Doç. Dr. Süleyman DOĞAN sordu, rektörler cevapladı
“Üniversitemiz benim evim ve hatta çocuğum gibidir. Çünkü biz böyle sırça köşklerde, fildişi kulelerde oturan bir rektör olmadık. Öğrencilerimizle sürekli iletişim hâlinde olmak bana büyük mutluluk veriyor. Öğrencilerle sosyal medya üzerinden bire bir iletişim hâlindeyiz.”
Güneydoğu Anadolu Bölgesinin en büyük kenti olan Gaziantep nüfusu, ekonomik potansiyeli ve göçmenlere kucak açmasıyla maruf güzel, şirin ve tek gazi unvanlı şirin bir ilimizdir. Gaziantep, gizemli tarihiyle her yıl binlerce turist ağırlamaktadır. Gaziantep Üniversitesi ise vilayete büyük bir potansiyel kazandırmaktadır. 28 yıldan beri üniversitede akademisyenlik, yöneticilik yapan, 7 yıldan bu yana da rektörlük görevini sürdüren Prof. Dr. Mehmet Yavuz Coşkun, “Üniversite benim çocuğum gibi. İnsan çocuğunun mürüvvetini görürken ne kadar mutlu oluyorsa, Gaziantep Üniversitesi'ndeki her güzel gelişme de beni mutlu ediyor” diyor.  Rektör Coşkun çalışkan, esprili, sempatik ve işini çok seven bir portre çiziyor. Kendisiyle yaptığım söyleşi ile baş başa bırakıyorum.
BÜniversite aklın en üst kurumsallaştığı yerdir. Topluma bir açılım ve vizyon getiren bir kurumdur. Temel etik değerlerin bir zemin oluşturacak yer olarak görüyorum üniversiteyi. Üniversitenin bir taşıyıcılığı var. Geçmişten aldığı bilgiyi geleceği taşıyan en önemli kurumdur. Üniversite asla bir yüksek lise bir yüksekokul değildir. İnsanları her alanda motive eden onları ateşleyen bir lokomotif bir kurumdur. Her alandaki projeleriyle topluma yer ve yol gösteren bir yer olmalıdır.  Ülkelimizde üniversite sayısının 200'lere çıktığını düşünürsek artık üniversitenin başarılı olması sadece sayılarla değil verdiği eğitimin kalitesiyle ölçülüyor. Göreve geldiğimiz ilk günden beri üniversitemiz için “Parlayan Yıldız” sloganımızı gerçekleştirmek için var gücümüzle çalışıyoruz.  Daha önce hizmet edenlerin hepsine teşekkür ediyorum. Yöneticilik görevimize başlamadan önce hayallerimizi, düşüncelerimizi, projelerimizi hepsini kâğıda dökmüştük. Şimdi geriye dönüp o şeylere baktığınız zaman, o kâğıda döktüğümüz ve yazdığım projelerin hemen hepsini gerçekleştirmişiz.
Hocam yabancı öğrencileriniz profili nedir?
87 ülkeden öğrencilerimiz var ve kapıda da 87 bayrak var. 2500 yabancı öğrencimiz var. Suriye'de iç savaştan önce Halep Üniversitesiyle kankaydık. Halep'teki bütün Osmanlı eserlerinin envanterlerini çıkarttık ve üniversite olarak neşrettik. Bu alanda başka çalışma da yok. Şimdi o eserlerin yarısı yok. Bir Suriye belgeseli yaptık.  Gaziantep'te 400 binden fazla göçmenleri misafir ediyoruz. Arapça program açtık. 16 lisans 10 tane ön lisans olmak üzere 30 civarında program açtık. Tıp ve dış hekimliği hariç her alanda Arapça programları açtık. Binden fazla Suriyeli öğrencimiz var.  Yükseköğretim çağına gelmiş Suriyeli çocuklara dil öğretiyoruz. Yaklaşık 5 -6 ay süren bu kurslarda her dönemde yaklaşık 2 bin öğrenci katılıyor. Bu işi ciddi yapıyoruz. Suriyeli akademisyenleri de istihdam ediyoruz. Bunun yanında kamplarda sosyal projelerle Suriyeli ailelere psikolojik ve pedagojik destek de veriyoruz.
