Doç. Dr. Süleyman DOĞAN sordu, rektörler cevapladı

Bilkent Üniversitesi; İhsan Doğramacı Eğitim Vakfı, İhsan Doğramacı Sağlık Vakfı ve İhsan Doğramacı Bilim ve Araştırma Vakfı kararıyla 1984’te kurulmuş Türkiye’nin ilk vakıf üniversitesidir. Bilkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdullah Atalar, mütevazı, çalışkan, sempatik, proaktif  ve yaşamında önemli birinciliklerle saklı bir portre çiziyor. Beş yaşında annesinin katkısıyla okumayı öğrenen Atalar, ilkokula ikinci sınıftan başlamış. Rektör Atalar, hayatı boyunca çok çalıştığını ve büyük küçük demeden kurallara hep uyduğunu belirtiyor. Atalar, 1970’te Ankara Fen Lisesi birincisi, ÖSS’yi Türkiye beşincisi ve aynı yıl yapılan ODTÜ Giriş Sınavı’nda yine birinci olarak kayıt yaptırmış ve de birinci olarak mezun olmuş. 1980’de Türkiye’de ilk kez kişisel bilgisayarını yapan Atalar, ASELSAN’ın ilk mikrobilgisayar projesinde de yer almış.  ODTÜ’deki ilk mikroişlemci dersini de 1980’de vermeye başlamış. Rektör Prof. Dr. Abdullah Atalar ile Bilkent Üniversitesi yerleşkesinde gerçekleştirdiğim söyleşiyle aziz okurları baş başa bırakırken katkılarından dolayı basın sorumlusu Pınar Köklü’ye teşekkür ediyorum. 
Sayın Hocam Bilkent Üniversitesi’ni birkaç cümleyle nasıl tarif edersiniz?
1984’de kurulan üniversitemiz, 1986 yılında ilk öğrencilerini aldı. Hukuk fakültesinin bazı dersleri hariç eğitim ve öğretim dili yüzde yüze İngilizcedir. İlk yıl İngilizce hazırlık aslında üniversiteye hazırlıktır. Öğrencilerimize hem iyi yazı yazmayı hem de proje yapmayı öğretiyoruz. Öğrencilere araştırmayı ve öğrenmeyi de öğretiyoruz.
Nasıl öğretiyorsunuz?
Her zaman yeni bir şey öğretiyoruz. Örneğin cumhuriyet tarihinde öğrenciler proje yapıyorlar. Siz gidin konu bulun ve bu konu hiçbir yerde ve kitapta olmasın diye ödev veriyoruz. Önemsiz olabilir ama kimse araştırmış olmasın. Ankara’da olmamızın avantajları var. Milli Kütüphane ve Büyük Millet Meclisi Kütüphanesi öğrencilerimiz için bulunmaz bir nimettir.
Ne gibi konularda ödev yaptılar?
Türkiye’nin ilk kadın doktoru kimdir? Atatürk’ün ilk fotoğrafçısı kimdir? gibi konuları araştırıyorlar. İstanbul’da 1908’deki suikastı kim yaptı? Ödev sonucunda suikastı yapan bulundu. Türkiye’nin ilk uçak fabrikası, ilk çamaşır makinesi fabrikası gibi konuları birincil kaynaklardan araştırarak rapor haline getiriyorlar. Ankara’da eski politikacılarla da söyleşi yapıyorlar. TBMM Tutanaklara bakıyorlar ve rapor haline getiriyorlar. Bu raporlardan dört tane bilimsel makale çıktı. Yani birinci sınıfta okuyan öğrenciler makale yazmış oldu. Hocalarımız öğrencilere her yıl böyle 500 tane proje yaptırıyor. Yapılan projeleri üniversitede umuma anlatıyor. Projeler ilginç olduğu gibi aynı zamanda eğitici ve öğretici  de oluyor.
Projeleri başka bölümlerin ortak yaptıkları oluyor mu?
İktisat öğrencileri ile siyaset,  sosyoloji ve psikoloji öğrencileri birlikte proje yapıyorlar. Problem çözerek öğreniyorlar. Proje ve ödevle öğretmek klasik hocanın derse anlatmasından daha etkili oluyor. Derslerin çoğu proje merkezlidir. İlk dersime ben projeyle başlıyorum. Yani öğrenmeyi proje bazlı yapıyoruz.
Yani kitabın ortasından başlıyorsunuz öğretmeye?
