İRFAN ÖZFATURA

Çin eskiden beri büyük, kalabalık ve zengin bir ülkedir. Ch’ien Lung devrinde Mogolistan, Tibet, Nepal, Burma ve Kore’yi de ele geçirir, Japonya’dan vergi alırlar.
Hasımları, hısımları kalmayınca rahavete kapılır, içlerine kapanırlar.
Batılı tacirler Çin’e gelir gider ama mal satamaz. Çünkü her şeyleri vardır, olanlar yeter de artar. Zaten kâğıt, ipek, porselen imalatında, dokumacılıkta, matbaacılıkta Avrupa’ya fark atarlar.
Gelip giderken İngilizler çay tiryakisi olup çıkar, çil çil altın verip kuru yaprak alırlar.
İyi de bu tek yönlü ticaret nereye kadar?
Bunlara ne satsak ne satsak diye düşünürken çakalın biri “afyon” diye fısıldar. Evet öyle bir temayül vardır, alışmaya hazırdırlar. Eğer bir tuttururlarsa var ya… Bak sen paraya?
Dediklerini de yaparlar, çok geçmeden koca ülke bağımlı olup çıkar. Sanat, ziraat, imalat aksar. Zehir tacirleri çulsuzları hırsızlığa uğursuzluğa zorlar. Bir nesil eriyip gider, sürüyle müptezel müptela...
Hükûmet müdahale tmek zorunda kalır, afyona “yasak” koyar.
Gelgelelim bu İngilizlerin kazancını artırmaktan başka işe yaramaz. Memurları rüşvete alıştırırlar, tezgâh altına inen malın fiyatı artar. Bir şey karaborsaya düşmeye görsün, içmeyenler de meraklanır.
İngiltere ingiltere olalı böyle para görmemiştir, oluk oluk altın akar kasasına.

TORBACI BRİTANYA
Çin İmparatoru Tao-kuang güvendiği adamlardan birini (Lin Tse-hsü) Kanton’a (Guangzhou) komiser yapar (1839). Lin, aldığı tedbirlerle afyon akışını keser, British East India depolarındaki 20 bin sandık mala el koyar, götürüp çöplükte yakar. İngilizler çok bozulur, savaş tabirini terennüme başlarlar.
“Yok daha neler” mi dediniz? Siz sömürgecileri tanımıyorsunuz o zaman.
Bahane gösterme lütfunda bile bulunmazlar.  Amiral George Elliot komutasındaki Kraliyet donanması 1840 yazında Kanton Limanı’nı basar ve Ting-hai şehrini ele geçirir kolayca.
Halk, İmparator’un askerlerinden bizardır, yıllarca haraç vermiş, zulme uğramıştırlar. İşgalcilere direnmez, “bekle gör” siyasetini münasip bulurlar.
Çin “Oturalım konuşalım” dese de temaslardan netice çıkmaz, İngiliz donanması ateş üstünlüğünü kullanıp Yangtse Nehri’nden Nankin’e doğru ilerlemeye başlar. İmparator bakar, zemin altından kayıyor, telaşla önüne konan kâğıtları imzalar (1842).
Antlaşmaya göre başta Kanton ve Şangay olmak üzere Amoy, Fou-tcheou, Ning-po Limanları Avrupalı tüccarlara açılacak, Hong-Kong İngilizlere kalacaktır ayrıca.
Çin, 5 milyon paunt savaş tazminatı ödeyecektir (bunu gerektirecek ne yaptıysa).
Bundan böyle Avrupalılar, Çin İmparatoru’na tazim etmeyecek, önünde secdeye kapanmayacaktır. Belki de anlaşmanın tek müspet yönü bu olur, İmparator etten kemikten olduğunu anlar.

BOYNUNDA YAFTA
Nankin Antlaşması ile İngiltere’nin kopardığı imtiyazlar öyle böyle değildir, Çin’e yarı sömürge diyebilirsiniz bundan sonra. Bazı tarihçiler Çin heyetinin İngilizce metinleri sökemediğini, tercümelerin berbat olduğunu yazar. İmzalanacak şey değildir yoksa.
Derken ABD ve Fransa da musallat olur. “Ben de isterem” yılışıklığı ile tehdit ve şantaja başlarlar. Nitekim benzer haklara talip ve sahip olurlar (1844).
Ardından Portekiz, Hollanda ve Almanya, kan kokusu almış sırtlanlar gibi bölgeye koşar. Rusya, kuzeyden girer, alenen istilaya başlar.
Fransa, Katolik misyonerleri toplar gelir, propagandaya başlar.
Protestanlar desen ona keza (1845).
Ya afyon?
Savaş onun yüzünden çıkmıştır ama anlaşmada afyonla ilgili tek madde bulunmaz. İngilizler boşluğu değerlendirir, Hindistan’da ürettikleri otu aşikare satarlar.
Ve sabırlar taşar, “Taiping Ayaklanması” patlar sonunda.
Şöyle ki, halk hem yabancılardan hem de iktidardaki Mançurya asıllı Ching hanedanından hoşlanmaz. Kaldı ki, arazi sahipleri ve aristokratlar da beladır başlarına. Devlet çarkı dönmez, rüşvet iltimas can sıkar. Kanunlar güçsüzlere tatbik edilir, elitlere dokunulmaz. Bıçak kemiğe dayanmıştır, kaybedecekleri ne vardır bundan sonra?