Yapamadığınız şeyler de var mı?
Sağlık turizmini yapmak istiyoruz. Biz Orta Doğu'da bir sağlık merkezi olmayı hedeflemiştik. Ancak bu bölgede savaş buna engel oldu. Savaştaki yaralıları tedavi ediyoruz. Ancak biz burayı tüm Orta Doğu'nun sağlık merkezi yapmayı planlamıştık.
Rektörlük seçim yöntemini nasıl buluyorsunuz?
Rektörlük seçimleri akademisyenlerin içini yiyen bir kurttur. Büyük husumetler ortaya çıkıyor. Ahengi sağlamak çok zorlaşıyor. İnsanlar birbirinin adamı durumuna geliyor. Böyle bir rezalet olamaz. O nedenle rektörlük seçim sistemi behemehâl değiştirilmelidir. Rektörlükte başarılı olanlar iki senede bir değerlendirilerek görevine devam ettirilmeli aksi takdirde el çektirilmelidir. İki dönemle de sınırlandırılmamalıdır. Eski YÖK başkanı İhsan Doğramacı rektörlerin seçimle iş başına geleceği kuralı konulunca istifa etti. O zaman O'nu anlamamıştım şimdi Doğramacı'yı daha iyi anlıyorum. Rektörlük seçimle olmaz. Atama ile olmalıdır.
Öğrencilerin hem mesleki hem de sosyal alanda gelişmesi için ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?
Üniversitemiz bu yönde sinema, tiyatro, gezi, konferans gibi etkinlikler yaparak gençlerimizi geleceğe hazırlamaktadır. Mesleki alanda gelişmeleri içinde sanayi alanları ile iş birliği yaparak öğrencilerimizin derste öğrendiği teorik bilgileri sahada uygulamalarını sağlıyoruz. Böylelikle gençlerimiz okullarını bitirdikten sonra iyi eğitimli ve alanlarında deneyimli birer birey olarak hayata atılacaklar.
Bir tıpçı olarak tıp fakültesindeki “intörn” uygulamasını, ilk olarak sizin öncülüğünüzle mühendislik fakültesinde başlattınız. Staj ile “intörn” arasındaki fark nedir?
İntörn uygulaması Türkiye'de bir ilktir. İntörnlük şöyle oluyor; dönem mühendislik eğitimi içerisinde 7 dönemde biten normal programın artından 8. dönem bire bir anlaşma imzaladığımız firmalara öğrencilerimizi gönderiyoruz. Önce komisyonumuz gidip tespit yapıyor, şartları sağlayan firmalarla anlaşma imzalıyoruz. Gaziantep içinde, Türkiye içinde ve Türkiye dışında firmalar bunlar. Uluslararası çok büyük firmalar da var. Öğrencilerimizi 4,5 ay fabrikalara gönderiyoruz. . Staj işi biraz göstermelik oluyor. Ama intörnlükte oranın mühendisiymiş gibi çalışıyor. Gittiği fabrika da öğrenciyi boş bırakmıyoruz bir fabrikadan bir de üniversiteden akademisyen danışman atıyoruz. 4,5 ayın sonunda proje yaparak orayla da ilgili bir girişim projesi, yenileme projesi bir inovasyon ortaya koyuyor. Öğrencilerimiz çoğu fabrikada tabiri caizse tezkere bırakıyor.
Üniversite sanayi iş birliği konusunda neler yaptınız?