Kitabın sonuna gidiyoruz belki de. Bunu yapmakla başarılı olduk. buluş yapmaya yönelik bir öğretme ile işe başlıyoruz. Çocukların yeteneklerini keşfe dayalı öğrenme şekli en iyi öğrenmelerden biridir. Eğitimi daha iyi nasıl yaparız diye sürekli çalışıyoruz. Öğrenme metodu oldu ve bitti demiyoruz. Sürekli daha iyisini yapmaya çalışıyoruz. Öğrenciler hocalarını değerlendiriyor. Hocalar hakkında görüşlerini yazıyorlar ki daha iyi iletişim ve öğrenme olsun.
Öğrenci görüşlerini esas alarak hocaların işine son veriyor musunuz?
Hayır. Öğrencilerin görüşleri bir göstergedir. Sadece öğrencilerin görüşleri alınarak hocalarımız ile aramızdaki mukaveleyi sonlandırmıyoruz elbette.  Hocalarımızı her yönüyle değerlendiriyoruz. Mesela hocaların sınavda sorduğu sorulara varıncaya kadar inceliyoruz daha iyisi olması adına. Hocaları da değerlendirme sistemimiz var. En iyi hocaları buraya getirmeye en iyi öğrencileri tutmaya çalışıyoruz.
Bilkent’in bilimsel sıralamada yeri nedir?
Yurt dışında yapılan araştırmalarda Bilkent sürekli birinci çıkıyor. En saygın dergilerde Türkiye’de en başta biziz. Dünyadaki 500 üniversite arasında 200-300 civarında çıkıyoruz. Türkiye sıralamalarında da ya birinci ya da ikinciyiz.
Çıkarttığınız dergi var mı?
Sadece yılda birkaç sayı çıkan İngilizce yayın yapan ‘Türk Edebiyatı’ dergimiz var.  Bu dergide bizim hocalarımızın yayını çıkmıyor. Tamamen dışarıdan yayın kabul ediyoruz. Yani kendi içimizde iltimas olmasın diye böyle bir karar aldık. Bir de haftalık kesintisiz olarak İngilizce bir bülten şeklinde çıkan dergimiz var. Üniversitemiz bünyesinde olan ve olacak faaliyetleri burada yayınlıyor ve öğrencilerin görüşlerine yer veriyoruz.
1986’dan beri kesintisiz çalışan hocalarınız var mı?
Mesela ben varım. Benimle birlikte çok sayıda hocamız var. Hocalarımızın yüzde 25’i Türk değil. Biz pasaportuna bakmıyoruz. Dünyadaki en nitelikli hocaları seçiyoruz. Hocaları alırken bir bilimsel kurulumuz var. Bu kurul müracaat edeni ince eleyip sık dokuyarak bilimsel alanda güçlü olanları tespit ediyor ve ilk üçe gireni rektörlüğe gönderiyorlar. 40 ülkeden hocamız var. En fazla Amerikalı ve İngiliz hoca çalıştıran üniversiteyiz. Yabancıların çoğu da Türk vatandaşı oldular. Onların çocukları da Türkiye’de doğdu. Çok iyi Türkçe konuşuyorlar.
Bilkent’i Bilkent yapan değerler nelerdir?
Bizi biz yapan değer prensiplerimizin olmasıdır. Bir kere prensiplerimizden bir tanesi bütün hocalarımızı araştırmaya teşvik ediyoruz. İngilizce hazırlık sınıflarında derse giren hocalarımız fazla ders veriyor. Diğer öğretim üyelerimizin ders yükü maksimum on saati geçmiyor. Öğretim elemanlarımızın yükselmesinin en önemli yolu araştırmasının ve bilimsel yayınlarının olmasıdır. Türkiye’de yayınlara değil dünyadaki saygın yerlerde dergilere yayınlarının çıkması esastır. Onları yayın yapmaya teşvik ediyoruz.
Bilkentli olmak nasıl bir şey?
Eğitim ve öğretime başladığımız 1986 yılında üniversite sınavı birincisi bizi tercih etmiştir. Öğrenim gören yüzde 40’dan fazla öğrencimize burs veriyoruz. Öğrencilerimizden aldığımız ücretler cari giderlerimizin ancak yüzde 60’ını karşılıyor. Bizim modelimiz ABD’deki Harvard Üniversitesi yapısına benzer. Harvard’ın 30 milyar dolarlık bir vakfiyesi vardır. Türkiye’de bizim yapımızda bir üniversite yoktur. Bizim de vakfiyemiz var bu vakfiye üniversiteye aittir. Vakfiyenin içinde şirketler var. Şirketlerin sahibi üniversitemizdir. Mesela TAV şirketinin T’si bizimdir. Onlardan gelen gelirlerle öğrencilerimize burs veriyoruz.