ÖFKE, İSYAN, İSTİLA
O günlerde Hung Hsiu-ch’uan adlı bir sahtekâr haşa “ben Hazreti İsa’nın kardeşiyim” deyip taraftar toplar. Girdiği memuriyet imtihanından çakmış bir tembeldir ama dünyayı kurtarmaya kalkar. İnsanların hoşuna gidecek şeyler söyler, kadın haklarından, mülk ve arazilerin paylaşımından söz açar. Afyon, alkol ve fuhşa mesafe koyar. Taipingler neredeyse Çin’in yarısını ele geçirir, merkezlerini Nankin’e taşırlar (1853). Mançu iktidarı çaresiz kalır, işi ihaleye açar. İngiliz subayları ve Batılı lejyonerler, isyanı kanla bastırırlar (1864).
İyi de ülke yol olur bu defa. İşte şimdi bir savaş daha lazımdır. Ki, iyice çöreklensinler bereketli topraklara. Çin hükûmeti, “Arrow” adlı bir korsan gemisine el koyunca, bahaneyi bulurlar. Planı tatbike koyulurlar.
Koca Çin bu, ye ye bitmez. Lord Palmerston bu sayede seçim kazanmakla kalmaz, Fransa, ABD ve Rusya’ya “Leşi üleşelim” teklifinde bulunur arsızca.   
ABD fazla bulaşmaz, Rusya “Tamam” dese de asker yollamaz. Ama Fransızların iştahı kabarır, İngilizlere katılırlar.
Haziran 1858’de Çin, Tianjin Antlaşması’nı imzalamak mecburiyetinde kalır; İngiltere, Fransa, ABD ve Rusya vardır masanın öbür ucunda.
İmparator, ağır şartlara boyun eğince nazırlar ayaklanır, savaş çığlıkları atarlar.
Sen misin cenk isteyen, müttefikler rahat ilerler ve 1860 güzünde Pekin’e dayanırlar. İmparator Xianfeng, başkenti terk edip kaçar.
6 Ekim’de şehir düşer, işgalcilerin ilk işi, yazlık sarayı ateşe vermek olur. Ama tarihi bina ahşap sanatında zirveymiş. Kimin umurunda?

ADIM ADIM BATAĞA
Çin “Pes” der, havlu atar, İmparator reddettiği Tianjin Antlaşması’nı tekrar meriyete koyar. İngiltere ve Fransa 11 yeni limana daha çöreklenir, Yangtse Nehri üzerinde seyrüsefer hakkı alırlar.
Avrupalılar transit ticarette vergiden muaftır, çaldıkları ile iktifa etmez, gümrük vergilerine de sulanırlar.
Çin, hem savaş tazminatı ödeyecek hem de Hong-Kong civarındaki Kowloon (Gau-lung) bölgesini İngiltere’ye verecektir.
Bundan böyle dileyen din değiştirebilecek, Hıristiyanlar da mülk edinebilecektir.
Yabancı tüccarların hususi statüleri vardır, Çin hukuku ile yargılanmazlar. En adi suçları işleseler dahi hâkim karşısına çıkarılmazlar.
Derken Japonya da girer rant kavgasına. Onlar da az değildir hani. Menfaat (bilhassa maden) mevzubahis olunca saldırganlaşırlar. Nitekim Çin’i yener (1894) ve istilaya başlarlar. Avrupalılar düne kadar ezdikleri Çin’e omuz verir, Japonlardan kurtulmalarını sağlarlar.
Japonlara karşı destek verenlerden biri de Rusya’dır. Lakin bu sefer o girdiği yerlerden çıkmaz, kaşla göz arasında Mançurya’yı sınırlarına katar (1896).
Almanya ise Kiaochow deniz üssünü sahiplenir, kiralamıştır sözüm ona. Bilahare demir yolu imtiyazını kapar.  
Halk gidişattan endişelidir, yabancı düşmanlığı kök salar.
Ecnebiler kadar yerli iş birlikçiler de (Hristiyan Çinliler) hedef olurlar.

ELİNİN HAMURUYLA
1898’de Şantung’da ayaklanan Boxerler Uzak Doğu dövüş sporlarında ustadırlar. Pekin’e girip yabancıları öldürmeye başlarlar. Ki, Alman Büyükelçisi de vardır aralarında. Gerilim yükselir ve İmpatoriçe Cixi, Avrupalılara savaş açar.
En olmayacak iş, saraylı bir kadın harp meydanlarını tahayyül edemez asla.
Komutan Dong Fuxiang zoraki “Başüstüne” der asker toplar.
Yerli Müslümanlar da destek olurlar.
Sömürgeciler de Almanya safında toplanırlar. Avusturya-Macaristan, Fransa, İtalya, Japonya, Rusya ve ABD birlikleri Mareşal Waldersee’nin emrine tabi olurlar. Muharip sayıları beş mislidir, ateş güçleri orantısız fazla. Nitekim Ağustos 1900’de Pekin’e girerler şaşaayla.
İmzalanan anlaşmaya göre Pekin surları yıkılacak, ayaklanmaya katılanlar cezalandırılacak, yabancı temsilcilikler asker bulunduracak, Çin iki sene boyunca silah almayacak ve zarar görenlere 330 milyon dolar ödeme yapacaktır.
Alman İmparatoru II. Wilhelm’in ricası üzerine Enver Paşa da Çin’e gelir ve nasiyhat (!) verir Müslümanlara.
Artık Ching hanedanı dizginleri tutmakta zorlanır, 1911’de çıkan ayaklanma ile yıkılır, 1912’de cumhuriyet olurlar.
Demokrasi, Batılıların hesabına uyar, iktidarı kullanamazlarsa, muhalafete oynarlar.
Peki emperyalistlerden bu kadar çeken Çin, nasıl emperyalist olup çıkar?  
Onu da anlatalım ama sonra!