Üniversite sanayi iş birliği hep yaldızlı cümlelerle söylenir. Ancak bunların içi doldurulmaz. Biz 2010 yılında buna ciddi kafa yorduk. Ve bir strateji belgesi çıkarttık. Belki de Türkiye'deki üniversitelerde strateji belgesi bir ilktir. Akademik alan ile iş dünyası ile arasında bir cam duvar var. Birbirlerini görüyorlar ama birbirlerini duymuyorlar. Biz cam duvarı kırarak birbirimizi duyar hale geldik. Bizim teknoloji transfer ofisimiz ve teknoparkımız var. Teknoloji transfer ofisimiz Türkiye'deki 10 üniversiteden biri olarak son derece aktif. Projelerde 2013 yılında Türkiye'de birinci olduk. Gaziantep teknoloji açısından ideal ve kadim bir teknik geleneği var. İlimizde iyi bir üretim gücü var: İşte biz bunu buluşturduk.
Sabah kampüse gelirken, ya da kampüsten çeşitli nedenlerle uzun zaman ayrı kaldığınızda hangi ruh hâlinde oluyorsunuz?
Bu biraz abartılı gelebilir ama kampüs hakikaten benim evim oldu. Gaziantep Üniversitesi benim çocuğum gibi. Çünkü biz böyle sırça köşklerde, fildişi kulelerde oturan bir rektör olmadık. Ve bu anlamda sahada, inşaatsa inşaat, öğrenciyse öğrenci, faaliyetse faaliyet, televizyonsa televizyon, kaldırımlara kadar hepsine nezaret etmek, görmek, her yapılanı yerinde denetlemek, onlara dair fikirleri ortaya koymakla yolumuza devam ettik. Bütün bunlarla haşır neşir olmak bana büyük zevk veriyor. Kaldı ki, yaşayan bir üniversiteyiz. Öğrenci odaklı üniversiteyiz. Öğrencilerle işte sosyal medya üzerinden iletişim, bire bir iletişim içerisindeyiz.
Kampüsteki aydınlatma direklerinde güzel sözler asılmış. Bunlardan dikkat çeken Necip Fazıl ile Nazım Hikmet'in sözleri yan yana dizilmiş. Bunları yapmakla neyi hedeflediniz?
Bir farkındalık ortaya koyduk. Üniversite bir robot dünyası değil. Burada temel ahlak felsefesi, insana dair, temel etik bir zemin içerisinde bu farklılıkların yaşamasını istiyoruz.  Necip Fazıl da bizim, Nazım Hikmet de bizim. Bir Çin atasözü 'Büyük yollar bir adımla başlar' sözü de bizim. Peygamber Efendimiz'in hadisi şerifi 'İki günü eşit olan ziyandadır' da bizim. Bunları yazdık, duyurduk işte. Bunlar her insanın kabul edebileceği doğrular. Bunlardan yola çıkarak öğrencilerimizin bu söz ve vecizelerin kulaklarına küpe olmasını hedefledik.


Rektörlük dışındaki günlük hayatta ve evde nasıl birisisiniz?
Evde genellikle elim mutfak işlerine yatkındır. El becerim biraz iyidir. Fırsat buldukça evde erken kalkar çay suyunu koyarım ve ufak tefek işlerde yardımcı olurum. Ama iş yoğunluğundan nadiren kahvaltıya falan yardım edebiliyorum. Ailemizi ihmal etmemeye çalışıyorum.  Hafta sonumu, akşamlarımı çoğu zaman ofiste geçiriyorum. Eşimle bazen espri yapıyoruz. 'Ya akşam şurada bir tören var. O törene gel, orada hiç olmazsa birbirimizi görelim, buluşalım' dediğimiz zamanlar oluyor.
Sizi en çok mutlu eden ve üzen şeyler nelerdir?