Bilkent’i diğer üniversitelerden ayıran özellikler nelerdir?
Bizi biz yapan önemli bir değerimiz de kütüphanemizdir. Senede 3 milyon dolar kütüphaneye harcama yapıyoruz. Böyle bir harcama Türkiye’de hiçbir yerde yoktur. Kütüphanemize giren çıkmak istemez. Oraya gelince insanın çalışası gelir. Yurtlarımız ve hocalarımız için lojmanlarımız var. Her türlü spor aktivitelerin yapıldığı yerler var. Öğrencileri spora çok teşvik ediyoruz. Spora alıştırma programları yapıyoruz. Sporun her türü vardır. Herkes kendi istediği bir spor alanını tercih edebilir. Cumhuriyet Koşusu ve Bahar Koşusu gibi faaliyetlerimiz var ki bunlara hocalarımız da katılıyor. Çok sayıda fikir kulüplerimiz var. Kulüpçülüğe alıştırmalar dersi var.  “Ders dışı aktiviteler” isimli bir dersimiz var. Bu ders kredili ve notlu bir derstir.  Kulüp faaliyetine katılın bundan puan toplayın diyoruz.
Mezunlar derneğiniz var mı? 
Var. Bugün mezun olan 38 bin 750 mezunumuzla da gurur duyuyoruz. Şirketlerin üst yöneticileri bizim mezunlarımızla doludur. THY Yönetim Kurulu Başkanı Temel Kotil, Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı ve Bakan Cevdet Yılmaz Bey üniversitemiz mezunudur. Bilkentlilik ruhu ortaya çıkmıştır.
Bu ruhu nasıl oluşturdunuz?
Öğrenciler kampüsü çok seviyorlar. Mezun olduklarında da geliyorlar. Buraya anlamak için biraz kampüste vakit geçirmek gerekir. Öğrencilerimize çok kaliteli yemek ikram ediyoruz. Ücretimiz ise 3,75 TL’dir. Mezunların projeleri de yürüyor. Çok iyi çalışan bir kariyer merkezimiz vardır. Yurt dışında çalışan mezunlarımız da çok başarılıdır. Üniversite şemsiyesi altında beş adet ana okuldan üniversiteye uzanan okulumuz var. Bunların üçü kampüste. Erzurum ve Doğramacı hocamızın doğduğu yer olan Erbil’de de Türkçe eğitim veren okulumuz var. Bir de müzik okulumuz var. Okullarımızda kaliteyi çok yüksek tutuyoruz.
Yükseköğretimin durumunu nasıl görüyorsunuz?
Ben bunu cumhurbaşkanımıza da ifade ettim. Sayısal olarak bir sorunumuz yok. Kalite sıkıntımız var. Üniversitelerimiz araştırmada, eğitim ve kaliteli makale sayısında gereken yerde değildir. Ekonomik olarak Türkiye dünya sıralamasında 16 ve 17.sıradadır. Ama kaliteli makale sayısında Türkiye 36. sıradadır. Ekonomimiz üniversitelerin önündedir. Doçent olma kriterlerini ve nitelikle makale sayısını yukarı çekmemiz lazım. Biz hocalarımızı yükseltirken yurt dışından hocalara dosyalarını gönderiyoruz. Onların objektif değerlendirmeleri sonucunda olumlu rapor alırsak yükseltiyoruz. Bu işi çok sıkı tutuyoruz. Kaliteden taviz vermiyoruz.
 

Hangi üniversitelerle rekabet ediyorsunuz?
Dünyanın ileri gelen üniversiteleriyle rekabet ediyoruz. Yurt dışından gelen hocalarımızın çoğu dünyanın en nitelikli üniversitelerde görev yapmış bilim insanlarından oluşuyor. Her bir üniversitenin bir ideali ve bir potansiyeli vardır. Her üniversite en iyi öğrenciyi çekmek için uğraşıyor. Biz ise dünyanın önde gelen üniversiteleriyle yarışıyor ve en iyi öğrenciyi seçmeye çalışıyoruz.
