Sosyal medya, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çok hızlı kabul gördü ve yaygın kullanıma erişti. Sanal ortam olması ve kullanım kolaylığı nedeniyle de her yaştan ve sosyo-ekonomik gruptan bireyin rahatlıkla kullanabildiği bir iletişim aracı olan bu mecra, günlük hayatın içindeki yerini aldı. Sosyal medyanın diğer kitle iletişim araçları gibi bir haber mecrası olduğuna dikkat çeken Maltepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şahin Karasar, bu mecrada dolaşıma giren haberin kaynağı ve doğrulunun tartışılması gerektiğine dikkat çekti. “Bu mecranın kullanımı, ayrı bir sosyal sorumluluk, hassasiyet ve titizlik gerektiriyor” diyen Karasar, “Sosyal medya, bir yandan gündelik hayatın rutinleri olarak sosyalleşme ve haberleşme gibi bireysel ihtiyaçları karşılarken bir yandan da dünyanın durulmak bilmeyen ekonomik-politik çalkantılarında da önemli bir sosyal aktör olarak yerini aldı. Halk hareketlerinde, muhalif grupların örgütlenmesi ve olan-bitenden tüm dünyanın haberdar edilmesinde ve genel olarak kamuoyu oluşturulmasında hayli etkili olmaya başladı. Çok kısa sürede yayılabilen haberlerin oluşturabileceği etkiler, kolayca toplumsal kaosa dönüşebilir. Sosyal medya kullanıcılarının bu etik yaklaşım ve hassasiyet içinde paylaşım gerçekleştirmeleri, toplumsal hayatı ve insanların güvenliğini tehlikeye sokacak yaklaşımlardan kaçınmaları gerekiyor. Sosyal medyanın bir iletişim mecrası olarak önemi, her yaş ve grupta kullanım yaygınlığı ve dezenformasyona açıklığı göz önüne alındığında, ‘sosyal medya etiği’ dersinin erken okul yıllarından başlayarak gündeme alınması kaçınılmaz” ifadelerini kullandı.

AKADEMİK LİTERATÜRDE BEŞİNCİ GÜÇ
Sosyal medyanın akademik literatürde ‘soft power’ veya ‘beşinci güç’ olarak ifade edilemeye başlandığını söyleyen Şahin Karasar, “Sosyal medyanın beşinci güç olarak tespitinde doğruluk payı olmakla birlikte gücünün abartıldığı, sosyal hareketlerdeki gerçek nedenlerin yeterince irdelenmediği ve halk hareketlerinde asıl görülmesi gereken boyutların ihmal edilerek abartılı bir güç söyleminin giderek yaygınlaştığı görülüyor. Özellikle kırılgan demokrasiye sahip ülkelerde, sosyal medya, bireylerin kendini ifade etmeleri ve aynı hedef etrafında örgütlenmelerinde kutsanan bir iletişim ortamı konumunda. Bununla birlikte madalyonun diğer tarafını da unutmamak gerekiyor. Sosyal medyanın gücünün bilinçsiz ya da kontrolsüz kullanımı; nefret söyleminin yaygınlaşması, bireylerin kişilik haklarının zedelenmesi, psikolojik saldırı, simgesel şiddet, rızası alınmamış mahrem görüntülerin yayınlanması, sahte hesaplar açılarak insanların yanıltılması, sömürü, taciz ve hakaret gibi pek çok olumsuz söylemin dolaşıma girmesine, yanlış hatta art niyetli görüş ve enformasyonun yayınlanmasına da katkı sağlayabiliyor” dedi.

BİLİNÇLİ VE SORUMLU BİR KULLANICI MODELİ
Sosyal medya kullanıcısının refleksinin ötesine geçen, bilinçli ve sorumlu bir kullanıcı olmasının son derece önemli ve gerekli olduğunu vurgulayan Şahin Karasar, “Bu çağrının amacı sosyal medya kullanım özgürlüğünün engellenmesi değil, aksine kullanım özgürlüğünün ‘suç işleme özgürlüğüne’ dönüşmesinin önüne geçmek ve bu yolla daha sağlıklı iletişim ortamlarının kendini gösterdiği toplumsal yapıya katkı sağlamak. Bilgi, belge, haber ve görüntülerin doğrulanmadan yayınlanmaması ve paylaşılması durumunda neye katkı sağlayacağı veya kime ne gibi bir zararı dokunacağını irdelemeden paylaşılmaması son derece önemlidir. ‘Sosyal medya kullanıcısı’nın refleksinin ötesine geçen, bilinçli ve sorumlu bir kullanıcı olması önemli ve gereklidir. Anlık duygularla hareketten ziyade, herkesin inanç, dil, kültür, toplumsal cinsiyet, politik tercih gibi özelliklerine saygılı, bireysel özgürlük sınırlarını aşmayan ve her bireyin bu alanlarına saygı duyan bir sosyal medya kullanıcısı olmanın önem ve gerekliliğini bir kez daha vurgulamak gerekiyor” ifadelerine yer verdi.