Arkadaşlarımızın bir projeyle ilgili iş teklifini duymak benim için en keyifli şeydir. Mesela TÜBİTAK'tan  projemiz geçtiği zaman çok mutlu olurum. Üniversitemizin devlet büyükleri tarafından ziyaret edildiğinde, onların üniversitemize dair güzel sözleri bizi mutlu etmiştir. Bir başka mutluluk veren şey, yabancı ziyaretçilerdir. ABD'den Avrupa'dan, diğer ülkelerden gelenlere üniversitemizi anlattığımızda algılarının birdenbire değişmesi bize mutluluk veriyor. Mutsuz eden olaylar elbette çok. Ama beni en çok mutsuz eden olay iftiradır.  İftira üreterek karalamaya çalışması, beni çok üzmüştür, rahatsız etmiştir. Bir de hele, çok sevdiğim, çok emek verdiğim, böyle bir baba gibi davrandığım bazı insanların bu tür girişimlere kalkışması da doğrusu ciğerimi açıtmış ve hatta yakmıştır. Dostlarıma iki tavsiyede bulunmak istiyorum. Birincisi ne olursanız olun işinizi iyi yapın. İkincisi ise dürüstlük ve insan sevgisini içinizden asla eksik etmeyin.
Hekimlikle birlikte irticalen konuşmada da başarılısınız bunu nasıl elde ettiniz?
Benim kişisel olarak ilkokuldan başlayan çok ciddi bir okuma kültürüm var. İlkokul ikiden itibaren, Tommiks, Teksas, ajan romanlarıyla başlayan ama dünya klasikleriyle, Dostoyevski, Mark Twain ve daha sonra kendi kaynaklarımız Mevlana, Yunus Emre gibi mütefekkirlerin eserlerini ciddi okudum. O birikim, bir de yaşadıklarınızı gözlemleyip sentezleyerek bir şeyler söyleyebilme kabiliyetiniz oluyor. Oradaki esas şey o konunun felsefi altyapısı. O konuya ilişkin bazı temel bakış açısı ve vizyon. Ben konuşurken ne kâğıt ne not olmadan akıcı bir şekilde irticalen konuşurum. Biraz zekiyim galiba.
Kimdir? 

Prof. Dr. Mehmet Yavuz Coşkun Gaziantep'in Oğuzeli ilçesinde 1955 yılında doğdu. 1978 yılında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu. Lisans eğitiminin ardından İngiltere'nin çeşitli hastanelerinde devlet bursuyla eğitim alan Coşkun, uzmanlığını Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalında 1987 yılında tamamladı. 1988'de yardımcı doçent, 1989'da doçent ve 1996 yılında profesör unvanı aldı. Gaziantep Üniversitesinde, anabilim dalı başkanlığı, enstitü müdürlüğü, tıp fakültesi dekanlığı, rektör danışmanlığı ve başhekimlik gibi birçok görevde bulundu. Halen Gaziantep Üniversitesi rektörü olarak görev yapmakta olan Coşkun, evli ve iki çocuk babasıdır. Rektör Coşkun için: Üniversite: Beni kuşatan şey. Gaziantep: İçinde eridiğim pota. Öğrenci: Arkadaş ve dosttur.  Yemek: Kilo almak korkusudur. Müzik: Çok evrenseldir. Türkiye: Büyük ülkedir.



Gazİantep Ünİversİtesİ Künyesİ
3500 yabancı öğrenci
Kuruluş: 1973
Fakülte sayısı: 15, Yüksekokul sayısı: 5, Meslek yükse okulu: 10
Enstitü: 4
Akademik Personel Sayısı: 1560
Yabancı akademisyen sayısı: 45
Öğrenci Sayısı:  45 bin
Uluslararası öğrenci sayısı: 3500
Sloganlar: Marka kentin, marka üniversitesi, Parlayan Yıldız, uluslararası üniversite.
Misyon: Üstün nitelikli, dürüst, bilgili, sosyal ve kültürel açıdan donanımlı, ülkenin aydınlık geleceğine katkısı olan gençler yetiştirmek.
Vizyon: İnsani odaklı bir yönetim anlayışıyla; bilimsellik, karşılıklı saygı ve güven ortamına oturan, ayırımcılığın olmadığı, açıklık, aydınlık ve dünya ölçeğinde, kendisini ülkesine adamış insanlar yetiştiren bir üniversite olmak.