Türkiye’deki özel vakıf üniversitelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de özel üniversiteler vakıf kanalıyla kuruluyor. Ama uygulamada farklılık gösteriyor. Öğrenci gelirleriyle ayakta duran özel vakıf üniversiteler var. Biz öğrencilerimizden aldığımız bedelle yürümüyoruz. Biz mütevelliye hesap veririz. Ama onlar bize herhangi bir baskı uygulamaz ve serbest bırakırlar. Avrupa özel üniversite statüsünü bizden öğrendi. Onlarda daha önce yoktu. ABD’deki çoğu gelişmiş üniversiteden biz örnek aldık. Merhum hocamız İhsan Doğramacı 1944’de gittiğinde Harvard Üniversitesini görmüş ve aynı tip üniversite modelini Bilkent’e taşımıştır.
Doğramacı’nın ideali neydi?
Doğramacı hocamız Bilkent’i dünyanın en iyi üniversitesi yapmak istiyordu. Onun gösterdiği hedefe doğru ilerliyoruz. Hocamız, elektrik ve elektronik bölümünün kurucu başkanı olmamı istedi. Elinde CV’mi tutuyordu. Bana elektronik ile ilgili bir şey sormadı ama Almancamla ilgili sıkı bir sınavdan geçirdi. Ardından da fakülteyi kurmak için çalışmalara başladık. Hocamız, kuracağı üniversite ile ilgili yapacaklarını anlattığında, Türkiye’nin o günkü şartlarında pek yapılabilir gibi gözükmedi bana. Aslında Hocamız bugünkü Bilkent’i anlatıyordu. Ben de onun anlattıklarının doğruluğuna inandığım için, Bilkent’in projesine katıldım. Bugün bakıyorum ki Hocamız o gün söylediklerini fazlasıyla yaptı.

Kimdir? 

∂ Prof. Dr. Abdullah Atalar 1954’de  Gaziantep’te doğdu. 1974 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümünden lisans, 1976 ve 1978’de ABD’de Stanford Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümünden yüksek lisans ve doktora derecelerini aldı. 1980’de Orta Doğu Teknik Üniversitesinde asistan profesör olarak göreve başladı. 1986’da kurulan Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümünde Bölüm Başkanı ve Doçent olarak görev aldı.  1990 yılında profesörlüğe yükseltildi. 1996 yılında Stanford Üniversitesinde misafir profesör olarak çalıştı. TÜBİTAK’ın 1982 Teşvik, 1994 Bilim ödüllerini aldı. IEEE’nin “Fellow”, Türkiye Bilimler Akademisi’nin de asil üyeliğine seçildi. 17 uluslararası patenti, 70 bilimsel makalesi, 90 konferans bildirisi vardır. Mikro mekanik sistemler ve RF yükselteçler konularında çalışmalarını sürdürmektedir. Evli ve üç çocuk babası olan Atalar, İngilizce ve Almanca bilmektedir.

BİLKENT ÜNİVERSİTESİ KÜNYESİ

İlk özel üniversite
Kurucusu: Merhum Prof. Dr. İhsan Doğramacı, Mütevelli Heyeti Başkanı: Prof. Dr. Ali Doğramacı, Kuruluş: 1984, Fakülte sayısı ve Yüksekokul sayısı: 9 fakülte ve 2 yüksekokul, toplam 29 lisans ve 51 lisansüstü program. Enstitü sayısı: 3, Uygulama ve Araştırma Merkezi: 14, Akademik Personel: 1000, Öğrenci Sayısı: 13 bin, Öğrenci Kulübü sayısı: 100, Yabancı öğrenci sayısı: 900, Yabancı öğretim elemanı sayısı: 300 Kampüs toplam alanı (kapalı ve açık alan): 3 bin dönümü ağaçlandırılmış olmak üzere 5 bin dönümlük bir alan üzerine kurulmuştur. Kapalı alanları: 500 bin metrekare.
MİSYON: Tüm bilimler, teknoloji ve sanatı kapsayan bir öğrenme ve ilerleme ortamı oluşturarak, insanlığa hizmet etmek ve dünya barışını geliştirmektir. Bilkent’te eğitim sadece bir meslek edindirme amacının ötesine geçip, öğrencilere düşünmeyi ve öğrenmeyi öğretmeyi hedeflemektedir.
VİZYON: Akademik personel ve üniversite kaynakları, nanobilim ve nanoteknolojiden siyaset bilimine, güzel sanatlardan işletme ve endüstri mühendisliğine, felsefeden bilgisayar mühendisliğine ve bilim, edebiyat ve sahne sanatlarının birçok dalına kadar bütüncül bir ortam sunmaktadır.