ayında İsrail ve Suudi Arabistan istihbarat yetkilileri ABD’de bir araya gelmesi ise bölgede yapılacak operasyonların ciddi habercisi olarak değerlendiriliyor. 

HİZBULLAH SAVAŞ SEBEBİ 
 Suudi Arabistan Körfez İşleri Bakanı Tamer es-Sabhan “Hizbullah militanlarının Suudi Arabistan’a yönelik hareketleri sebebiyle Lübnan’ı savaş ilan eden bir ülke olarak göreceğiz” dedi. Hizbullah militanlarının, Suudi Arabistan’a yönelik bütün saldırılardan sorumlu olduğunu söyleyen Sabhan, örgütü uyuşturucu kaçakçılığı ve gençlere terör eğitimi vermekle suçladı. Lübnan hükûmetinin Hizbullah’ın saldırganlığını dizginlemesini beklediklerini dile getiren bakan, Hariri’nin baskı altında istifa ettiği yönündeki açıklamaların ‘Lübnanlıları dağıtmak’ için yapıldığını sözlerine ekledi.

DEVLET BAŞKANI OLARAK DÖNECEK
Londra’da yaşayan Orta Doğu uzmanı Muhammed Masharga, ABD-İsrail-BAE-Suudi Arabistan ittifakı tarafından yapılan ortak planın başarılı olması durumunda Saad Hariri’nin  Lübnan’a devlet başkanı  olarak döneceğini  söyledi. 

BAŞBAKAN SÜNNİ OLMALI
Etnik ve dinî yapısı farklılık gösteren Lübnan’da 1943 yılında mutabakata varılan Ulusal Pakt çerçevesinde, siyasi görevlerin din ve mezhepler arasında nüfuslarıyla orantılı olarak paylaştırılması esasına göre yapılıyor. Ulusal Pakt ile Cumhurbaşkanının Maruni, Meclis Başkanı’nın Şii, Başbakanın Sünni olması ve Parlamento üyelerinin Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasında 6/5 oranında paylaşılması esas alınıyor. 

“LÜBNAN’I HEMEN TERK EDİN” ÇAĞRISI
 Lübnan’da Hariri’nin istifası ile birlikte yükselen tansiyon, Suudi Arabistan’ın vatandaşlarına yönelik olarak “Bu ülkeyi hemen terk edin” çağrısıyla yeni bir boyut kazandı. Ardından Bahreyn ve Kuveyt benzer çağrıyı kendi vatandaşları için yaptı. Fransa ve ABD’nin de vatandaşlarına benzer çağrıda bulunduğu resmî olmasa da iddialar arasında. Lübnan 1975-1990 yılları arasında yaşanan iç savaşta 230 bin civarında insanını kaybetmişti. 1982-1998 ve 2006 yılında İsrail’in işgaline uğrayan Lübnan ağır darbe almıştı. 

İsrail’den 100 uçakla en büyük tatbikat
İstifa ve prens operasyonlarının olduğu gün Yemen’den Riyad’a atılan Şii Husi füzesi ve ertesi gün İsrail’in 100 uçakla tarihin en büyük tatbikatını başlattığını duyurması Lübnan için savaş alarmı olarak kayıtlara geçti. İsrail’in Lübnan’ı İran’ın uç karakolu olarak gördüğünü, Hizbullah’ın ise İsrail için ciddi bir tehdit olarak varlığını sürdürdüğü yönündeki açıklamalar ve geçmişte yaşanan İsrail işgalleri dikkate alındığında Lübnan yeni bir savaşın eşiğinde. Hizbullah’a karşı yürütülecek vekalet savaşında taraflar netleşmese de İsrailli uluslararası ilişkiler uzmanı Avrin Nahari, İsrail’in Hizbullah ile savaşta S. Arabistan’a verdiği desteğe değinerek “Riyad, Hizbullah ile savaşta İsrail’i temsil ederek ilerlemektedir” sözleri gündeme bomba gibi düştü. İsrail’in Lübnan’a muhtemel saldırısına paralel olarak, ABD öncülüğünde oluşturulan ittifakın Yemen ve Katar’a da operasyon hazırlığında olduğu iddialar arasında. ABD öncülüğünde şekillenen plana göre Körfez’den Irak ve Suriye ’ye uzanan hat boyunca mezhep çatışmaları kaçınılmaz görünüyor. İran ise bu hamleye Bahreyn üzerinden cevap verebilir.